‘Halkı ve Ülkeyi Esir Almak İsteyen Hain Yerliler’

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

 

İki gündür Düzce dağlarındaki bir toplantıda idim. 15 Temmuz Cuma akşamı geç geldim ve 22.30 civarında, Ankara’dan kızım telefon etti, ‘Baba, Ankara’da bir şeyler oluyor, savaş uçakları, korkunç patlamalar! Bir tatbikata da benzemiyor.’ diye bir şeyler söyleyince... Hemen internet’e baktım. ‘Boğaz köprülerinin, havaalanlarının askerlerce kapatıldığı’ bildiriliyordu.

Biraz sonra da, NTV gibi etkin bazı TV kanalları, TSK adına, Genelkurmay’ın internet sitesinden yayınlanan bir bildiriyi, korsan bir bildiri olduğuna değinilmeden, duyurmaya başladı. Biraz sonra, TRT’den bir hanıma zorla okutulduğu anlaşılan bildiri ise, ‘ülke yönetimine ordu tarafından el konulduğu, Sıkıyönetim ilan edildiği, sokağa çıkma yasağı konulduğu’ vs. açıklanıyordu.

Bu çağrıya en mânâlı karşılık, gece yarısından sonra, yüzbinlerin sokaklara akması şeklinde oldu. Nitekim sabaha kadar, Fatih’te, İstanbul Emniyet Müdürlüğü etrafındaki onbinler arasındaydım. Tayyib Erdoğan’ın âkıbeti ise bilinmiyordu. Ama o, ‘Biz kefenimizi giyerek çıktık bu yola...’ sözleriyle halkının arasında gözükünce... Artık, halk daha bir tutulamaz güce dönüşüyordu.

Sabaha kadar, minarelerden yükselen salâlar ile savaş uçaklarının çıkardığı sesler birbirine karışıyor ve bu durum halkımızı korkutmak yerine, daha bir kararlı hale getiriyordu.

***

Halkın parasıyla alınıp, ülkeyi ve halkı koruması için kendilerine teslim edilen silahları o halka ve o ülkeye çevirenlerin kalkıştığı bu askerî darbe teşebbüsünün en çarpıcı tarafı ise halkımızın esir alınması ve ülkenin işgal edilmesi gibi bir alçaklığın, hain yerlilerce gerçekleştirilmesi ihanetiydi. Ama o hainler, Tayyib Erdoğan’la halk arasındaki derin gönül bağının gücünü ve bir davetiyle milyonların sokaklara döküleceğini hesap edememişlerdi. ‘Dik dur, eğilme!’ diyen kitleler, gerçekte sadece Tayyib’lerine değil, kendilerine de sesleniyorlardı. Bu darbe teşebbüsüne girişenler yüzünden, bütünüyle TSK suçlanamaz. Ama geçmişteki darbeleri gerçekleştirenler de, bir avuç idiler.

***

Darbe teşebbüslerine katılan askerlerden bazıları, ‘Biz tatbikat yapılmakta olduğunu zannetmiştik...’ demişler.. Bu gibi ma’zeretlere bakarak, bazı safdiller de, ‘câhil askerler, neyin ne olduğunu nereden bilsinler’ dediler. Ama halkımızın kendi parasıyla aldığı silahları, tankları ve uçakları kullanıp bombalar yağdıran pilotlar ve onları harekete geçirenler de mi, gariban askerlerdi?

***

Unutmamak gerekir ki, NATO üyesi olması hasebiyle, Türkiye’de, ordunun herhangi bir kanun dışı hareketi USA emperyalizminin bilgi ve ilgisi dışında gerçekleştirilemez. Önceki bütün darbelerin her birisi de USA tarafından tezgâhlandığı üzere...

USA emperyalizminin kuklası Pennsylvania Şeyhi ve bağlısı olan bütün şerr odaklarını da ayrıca belirtmeye gerek bile yok...

***

Bu vesileyle, 23 Haziran günlü yazıma bir daha dönmeliyim. Amerikan dış siyasetinin etkin yayın organlarından Foreign Policy’de, 18 Haziran günü yer alan bir makalede, G. W. Bush’un Başkanlık döneminde ‘ulusal güvenlik danışmanı’ olan John Hannah, ‘ABD, AB, Ortadoğu ve hattâ Türkiye için artık tehlikeli olmaya başlayan Erdoğan’la bir hesablaşmanın er ya da geç bir gün ve mutlaka yaşanacağını’ yazmıştı. Ama en büyük engellerden birisi olarak, ‘Onun hâlâ da büyük bir halk desteğine sahip olması’ gösteriliyor; Buna rağmen, ABD, zararlarını azaltma hazırlıklarına şimdiden başlamalı.’ deniliyordu.

Nitekim daha önce de, USA ‘düşünce kuruluşları’nın nice akademisyenleri, ‘ordu müdahale ederse, istemeyiz, ama, kaçınılmazdı deriz.’ demişlerdi; Mısır örneğini göstererek... Emperyalist dünyanın, darbeyi gizli bir sevinçle karşılayan ilk tavrının, darbe kırılınca, ‘halkın seçtiği hükûmeti destekliyoruz...’ şekline dönüşmesi ise, gücetaparların bilinen reflekslerinden...

Star