Gelirin yüzde 70’ini yüzde 30 yiyor

Yavuz Bahadıroğlu

Dünyanın tüm gelirinin yüzde yetmişini yüzde otuzluk bir “kaymak tabaka” yiyor, geriye kalan yüzde yetmişlik ekseriyet ise dünyadan yalnızca yüzde otuz pay alabiliyor...

Dünya nüfusunun neredeyse yarısı açlık sınırında... Milyonlar ne doğru dürüst doyuyor, ne de sağlıklı içme suyuna ulaşabiliyor...

Bir kesim dünyalı fazla gıda almaktan, diğer kesim dünyalı ise açlıktan ölüyor!

Ahlâkî normlar da zaten hızlı üretim-tüketim kıskacında yaralanıp berelendi.

Bu son derece dramatik olgunun değişmesi ise hayli zor görünüyor.

Bu da geniş kitleleri umutsuzluğa düşürüyor. Umutsuzlukların içinden terör fışkırıyor.

İnsanlık uzun zamandır üretim-tüketim kıskacına sıkışmış durumda... Bir bölümü çok çalışıp aç yatarken, bir kısmı az çalışıp çok kazanıyor, ultra lüks yaşıyor, fakirin hakkını kemiriyor, hukukunu gasp ediyor... Nihayet “Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar” atasözü hükmünü icra etti ve paylaşımsız zenginlikle sabırsız fakirlik arasındaki uçurumlardan komünizm doğdu.

“Onlarda her şey var, ama bizde hiçbir şey yok” diyenler Rusya’da 1917’de ayaklanıp zenginleri fukaralaştırdılar, ama “insanlar arasında eşitlik” vadeden komünizmin hızla devlet kapitalizmine dönüşmesini engelleyemediler...

Geniş kitleler yine mutsuz, yine çaresizdi. Hiçbir beşeri reçetede aranan huzur ve saadet bulunamamıştı. Bu noktada kitleler, yeni bir çare arayışına çıktı.

Gözler ister istemez “Devr-i Saadet”e döndü.

Adı ister Kapitalizm, ister Komünizm, isterse Faşizm olsun; belli ki insanlık beşeri sistemlerde aradığını bulamıyor...

Çünkü adı ne olursa olsun, beşeri sistemlerde servet sadece el değiştiriyor. Bir bakıma patronun kimliği değişiyor, ancak fukaranın kaderi değişmiyor...

Aslında zenginler de savaş ve terör tehdidi altında mutsuz ve huzursuzdurlar. Zaten paranın satın alabildiği şeylerle sağlanan mutluluk çok kısa sürüyor... Yürekler bom boş...

Hâsılı, Yaratıcı ile arasındaki bağı koparmak, insana çok pahalıya mal oldu.

Madde için mânâ dışlandı, ancak maddiyatın sağlayabildikleri de sınırlıydı; para insan ruhunu tatmin edemiyordu. Doyumsuz ve şaşkın kitleler uyuşturucu ile ölüm arasında gel-git kurdu.

Uyuşturucu ve çılgın eğlence partilerinde aradıklarını bulamayanlar ise ya sahte bir peygamberin izinde toplu intihar seansları yapıyor, ya da Rio Karnavalı örneğinde görüldüğü gibi “değişiklik olsun” diye kendilerini çılgın boğalara öldürtüyorlar!

Görünen o ki, fani lezzetlerle sınırlı materyalist hayat telakkisi mukadder noktaya geldi. Materyalizmin müritleri bir süre zevk-u sefa ile oyalandıktan sonra, kendilerini ve kendi geleceklerini yemeye başladılar.

Batılı gelişmiş toplumlar şu sıralar ölümlerden ölüm beğenme durumunda: Çünkü fanî zevklerin çoğunu tattılar. Sanayinin ve teknolojinin kendilerine sunabileceği imkânların yanı sıra her türlü eğlenceyi yaşadılar.

Böylece dünyevi maksatlarının ve hedeflerinin çoğuna ulaştılar...

Dünyevi maksatlarının ve hedeflerinin çoğuna ulaştıktan sonra da maksatsız ve hedefsiz kaldılar: Artık hayattan fazla bir beklentileri kalmadı.

Yanlış çizgide denenen yeni lezzetler, yeni zevkler ise ölümün kapısını aralıyor: Uyuşturucu, içki, fuhuş (AİDS) gibi ölümcül eğlenceler toplumları ruhsal anlamda bitiriyor.

Evet, yeni bir “Yürek İnkılâbı”na muhtacız!

YENİ AKİT