Hakkârideki mayın patlaması ve medyanın sorum(suz)luluğu

Oral Çalışlar

Kışkırtıcı bir TV yayınının, ya da saldırgan bir gazete manşetinin nelere yol açabildiğinin farkında olmak için siyasetçi, gazeteci ya da medya eleştirmeni olmak gerekmiyor, hatta sıradışı bir duyarlılık bile gerekmiyor. Medyanın bu konulardaki gücü ortada... Hrant Dink’in öldürülmesine giden süreçte medyanın nasıl ‘öldürücü’ bir etki yaptığının adım adım tanığı olduk. Sivas katliamı öncesi yapılan kışkırtıcı yayınların etkisi de belleklerimizdeki tazeliğini koruyor.
***
Hakkâri’deki olayın özel bir özen gerektirdiği ilk andan itibaren belliydi. PKK, patlamanın hemen ardından “Biz yapmadık” açıklamasında bulundu. Yine aynı saatlerde olay yerinde bir çanta bulunduğuna ilişkin bilgiler geldi. Yöre halkı, çantanın ordu malı olduğunu iddia ederek, savcı gelene kadar çantayı jandarmaya teslim etmemişti. Sonrasında, hükümetin BDP yöneticileriyle olan görüşmeyi ertelediğini öğrendik.
Bütün bunları üst üste koyup daha önce yaşananları da göz önünde bulundurduğumuzda, aceleci ve agresif bir üslupla yaklaşılmaması gereken, tam tersine ciddi derecede analiz gerektiren bir durumla karşı karşıya olduğumuz ortadaydı. Böylesine belirsiz ve karmaşık durumlarda, medyanın dili ve yaklaşım biçimi olağanüstü önem kazanıyor.
Olayın hemen ardından gazetelerin internet sayfalarına baktım. En çok satan gazetelerden birinin internet sayfaları hemen işi kapmıştı: “PKK’nın patlattığı mayın”... Bu manşetin dayandığı veri ise ordudan gelen açıklamaydı.
Daha önce PKK’nın yaptığı TSK tarafından iddia edilen benzer bir mayının ordu mensupları tarafından döşendiğinin ortaya çıkmış olduğunu biliyoruz. O zaman da tıpkı dünkü gibi BDP ile hükümet görüşmesi vardı ve bu olay görüşmeyi engellemişti.
***
Anayasa referandumunu başarıyla geride bırakan ve demokrasi sınavını başarıyla geçen toplum, aynı başarıyı Kürt sorununda da göstermek için
gereken psikolojik motivasyona ve demokrasi duygusuna artık sahip. Halk, demokrasi duygusu açısından elit ve eğitimli kesimlerden de medyadan da çok daha ileri bir noktaya ulaşmış durumda olduğu izlenimini veriyor.
MHP’nin referandumda başarısızlıkla sonuçlanan katı milliyetçi kampanyasının ardından, hükümetin daha rahat hareket edebileceği bir ortam oluşmuş durumda. Böylesine olumlu dinamiklerin dikkat çektiği bir ortamda patlayan bu mayın, elbette ki şüphe uyandırıcı ve analiz gerektiren bir duruma işaret ediyor.
Analitik, soğukkanlı, rasyonel bir dilin kullanılmasının olağanüstü önem kazandığı ve toplumun demokrasi bilincinin de yükselişte olduğu bir ortamda klasik “PKK’lılar yapmıştır” haberciliğinin kullanılması acaba kimin ne işe yarar? Acaba toplumda yükselmekte olan (ve referanduma da damgasını vuran) demokrasi duygusunu duraklatmaya çalışan bir medyacılık anlayışıyla mı karşı karşıyayız?
Elbette ki bu eylemi gerçekleştireni lanetlemeliyiz, yapanların bulunması ve hesap vermesi için elimizden geleni yapmalıyız. (Barışa, kardeşliğe kasteden bu mayını kimin döşediğinin bir süre sonra mutlaka açıklık kazanacağı konusunda ben kendi adıma iyimserim.) Ama bu olayın lanetlenmesi, eylemin aktörlerinin ortaya çıkarılma sürecinde sorgulayıcı davranılması gerekliliğini ortadan kaldırmıyor. Genelkurmay’dan gelen bir açıklamayı mutlak bir veri olarak kabul ederek ve bu veri üzerinden en yüksek hızla olabilecek en
provokatif manşetleri üreterek gazetecilik yapmak, (özellikle de son dönemdeki
deneyimler ışığında düşünüldüğünde), en hafif tabirle ‘ihtiyatsız’ bir yaklaşım. 
Bazı gazeteler olaya dikkatle yaklaşırken, bazı gazetelerin ve gazetecilerin tam anlamıyla kışkırtıcılık yaptığını görüyoruz. Adeta toplumu kaosa itmeye, demokrasi özlemini boğmaya ve farklı kesimler arasında düşmanlık yaratmaya
yönelik bir ruh hali içindeler.
***
Kürt sorunu açısından her geçen gün işlerin karmaşıklaştığı bir döneme girdik. Pazartesi günü Güneydoğu’da başlatılacak olan eğitim boykotu, yeni bir dönemin ilk işaretlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Kültürel haklar konusunda bu bölgeden daha radikal ve daha ısrarcı taleplerin geleceği ortada. Kürtlerin, evrensel kriterler açısından gayet normal olan ve Türk halkının da önemli bir kesimi tarafından anlaşılmaya başladığını düşündüğüm ‘kültürel ve kimliksel talepleri’, ‘statüko’nun ve ‘Beyaz Türkler’in büyük bölümü tarafından hâlâ tabu olarak algılanıyor. Bu algı biçimi, doğal olarak, gerilimi sürekli tırmandırıyor. Medya yangına körükle gitmeyi sürdürürse, yaşanan uyumsuzluğun yol açtığı hasarlar artacak.   
Gazeteci meslektaşlarıma bir çağrıda bulunmak istiyorum: Öncelikle, hangi görüşten olursak olalım, bu sorunun Türkiye’nin önündeki en büyük sorun olduğu gerçeğini kabul edelim. Sorunun silahla çözülmesi konusunda denenmedik yol kalmadığını hepimiz görüyoruz. Sonuç ortada. Sorunun acilen silahsız bir zemine taşınması ve makul bir diyalog ortamının oluşması gerekiyor. Aksi takdirde, dağdaki PKK’nın silahını bırakması mümkün olmayacak. Bir uzlaşma ve diyalog ortamına ihtiyacımız var.Hangi siyasi eğilimden olursanız olun, soğukkanlı yaklaşılması gereken bir durumla karşı karşıya olunduğunun farkındaysanız, üzerinize düşen özeni gösterirsiniz.

RADİKAL