Güvenlik bahanesiyle genişleyen dijital tahakküm

Turgay Yerlikaya, Instagram’ın uçtan uca şifreleme politikasındaki değişim üzerinden teknoloji şirketlerinin güvenlik gerekçesiyle mahremiyet alanını daraltarak, dijital gözetim kapasitesini artırdığını söylüyor.

Yeni Şafak / Turgay Yerlikaya

Mahremiyet mi güvenlik mi: Instagram üzerinden bir okuma

Özgürlük ve güvenlik arasındaki diyalektik ilişki konjonktürel olarak farklılık gösterse de bu iki kavramın pratikte hep bir çatışma içerisinde olduğu görülmüştür. Zaman zaman güvenliğin öncelendiği ve özgürlüklerin sınırlandırıldığı bir zemin söz konusu olurken zaman zaman da mutlak özgürlük algısı üzerinden güvenliğin paranteze alındığı dönemler söz konusu olmuştur. Risk ve tehditlere muhatap olma kapasitesine göre değişen bu durum, iki kavramın uygulanması ile ilgili soru işaretleri ve spekülasyonları da artırmaktadır.

Örneğin, terör başta olmak üzere asayiş ile ilgili daha fazla sorun yaşayan bir ülkenin, güvenliği ön plana çıkarması olağan bir durumdur. 11 Eylül sonrasında Batı’da başlayan terör furyasının 2015 sonrasında DAEŞ ile birlikte Avrupa içlerinde hissedilmesi, özgürlük-güvenlik dengesi tartışmalarının daha fazla yapılmasına neden olmuştur. Önceki yıllara göre çok daha sahici bir perspektiften yapılan bu tartışmalarda güvenliğin öne çıkarıldığı bir sosyo-politik düzlem söz konusu olmuş ve yakıcı gerçeklikle yüzleşildiğinde bu dengenin özgürlükler aleyhine işletilebildiği çok açık biçimde görülmüştür.

Özgürlük-güvenlik ikileminin çok baskın biçimde hissedildiği teknoloji sahası da bu tartışmaların en fazla yapıldığı alanlardan. Başta sosyal medya platformları olmak üzere birçok teknoloji şirketinin izlediği politika, güvenlikle ilgili kaygıları artırdığı gibi, özgürlükler ile ilgili baskıları da çok daha yoğun biçimde hissettirmektedir. Son günlerde Palantir’in manifestosu üzerinden yoğunlaşan bu tartışmalara Instagram’ın kararıyla yeni bir soluk geldi. META bünyesinde bir platform olan Instagram, geçtiğimiz günlerde doğrudan mesajlar için uygulanan uçtan uca şifreleme prosedürünün kaldırıldığını açıkladı. Platform açısından radikal bir karar anlamına gelen bu uygulama, içeriklerin şirket tarafından kontrol edilmesi ve söz konusu içeriklere istenildiği zaman ulaşabilmesi anlamına geliyor. Peki bu uygulama META bünyesindeki muhtelif yapılar ve sosyal medyayı domine eden diğer platformlar tarafından da uygulanabilir mi? Yarın bir gün Whatsapp başta olmak üzere muadili platformların benzer bir eğilimle hareket etmesi mümkün mü?

Hiç kuşkusuz bu sorular önemli. Her ne kadar platformlar kullanıcıları ile belirli sözleşmeler üzerinden anlaşma yapsa da temel soru, ilan edilen kuralların uygulanıp uygulanmadığı. Bir diğer soru işareti ise, bu platformların merkezlerinin olduğu yerlerdeki ülkeler ile kurulan ilişki. Son dönemde İsrail ve ABD’nin bazı platformlarla kurduğu olağandışı ilişki bu konudaki soru işaretlerini artırmıştı.

Bu nedenle Palantir’in manifestosunda bir tür vatanseverlik olarak takdim ettiği, içinde yetişilen ülkeye borçlu olma yaklaşımı, teknoloji şirketlerinin, ülkeleri ve müşterileri arasında kaldıklarında nasıl bir tutum takınacaklarıyla ilgili soru işaretlerini artırmaktadır. O nedenle herhangi bir grup ya da kişinin yazışmalarının ya da sosyal medya üzerinden uçtan uca şifreleme ile gönderdikleri içeriklerin üçüncü bir taraf ile paylaşılması ihtimali, mahremiyet başta olmak üzere özgürlükler açısından da ciddi sorunların yaşanacağını göstermektedir.

Mark Zuckerberg, 2019 yılında “gelecek gizliliktir” (the future is private) sloganı ile mahremiyete ne denli önem atfettiğini göstermiş ve META’ya dair soru işaretlerini ortadan kaldırmak istemiştir. Fakat gelinen noktada, her ne kadar bu tür kararlar bir tür güvenlik kaygısı üzerinden meşrulaştırılsa da, META’nın kendisi ile ilgili soru işaretlerini gideremediği aşikar. Bu nedenle platformlar arasındaki rekabetin de bir sonucu olarak ortaya çıkan yeniliklerin özgürlük ve mahremiyet ilkeleriyle ne denli uyumlu olup olmadığı konusu önemli.

Hatırlarsanız Cambridge Analytica, sadece ilgili platformların seçmen profili üzerinden seçimlere müdahale tartışması değildi, aynı zamanda Facebook gibi bir platformun üçüncü kişilerle izinsiz olarak verileri paylaştığı meselesiydi. Sadece seçim dönemleriyle sınırlı kalmayan bu tür skandallar, bireysel hayatın mahremiyetini ifşa eden birçok saldırı ile de gündeme gelmekte ve platformların gizlilik ve güvenlik ilkelerinin, pratikte birçok sorun içerdiği görülmektedir.

META bünyesindeki bir diğer platform olan Whatsapp ile ilgili, mesajların depolandığı ve saklandığı yönündeki spekülasyonla birlikte düşündüğümüzde, ortada ciddi bir sorun olduğu anlaşılmaktadır. Kimi zaman devletlerin bazı yasaları göstererek meşrulaştırdığı içerik edinimi kimi zamanda Cambridge Analytica örneğinde olduğu gibi kullanıcılar mağdur edilmektedir. Bu denli yoğun spekülasyonların ortasında şu soruyu sormakta fayda var; milyarlarca kullanıcısı olan platformların uçtan uca şifreleme noktasındaki esneklikleri ya da tasarrufları bireyler ve devletler açısından ne tür sorunlar ortaya çıkarır? Kritik görevdeki bir devlet adamının herhangi bir platformdaki içerikleri, bir istihbarat örgütü marifetiyle ele geçirildiğinde ne tür çatışmalar söz konusu olur? Sıradan insanların mahrem olarak addettikleri içerik ve görsellerin geniş kitleler tarafından bilinme ihtimali güvenlik açısından ne tür zafiyetler ortaya çıkarır? Benzer sorular üzerinden tartışmamız gereken bu tür platformların, güncel durumları üzerinden yeterince düşünmediğimiz kanaatindeyim. Bir tür egemenlik meselesine de dönüşen bu durum, bütün boyutları ile incelenmeli ve bu konu özgürlük-güvenlik dengesi gözetilerek makul bir seviyede çerçevelendirilmelidir.

Yorum Analiz Haberleri

Tarih, modernitenin propaganda aracına mı dönüştü?
Mazlumluk ile direniş arasındaki ahlaki fark
Modernist itibarsızlaştırmanın kurbanları: Şeyh, ağa ve seyda makamları
Gazze müzakerelerinde direnişi tasfiye planı
Postmodern sansür: Göstererek gizlemek