"Katsayı, 28 Şubat'ta başladı. Katsayıyı o gün, eşitlik ilkesine aykırı diye reddeden Danıştay, bugün hafifletilmesini gene eşitlik ilkesine dayanarak reddediyor."
"Meslek liseliler katsayı kalkacak diye heveslendiler. Üniversite için kurslara paralar harcadılar. Katsayı değişmeyince, psikolojik ve maddi olarak yıkıldılar."
"Her hükümet YÖK'ü kullanmak istiyor. Mesela şimdiki YÖK de çok müdahaleci davranıyor. Siyaset rüzgârı nasıl eserse essin, YÖK zaten keyfî ve müdahalecidir."
* * *
NEDEN: GÜLEN AKTAŞ
Yıllardır çocuklarımızın hayatında büyük bir drama yol açan katsayı uygulaması gene kaldırılamadı. Bırakın kaldırılmayı, katsayı hafifletilemedi bile. Danıştay, YÖK'ün katsayıyı kaldırma kararını iptal ettikten sonra, bu kez de katsayıyı düşüren kararını reddetti. Böylece meslek lisesinden mezun olan gençlerimiz, üniversiteye girişte gene katsayı uygulamasının adaletsizliğine ve devletin ideolojik ayırımcılığına mahkûm edildi. Üstelik bu ayırımcılık, alay eder gibi Anayasa'nın "eşitlik ilkesine" dayanılarak sürdürüldü. Meslek liselerinden mezun olanların üniversite sınavlarında puanlarının belli bir katsayı ile hesaplanması ne zaman başladı? Meslek lisesi mezunları niye açıkça haksızlığa uğruyor? Bu katsayıyı YÖK koyduğuna göre şimdi aynı YÖK'ün bu katsayıyı kaldırmasına Danıştay nasıl engel oluyor? Katsayı koyma yetkisine sahip olan YÖK, katsayıyı kaldırma yetkisine sahip değil mi? Danıştay'ın bu son kararından sonra uygulama nasıl olacak? Meslek liselilerin üniversiteye girmesini engellemek eğitim kalitesini etkiliyor mu? Bu konuları yılların hocası ve yöneticisi fizik profesörü Gülen Aktaş ile konuştuk. Otuz dört yıldır Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü'nde ders veren, üniversitede bir kez dekan yardımcılığı, iki kez de rektör yardımcılığı görevlerini üstlenen, halen üniversitenin fizik bölümü başkanı olan Prof. Gülen Aktaş, katsayı meselesinin özünü müthiş net anlattı.
* * *
NEŞE DÜZEL: Danıştay gene üniversiteye girişteki katsayıyı reddetti. Nedir bu katsayı dediğimiz mesele? Nasıl yansıyor öğrencilerin sınavlarına?
GÜLEN AKTAŞ: Şöyle anlatayım... Bir öğrencinin, üniversiteye girişte "yerleştirme puanı", iki kategoriden oluşuyor. Bir, öğrencinin yazılı sınavlardan aldığı puan. İki, öğrencinin orta öğretimden aldığı puan. Yani, öğrencinin lisedeki performansından, lisedeki notlarından aldığı puan. İşte buna, "ağırlıklı orta öğretim başarı puanı" deniyor.
Katsayı dediğimiz mesele, öğrencilerin üniversiteye girişteki başarılarına nasıl yansıyor?
Öğrencinin "ağırlıklı orta öğretim başarı puanı", işte bu katsayı denen rakamla çarpılıyor. Çarpım sonucunda elde edilen rakam da, öğrencinin üniversite sınavından aldığı puanına ekleniyor. Böylece, öğrencinin "üniversiteye girmek için kullandığı puan" ortaya çıkıyor.
Mesela YÖK, 1999'dan 2002 yılına dek 0,5 ve 0,2 katsayılarını uyguladı. Eğer öğrenci, üniversiteye lisedeki alanında devam ediyorsa katsayı 0,5, eğer öğrenci üniversiteye farklı bir alanda devam etmek istiyorsa katsayı 0,2 oluyordu. Bu katsayılar sadece meslek lisesi mezunlarına değil, lise fen ve edebiyat mezunlarına da uygulanıyordu.
