Gölge etmeyin yeter, ey Kemalistler!

Özlem Albayrak

CHP İzmir Milletvekili Prof. Birgül Ayman Güler, AK Parti'nin, Türk ulusunu tarihten silmeye dönük girişimlerinde BDP ile iş biriliği yaptığını iddia etmiş ve eklemiş: 'Türk ulusuyla Kürt milliyeti eşit olamaz. Bundan sonra biz savunmadayız, meşru müdafaa hakkı için saldırıdayız'. Güler, gelen tepkiler üzerine telafi mahiyetinde, ulus ve milliyet kavramlarından sözetmiş ama sözleri aynı kapıya çıkmış: 'Uluslaşmış toplulukların içinde farklı etnik gruplar olabilir, ulus olmak kapsayıcı bir formdur. Ancak Kürtler ulus değil, milliyettir, iki toplumu eşitlememek gerekir.'

Güler, Kürt meselesini çıkaranın AK Parti olmadığına; hükümetin Kürt toplumunun hak ve hukukunun teslim edilmesine yönelik hamlesinin sonucunun ülkeyi bölmek anlamına gelmeyeceğine nasıl ikna edilebilir; bilmiyorum. Bildiğim, bugün Türkiye'nin Kürt meselesi diye bir problemi varsa, bunda Güler'in şahsının mensubu olduğu 80 yıllık siyasi-ideolojik geleneğin payının hiç de azınsanmayacak düzeyde olduğudur.

Kaldı ki, Cumhuriyet boyunca Kürt kimliğini inkar ve asimilasyon politikası güdülmemiş olsaydı bile, yine de Kürtler bugün çıkıp, farklı gerekçelerle birtakım haklar talep edebilirdi. Zira, içinde bulunduğumuz yüzyıl ve hatta geride bıraktığımız yüzyılın ikinci bölümü etnik ve dini milliyetçiliğin yüzyılı. Etnisite ve insan hakları konusunda kendini güncelleyemeyen ulus-devletler sözünü ettiğim zaman aralığında batıp çıktı. İnsan hak ve hürriyetleri kalemi, artık bu iki ana arter üzerinden varlık buluyor. Durum böyleyken hala, 'Türkler ve Kürtler eşit değildir, Türkler kapsayıcı ulus, Kürtler de bu ulus içindeki milliyettir' diyen, kanaatimce kafaca bu çağda yaşamıyordur.

Zannederim, fazlasıyla tepki görmüştür Güler; 'vurun abalıya' figürüne bir taş da ben atayım'cı kimselerden olmak da istemem. Ancak, CHP'nin bugüne taşıdığı Kemalist perspektifin günümüz şartlarında, fazlasıyla arkaik kaldığını anlatmak gerekiyor.

Birgül Ayman Güler bir profesör elbette, ama belki gözünden kaçmıştır; toplumu oluşturan unsurlara 'eşitlik' vaat etmeyen ulus devletlerin, 20. Yüzyılın ortalarından itibaren sona ermeye başladığını ve etnik-dini-sınıfsal parçaları yok sayan-baskılayan hiçbir klasik ulus devletin yaşama şansının olmadığını anlatan çalışmalarla dolu akademi… Bir bakmasında fayda mülahaza ediyorum.

Aslında hepimiz biliyoruz ki mesele, Türkler-Kürtler değil. Problem, tüm Kemalistlerin gönlünde yatanın, Osmanlı'daki 'millet-i hakime' fikrinin seküler versiyonuna dayalı bir milli devlet anlayışı olması... Saltanat sisteminin en iyi yönetim biçimi olduğunun sanıldığı bir dünyada, Osmanlı için bu bakış açısı anlaşılır bulunabilirdi; hatta, redd-i miras ettikleri Osmanlı'nın geleneklerinin işlerine gelen bölümlerini almak gibi bir çelişki anlamına gelmesine rağmen bu, Cumhuriyet'in ilk dönemleri için de hiç şaşılası bir fikir değildi.

Ama bugün, Kemalist milliyetçilik ruhunu devam ettirmeye kalkışmak ve 'Ne mutlu Türküm diyene' cümlesinde somutlaşan; dil, din ve ırktan bağımsız olarak TC sınırları içinde yaşayan herkesi 'Türk' sayan; aynı kültür potasında eritmeye çalışan bir tasavvuru inatla savunmaya devam etmek birleşmenin önünü tıkıyor artık. Ayrıştırıyor, bölüyor, kamplaştırıyor. Evet, Kemalizmin dini farklılıkları, sosyal sınıfları ve etnisiteyi görünmez kılmaya çalışan milliyetçiliği; kamusal alanı, çatışmalardan arınmış ve rejim iradesinin yekpare bir görüntüyle yansıyacağı bir alan olarak tasarlamıştır, doğru. Ama sonuç, ne çatışmadan arınmış bir alan, ne de yekpare bir görüntü olmuştur. Bu milliyetçiliğin kendisinin bile ileride Türkiye'nin başına bela açacağı belliyken; bir de dayatılarak, milleti oluşturan çeşitli unsurlar sindirilerek etkin hale getirilmeye çalışılması, elimize nur topu gibi bir Kürt milliyetçiliği sonucunu bırakmıştır.

Kemalizmin hedefi çatışmadan arınmış bir toplumken, sonuç çatışan bir toplum olmuştur. En azından Türkiye bu çatışmayı çözmeye niyetlenmişken, rahat dursalar… O da yok…

YENİ ŞAFAK