Belgelenmiş sağlık verilerinin ise, Gazze’nin yaşadığı insani felaketin boyutlarını ortaya koyan tamamen farklı bir tabloyu yansıttığını vurguladı.
Basın açıklamasında, bakanlığın resmi verilerine göre 2025 yılı boyunca yalnızca yaklaşık 50 bin canlı doğumun kayda geçtiğini belirten yetkili, bunun savaş öncesi oranlara kıyasla yaklaşık yüzde 11’lik bir düşüş anlamına geldiğini ifade etti. Bu durumun, bombardıman, abluka ve sağlık sisteminin tahrip edilmesi gölgesinde sağlık ve yaşam koşullarındaki ciddi bozulmanın doğrudan bir göstergesi olduğunu kaydetti.
Yıl içinde doğumlara ilişkin çarpıcı veriler paylaşan yetkili, aynı dönemde sağlık sisteminin 4 bin 900 düşük doğum ağırlıklı vaka kaydettiğini, bunun savaş öncesi döneme kıyasla yüzde 60’ı aşan bir artışa denk geldiğini aktardı. Ayrıca annelerin ağır psikolojik ve fiziksel baskılara maruz kalması ve temel sağlık hizmetlerinden yoksun bırakılması nedeniyle 4 bin 100 erken doğum vakasının kaydedildiğini belirtti.
Sağlık yetkilisi, rahim içi ölümlerin sayısının 615’e ulaştığını, bunun savaş öncesi kaydedilen oranların iki katı olduğunu ve saldırıların fetüsler üzerindeki doğrudan etkisini yansıttığını ifade etti. Doğumdan hemen sonra hayatını kaybeden yeni doğan sayısının ise 457 olarak kaydedildiğini, bunun yüzde 50’lik bir artış anlamına geldiğini ve sağlık hizmetlerinin neredeyse tamamen çökmesiyle bağlantılı olduğunu söyledi.
Ayrıca, doğan bebekler arasında 322 doğuştan anomalinin kayda geçtiğini, bunun her 10 bin canlı doğumda 64 vakaya karşılık geldiğini belirten yetkili, savaş öncesinde bu sayının yalnızca 32 olduğunu hatırlattı. Bu rakamların tesadüfi olmadığını, bombardıman, aç bırakma, çevresel kirlilik ve sağlık hizmetlerinin yokluğunun doğrudan sonucu olduğunu vurguladı.
İşgalin doğum sayılarını gerçeği yansıtmayan seviyelere yükseltmesinin, soykırımı inkâr eden sahte bir anlatıyı pazarlamayı amaçladığını belirten yetkili, suçların değerlendirilmesinin yalnızca doğan çocuk sayısına bakılarak yapılamayacağını ifade etti. Asıl meselenin, güvenli doğumdan mahrum bırakılanlar, hayatı tehdit eden koşullarda dünyaya gelenler ve hayatta kalabilmek için asgari imkânlara dahi ulaşamadan yaşamını yitirenler olduğunu söyledi.
Açıklamasının sonunda bu verilerin, süregelen bir suçun sağlık alanındaki belgelenmiş tanıklığı olduğunu vurgulayan yetkili, rakamlarla oynama girişimlerinin Gazze’nin, yakın tarihinde benzeri görülmemiş en ağır insani felaketlerden birini yaşadığı gerçeğini değiştirmeyeceğini ifade etti.