Anlamadım...
Yani lisede fen kolundan mezun olan öğrenci üniversitede mühendisliğe devam ederse, "orta öğretim başarı puanı" 0,5 katsayısıyla çarpılıyordu. Eğer tarih okumayı seçerse, puanı 0,2 ile çarpılıyordu. Ama 2002 yılında bu katsayı sistemini derinleştirdiler.
Daha nasıl derinleştirebildiler, ağırlaştırabildiler bunu?
Katsayıyı 0,8 ve 0,3 yaptılar. Böylece, öğrencinin farklı bir alana gitmesini daha da zorlaştırdılar. Farklı alana giden öğrencinin puanını daha da düşürdüler. Şimdiki YÖK işte önce bu katsayıyı kaldırdı. Danıştay YÖK'ün bu kararını iptal etti. Bunun üzerine YÖK, katsayıyı 0,15 e 0,13 seviyesine getirdi.
Kısacası YÖK ne yaptı?
Üniversitede kendi alanında devam eden öğrencinin puanını 0,15'le, farklı alana giden öğrencinin puanını da 0,13'le çarptı. Yani farklı alana giden öğrencinin puanını YÖK, geçmiş uygulamaya göre daha az düşürdü. Danıştay işte bu katsayıyı beğenmedi. Son kararında bunu açık açık da söyledi. Danıştay ile YÖK arasındaki anlaşmazlık bu katsayıda çıktı ve Danıştay, YÖK'ün bu katsayı kararını da bozdu.
Danıştay aslında ne istiyor?
Eski uygulamanın, yani 0,8, 0,3 katsayı uygulamasının devam etmesini istiyor olmalı. Eski uygulamada şu yaşanıyor. Diyelim ki iki öğrenci üniversite sınavında eşit puan aldılar. Biri kendi alanında üniversiteye devam etmek istedi. Diğeri de alanını değiştirmek istedi. Alanını değiştirmek isteyenin puanı 0,3'le çarpılıyor ve böylece eşit puan alan iki öğrencinin arası 50 puan açılıyor. Her bir puanda, üniversiteye girmek için binlerce kişi bulunduğunu düşünürseniz, üniversite sınavında eşit puan almış iki öğrencinin arasına katsayı uygulaması yüzünden 50 bin kişi giriyor. Yani üniversiteye yerleşmede, alanını değiştiren çocuğun önüne 50 bin kişi geçiyor. YÖK, katsayıyı 0,13 ve 0,15 yaparak bu 50 puanlık farkı 10 puana düşürmüştü ama...
Danıştay bu değişikliği mi kabul etmedi?
Evet, bunu kabul etmedi. Alanını değiştiren çocuğun önüne üniversiteye yerleşmede sadece on bin kişi geçirilmesini yetersiz buldu. "YÖK'e, meslek lisesinden mezun olan öğrencinin üniversitede alanını değiştirmesini daha zorlaştırman, imkânsızlaştırman lazım" dedi.
Oysa bu ülkede milli eğitim politikası, meslek liselerinin teşvik edilmesini öngörüyor. Meslek lisesi mezunlarının sayısını arttırmayı amaçlıyor. Ama tabii bu sayı artmıyor aksine düşüyor. Özellikle katsayı uygulaması başladığından beri meslek lisesine giden öğrenci sayısı düşüyor.
İmam-Hatip liselerine giden öğrenci sayısı düşüyor mu peki?
