Gazze'nin acılı ama vakur kadınları

Akif Emre

Felaketler insanın, insanlığımızın en büyük imtihanı. Felaketlerde, acılarda, yıkımlarda sınanırız, imtihan olunuruz. Her şeyin alt üst olduğu, var olanın yitirildiği anlarda bastırılmış gerçek kişiliklerimiz, toplumsal karakterlerimiz ortaya çıkar. Her şeyin yerli yerinde olduğu, nimetlerin, imkanların elde olduğu demlerde, bir gece apansızın uykudan fırlayıp her şeyin elden çıktığı anda nasıl davranacağımızla, isyanın, kederin, tevekkülün hangi ucunda durabileceğimizle felaket gelmeden yüzleşme cesaretine sahip miyiz?

Gazze'de ölüm kusan bombalarla yerle bir olan, bir zamanlar evleri iken devasa yıkıntıya dönüşen enkazın üstünde oturmuş acının en derinini yaşayan Gazzeli anaların, kadınların, çocukların resimlerini görünce kendi ruhsal gerçeğimizin sarsıntısıyla irkilmeyen var mıdır? Gerçekten böyle bir acıyla yüz yüze geldiğinde, felaketten de öte zulme maruz kaldığında insan hüzün, acı, isyan, dua, lanetin hangisine tutunur? Bir anda hayatından çekilen her şeye karşı nasıl bir tepki verebilir? Evladının parçalanmış küçük bedeni karşısındaki bir annenin isyan ve inkara sürüklenmeden hüzünle karışık vakur duruşunu ne sağlayabilir?

Siyonist katliamın yıktığı, parçaladığı hayatlar içinde Gazzeli kadınların görüntülerine bir de bu gözle baktım tek tek. Bir zamanlar evi olan yıkıntının üstüne bir yere çökmüş dünyanın tüm elemini omuzlarında hisseden bir kadın; yüzünde acının, ıstırabın çaresizliğinin, kahredici hüznünün tüm çizgileri... Yahut ayakta kollarını açmış lanet okumaktan çok ilahi adaleti davet eden mazlumiyet heykeli gibi duran vakur bir ana...

Bombalar tepeden inmeden önce evini terk eden kalabalıklar içinde son bir hamle ile tekerlekli sandalyesinde erkeğini kurtarmaya, bölgeden uzaklaştırmaya çalışan kadının yüzündeki ifade; korkudan telaşeden eser yok sanki. Gökten ölümlerin yağdığı anda, her şeyin tepetaklak olduğu o travmatik anda çehresindeki bu asaletin kaynağı nedir?

Zulmün en teknolojik, en steril acımasızlığıyla Gazze'ye ölüm kustuğu anda, her bombanın patlayışında zevkten çılgına dönenlerin hayasız sevinç çığlıklarının eşliğinde, iki zıt dünyanın içinde, Filistinli kadınlara dair iki insanlık hali asla unutulamaz.

Fotoğraflara yansıyan karelerin hemen hepsinde, ister içten içe sessizce ağlıyor olsun ister kollarını makas gibi açarak feryat ediyor olsun, hiç birinin çehresinde insanlık çizgisini zorlayan, o felaket anlarında şuurun kaybedildiği, neye nasıl tepki vereceğinin insanın kontrolünde olmadığı anlara mahsus çılgınlıktan eser yok. Anlık tepkiler ne olursa olsun çehrelerde mütevekkil bir Müslümanın inanmışlığının verdiği, kendisine o zulmü reva görene bile saygı uyandıran ifadeyi yakalıyorsunuz. Müslüman olmak böyle bir şey olsa gerek. İnanmışlık, bağlanma, tevekkül, hak ve hakikate olan iman ve kendi mazlumiyetine, haklılığına ve de hakikatine olan sarsılmaz güven... Bunlar olmadan bu kişilik hali böylesi felaket anında ne telkinle ortaya çıkar ne de zorlama ile. Gazzeli annelerin fotoğraflarındaki acıma duygusundan önce derin bir saygıyı telkin eden inanmışlık hali kimsenin gözünden kaçmamıştır eminim. Ve de sadece fotoğraf karelerinden ibaret olmadığını, bu coğrafyayı tanıyan herkesin teslim edeceği bir insanlık hakikatinin var olduğunu biliyoruz.

Çehreler, gözler nasıl iç dünyanın yansıması ise dışa dönük hallerinin de onların, Müslüman tekinin, özelde Müslüman kadının kendine olan itinasını gösterdiği gerçeği fark edilmeyecek gibi değil.

Bu dünyada sahip olduğu ne varsa, en sevdiği canlarla sığındığı yuvasından biriktirdiği servetine kadar, her şeyini bir anda kaybeden o kadınların kıyafetlerine baktınız mı? Bu dehşetli altüst oluş anında bırakınız kendinden geçip üstünü bedenini parçalarcasına dağıtmayı hemen hepsinde son derece özenli, itinalı bir tesettür hali... İncelediğim fotoğraflarda ilk bakışta dikkatimi çeken, Gazzeli Müslüman kadının bedenini, tesettürünü, kendini koruma biçimi. Tesettürün 'Müslüman erkeğin kadına zorla ve aşağılayıcı bir uygulaması' safsatasını telkin eden seküler Batı aklı, hiç bir zaman kadına bu özgüveni, yani özgürlüğü veremeyecektir.

Resimlere bakarak Gazze güzellemesi yapmak değil kastım. Modern insanın olanca 'özgür birey' olma telkinlerine rağmen böylesi yıkım ve acı karşısında ortaya çıkan direnişin, mücadelenin, davasındaki haklılığın, Müslümanca duruşun verdiği özgüveni, iman şuurunu, ben idrakini, Rabbi ile kurduğu o muhteşem bağı çektiğinizde çaresizlik karşısında çılgına dönmüş bir inkar fırtınası esecektir.

Hala Müslümanların tek tek sahip olduğu bu kendisiyle, varoluşuyla, kainatla barışık, Rabbi ile rabıtasını kesmemiş muhteşem kişilik örgüsü modern bireyde yok oluyor. Kendi onuruna düşkün ve kibirli modern birey bir o kadar kırılgan ve dayanıksız. En ufak sarsıntıda intiharın, inkarın, aklı zorlayan çılgınlığın eşiğini geçmesinin önünde hiç bir engel yok.

İyi ki Müslümanız!

YENİ ŞAFAK