Katsayının amacı İmam-Hatip liselerine gidişi azaltmak tabii. Katsayı uygulamasıyla birlikte İmam-Hatip'e giden öğrencilerin sayısı düşüyor ama diğer meslek okullarına giden öğrencilerin sayısı kadar da düşmüyor. Katsayı uygulamasının başladığı 1998 yılı ile 2004 yılı arasındaki dönemde, toplam öğrenci sayısı içinde lise öğrenimi görenlerin oranı yüzde 52,4'ten yüzde 63,5'e yükseldi. Meslek lisesine giden öğrencilerin oranı da yüzde 47'den yüzde 36'ya düştü. Ama şu var. Üniversiteye girişte, hakikaten istenen oluyor.
Tam olarak ne oluyor?
Teknik liselerin ve İmam-Hatiplerin üniversiteye öğrenci sokma başarısı, 1999'da katsayı uygulamasının başlamasıyla düştü. Öyle ki İmam-Hatiplerden üniversiteyi kazanma oranı 1998'de yüzde 11 iken, bu oran 2008'de yüzde 2,9'a geriledi. Ama ilginçtir, İmam-Hatiplerin üniversiteye öğrenci sokma başarısı sadece 2009'da arttı ve katsayıya rağmen İmam-Hatip'i bitirenlerin yüzde 12'si üniversiteye girdi. Bu çok ilginç!
Meslek liselerinden mezun olanların üniversite sınavlarında puanlarının belli bir katsayı ile hesaplanması ne zaman başladı?
Katsayıya 1998'de karar verildi. Uygulama 1999'da başladı.
Katsayı meselesi 28 Şubat sürecinde mi başladı?
Evet, 28 Şubat sürecinde başladı. Katsayıyla ilgili olarak 1998'de çıkan kanun 1999'dan itibaren yürürlüğe girdi. Sistem ilk uygulanmaya başladığında Danıştay'da dava açıldı ve Danıştay "eşitlik ilkesine aykırı" diyerek katsayı uygulamasını iptal etti.
Şimdi YÖK'ün katsayıyı kaldırma kararını iptal eden Danıştay, on yıl önce de YÖK'ün katsayıyı başlatma kararını mı iptal etti?
Evet. Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle Danıştay, öğrencilere farklı katsayı uygulanmasını 1998'de durdurdu. Bunun üzerine o zamanki YÖK, katsayı için tekrar bir karar aldı. Bu kez Danıştay, katsayı uygulamasını 1999'dan itibaren geçerli olmak üzere kabul etti.
Danıştay'ın "eşitlik" kaygısı ortadan kalktı, öyle mi?
Kalktı.
YÖK, niye katsayı uygulamasını başlattı?
Meslek eğitimini desteklemek, meslek eğitimi almış çocukların boşu boşuna üniversiteye gitmelerine engel olmak gibi resmî gerekçeler sunuluyor ama... Katsayı, aslında, İmam-Hatip liselerinin üniversitelere öğrenci sokmasını engellemek için alınmış bir karardır. İmam-Hatip liselilerin doktor, yargıç, kaymakam, vali olmaları istenmiyor. Onlara, "madem İmam-Hatip'e gittiniz, imam olun" deniyor.
Meslek lisesi mezunu genç, bugün elektrik mühendisi olamıyor mu?
Çok zor. Üniversite puanı katsayıyla düşürüldüğü için, bu çocuk üniversiteye giremiyor.
Bu katsayıyı YÖK koyduğuna göre, şimdi aynı YÖK'ün bu katsayıyı kaldırmasına Danıştay hangi yasaya göre engel oluyor?
Eşitlik ilkesine dayanarak engel oluyor. Katsayı uygulamasını, geçmişte eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle reddeden Danıştay, şimdi katsayı uygulamasının kaldırılmasına veya hafifletilmesine karşı çıkıyor ve ilginçtir katsayıyı savunurken gene eşitlik ilkesine dayanıyor. Danıştay, "meslek lisesine giden genç meslek sahibi oluyor. Düz liseye giden genç hiçbir mesleğe sahip olmuyor. Mesleksiz genç ancak üniversiteye giderek meslek sahibi olabiliyor. Üniversite sayısı sınırlı. Eğer meslek lisesi mezunu gençler de üniversiteye giderlerse, mesleksiz gençlerin meslek sahibi olma imkânlarını ellerinden alırlar" diyor. Danıştay'ın bu mantığı kabul edilemez.
Meslek liseliler daha da mı mağdur ediliyorlar?
Evet. Çünkü üniversiteye giriş sınavı, meslek lisesinde öğretilen müfredata göre değil, lisede öğretilen müfredata göre hazırlanıyor. Eksik müfredat yüzünden meslek liselilerin üniversiteye girmeleri zaten zor. Bu çocukların sınav puanları, katsayıyla çarpılarak daha da düşürülüyor. Meslek liselilerin üniversiteye girmeleri imkânsız hale getiriliyor. Zaten mağdur olan daha da mağdur etmek acaba hangi eşitlik anlayışına sığıyor?
"YÖK katsayı koyabilir ama kaldıramaz" diyen bir yasa var mı?
Yok.
Bir kurumun katsayı koyma yetkisine sahip olup da kaldırma yetkisine sahip olmaması hukuken mümkün mü?
Mümkün olmamalı. Hele bir de bu ülkede katsayısızlığın örnekleri varken. Katsayı 1998'de getirildi. 1982'den 1998'e kadar gene 1982 Anayasası yürürlükteydi. Kimse o zaman "katsayı yok, Anayasa'nın eşitlik ilkesi zedeleniyor" dememişti.
Danıştay hukuku çiğniyor mu?
İnsanların vicdanını çiğnediği muhakkak. Danıştay'ın katsayının devamıyla ilgili olarak ortaya koyduğu gerekçe insanın vicdanına sığmıyor. Hukuk vicdana uygun olmalıdır.
Danıştay'ın kararı keyfî bir karar mı?
Çok ideolojik bir karar bu. Ama zaten Türkiye'de uygulanan eğitim sistemi de hep ideolojiktir. YÖK baştan beri ideolojikti. Siyaset sıkıştıkça YÖK'ün ideolojik müdahaleleri arttı. YÖK sistemi hem çok keyfi, hem de çok yanlış bir sistem. Çünkü YÖK çok müdahaleci bir sistem.
Amacı ne bu sistemin?
YÖK'le amaçlanan müdahaleci bir sistemdir. Böyle merkeziyetçi sistemler, katsayı gibi ideolojik ve keyfî uygulamalar yaratırlar. Bu merkeziyetçi üniversite sisteminden kurtulmak, YÖK'ten kurtulmakla olur. Ülkede eğitimi ve üniversiteleri böylesine katı bir biçimde yapılandıran bu sistemden vazgeçmek şart. Çünkü siyaset rüzgârı hangi yönden eserse essin, YÖK müdahalecidir. Amacı da üniversiteleri standardize etmek ve büyük ölçüde kendisinin belirlediği müfredatla öğrencileri belli bir formasyona göre yetiştirmektir.
Danıştay'a dönersek... Danıştay, hukuka uymayan bir karar verdiğinde biz toplum olarak bu karara mahkûm mu oluyoruz?
Tabii ki mahkûm oluyor toplum. Danıştay'dan ve Anayasa Mahkemesi'nden sonra gidilecek bir yer yok. Katsayı uygulaması çocuklar üzerinde müthiş bir depresiv etki yapıyor. Bu sistem, çocuğun kendisinin veya anne babasının verdiği kararın bedelini, katsayı uygulamasıyla çocuğa hayatı boyunca ödetiyor.
Siz, Boğaziçi Üniversitesi'nde uzun yıllar dekan ve rektör yardımcılığı yaptınız. Gerçekten istediği bölümü okuyan gençlerin oranı nedir?
Kişisel gözlemimi söyleyebilirim. Çok azdır. Yüzde 10 civarındadır.
Danıştay'ın bu son kararından sonra uygulama nasıl olacak?
YÖK ya eski sisteme dönecek ya da bu karara itiraz edecek. Ama Danıştay'ın kararından anlaşılıyor ki, YÖK, katsayıyı kaldıramayacak. Katsayıyı ancak Meclis 2547 sayılı kanunda değişiklik yaparak kaldırabilir. Tabii o zaman da Anayasa Mahkemesi'nin "laik eğitim zedeleniyor" kararına çarpacak.
Meslek lisesi mezunları açıkça bir haksızlığa uğramıyor mu?
Çok büyük haksızlığa uğradılar. Önce üniversiteye heveslendirildiler. Sonra bu hevesleri ve ümitleri ellerinden alındı. Şimdi büyük bir hayal kırıklığına uğradılar. Üstelik bu hayal kırıklığı bedava da değil. Katsayı kalkacak diye üniversiteye hazırlama kurslarına gittiler, paralar harcadılar. Katsayı kalkmayınca ya da değiştirilmeyince, bu çocuklar hem psikolojik olarak hem de maddi olarak yıkıldılar. Zira meslek liselerine orta ve alt sınıfların çocukları gidiyor. Onlar için kurs paraları çok önemli...
Eğer meslek lisesi mezunlarının üniversiteye girmesine engel olmak istiyorlarsa, neden "meslek lisesi mezunları üniversiteye giremez" diye bir yasa koyup, çocukların daha baştan bunu bilerek eğitim hayatlarını düzenlemelerini sağlamıyoruz?
Ben de aynı fikirdeyim. Ama sistem, meslek lisesi öğrencilerine haklarını vermeyip, veriyormuş gibi görünmek istiyor. Zaten bu yüzden böyle karmaşık bir sistem tercih ediliyor.
Avrupa'da meslek lisesi mezunları üniversiteye girebiliyor mu?
Bir sürü ülkede giremiyor. "Lise formasyonu almadın, üniversiteye gelemezsin" diyorlar.
Bizde meslek lisesi mezunlarının üniversiteye girmesini zorlaştırmak, eğitim kalitesini nasıl etkiliyor?
Eğitim kalitesini pek etkilemiyor ama meslek lisesine gidişi azaltıyor. Bu da sonuçta Türkiye'yi etkiliyor. Bizde gençler meslek liselerine gitmek istemiyorlar. Üniversiteye gitme ümitlerini sürdürmek istiyorlar.
YÖK sistemi, eğitimin kalitesini, düzeyini nasıl etkiliyor?
Bu konuda bir araştırmam yok ama, bu kadar merkezî sistemlerde eğitim iyi olmaz. Türkiye çok iyi bilim adamı, mühendis yetiştiriyor mu? Bence yetiştirmiyor. Ama bunun nedeni de sadece YÖK'e bağlanmamalı. Lise eğitimi de bu ülkede çok kötü. Üniversite eğitimi, biraz da liseden eksik gelen çocukların eğitimini tamamlamakla geçiyor. Ama şu da var.
Evet...
Türkiye'deki üniversiteler dünyada ilk 500 üniversite arasına girmese de çok iyi üniversitelerimiz var bizim. Mezunlarımız dünyada çok iyi üniversitelerde doktora derecesine kabul ediliyor ve başarılı oluyorlar. Tabii şu var. Bu çocuklar üniversiteye çok seçici bir sistemle geliyorlar. Bir buçuk milyon genç arasından ancak ikiyüz bin kişi bir yere yerleşiyor. Bu kadar seçkin olan öğrencileri başarısız yapmak da zor bir iş zaten. Bu çocuklar zaten başarılı olmaya layık çocuklar.
Bu çocukları başarısız yapan üniversite sayısı çok mu peki?
Bence çok... YÖK merkeziyetçi yapısıyla herkesi birbirine benzetmeye, tek tipleştirmeye, aynılaştırmaya çalışıyor. Oysa üniversite demek insanları birbirinden farklılaştıran, insanların daha iyi olma heveslerini körükleyen yer demektir.
Hangi ülkelerde YÖK benzeri kuruluşlar var?
Gelişmiş ülkelerde üniversiteleri koordine eden merkezî sistemler vardır ama YÖK kadar müdahaleci bir sistem yoktur. YÖK, bu ülkede üniversiteleri, eğitim programlarını, öğretim üyesi alım biçimlerini, her şeyi standardize ediyor, tek tipleştiriyor. Ayrıca YÖK, ülkenin her yanına otoriter bir anlayışı yayıyor. Ben, üniversitelerin tepesinde yer alan YÖK yok olursa, her bir üniversitenin kendi otoriter sistemi de yok olur diye umut ediyorum. Zira merkezî otoriter sistemler, kendi biçimlerini, zihniyetlerini o toplumdaki daha küçük organizasyonlara da yayarlar. YÖK de otoriter zihniyetini üniversite yönetimlerine yayıyor. Bu otoriterliği yok etmek, üniversitelere özgürlük getirmek lazım. Özgürlük olmadan, üniversite gerçek üniversite olamaz.
YÖK neden kaldırılmıyor?
YÖK'ü, her hükümet kendine uygun bir biçimde kullanmak istiyor ve YÖK bu yüzden kaldırılmıyor. Mesela şu anki YÖK de çok müdahaleci davranıyor. Eskiden üniversiteler araştırma görevlilerini istedikleri gibi alırlardı. Şimdi YÖK şu sınavı yapın, sınavda şu sonucu alanları alın diyerek, alınacak araştırma görevlisinin adını söylemiyor ama sistemi ayrıntısıyla tanımlıyor. Ayrıca YÖK, rektör atamalarında da daha müdahaleci olmaya başladı. Anlayacağınız, bugünkü YÖK yönetimi de, kanundaki yetkilerini sonuna kadar kullanıyor. Zaten YÖK'ün iyi insanlar veya kötü insanlar tarafından yönetilmesi, durumu değiştirmez. YÖK yanlış bir sistemdir, kaldırılmalıdır.
Üniversite eğitiminin kalitesini yükseltmek için ne yapmalıyız?
Üniversiteleri oluşturan insanlara ve kadrolara güvenmek lazım. Üniversiteler özgürleşmeli, özerkleşmeli, kararlar kendi inisiyatiflerine bırakılmalı. Eğer üniversiteler kendi başlarına adam olamayacaklarsa, zaten YÖK gibi bir sistemle katiyen adam olmazlar. Bugün üniversitelerimizde çok fazla araştırma yapılmıyor. Mezunlarımız kaliteli mi, kültür ve meslek olarak yeteri kadar öğrendiler mi, bu pek sorgulanmıyor. Gerginlikler, genellikle ideolojik oluyor. Kim rektör oldu, kimin adamı rektör atandı, hangi liseli nereye girdi, bütün enerji buna harcanıyor ve üniversite eğitiminde çok vakit kaybediliyor. Bu ülkede çocuk 14-15 yaşındayken alanını seçiyor.
Niye bu kadar erken seçiyor?
Çünkü lisede hangi koldan mezun oluyorsan, üniversitede ona uygun bir yere gitmen gerekiyor. Mesela fen bölümü mezunuysan, alanın mühendislik oluyor, tarih olamıyor. Türkiye'de eğitim bireyle değil, toplumla ilgili bir süreçtir zaten. Bizim eğitim politikalarında, insanın kendini geliştirmesine yardımcı olmak diye bir amaç yok. Bizde milli eğitimin amacı, toplum için mantıklı ve faydalı adam yetiştirmektir. Bu yüzden de meslek liseleri sorunu sadece İmam-Hatip sorunu değildir. Bu, genel olarak eğitimi ve toplumu biçimlendirme sorunudur. "Özgür bireyler yetiştireyim, çocuğun önünü açayım, ona her türlü fırsatı sunayım, ona temel eğitimleri vereyim, böylece çocuk kendini geliştirsin ve kendi hayatını seçebilme sansına sahip olsun" diye bir amaç yok!..
NEŞE DÜZEL / TARAF