Mats Svensson’ın Palestine Chronicle’da yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
Orada bulundum.
Orada yaşadım.
Gazze’de.
Oradayken hayat hâlâ devam ediyordu. Tam anlamıyla değil, kolay da değildi — ama vardı. Son derece kalabalıktı, her şey kısıtlanmıştı, yiyecek yetersizdi, ilaçlar çoğu zaman yoktu, temiz su da öyle. Yine de insanlar yaşıyordu. Çocuklar okula gidiyordu. Dükkânlar açıktı. Biri yemek pişiriyor, biri gülüyor, biri yarını planlıyordu. Ama her zaman İsrail'in Açık Hapishanesi altında. Bombardıman başladığında orayı ziyaret edip ayrılabiliyordum. Orada mahsur kalan iki milyon insanı ziyaret edebiliyordum.
Ama orada nefes alabiliyordunuz.
Bu yüzden bugün Gazze hakkında konuşma şeklimizi kabul edemiyorum. Sanki olanlar kaçınılmazmış gibi. Sanki bir doğal afetmiş gibi. Sanki sadece “oluyor” gibi.
Öyle değil.
İki milyon insan kapana kısılmış durumda. Havadan, denizden, etraflarındaki sınırlardan. Kendi hayatlarının çok ötesinde alınan kararlarla hapsedilmişler. 100.000 kişinin öldürülmesine yol açan kararlarla.
Hiçbir uluslararası gazetecinin girişine izin verilmiyor. Bunun yerine, konuşan yerel halk; gerçekliğin parçalarını, çoğu zaman dinlemeyi reddeden bir dünyaya gönderiyor.
Ve çoğu zaman yerel gazeteciler öldürülüyor. İsrailli keskin nişancılar tarafından öldürülüyor.
Yine de hikâyeler dışarıya sızıyor.
Bilmediğimizi iddia etmeyi bırakmalıyız. İsrail'in yasadışı eylemlerinin Nekbe'ye, işgale, apartheid'e, soykırıma ve insanlığa karşı savaş suçlarına yol açtığını biliyoruz. Hükümetlerimiz bunu hala kabul etmese bile biz biliyoruz.
Gazze’yi bir tencere olarak görüyorum. İçinde iki milyon insanın bulunduğu devasa bir tencere.
Ama bu bir doğa olayı değil.
Birisi tencerenin sapını tutuyor.
İsrail kapağı kaldırıyor.
Her zaman değil.
Ama yeterince sık.
Ve kapak kaldırıldığında, bunun amacı bir şeyin dışarı çıkmasını sağlamak değil —
içine bir şey atmak. Dün gece 17 kişi öldü.
Sonra tekrar kapatılıyor.
Bu, durduk yere gerçekleşmiyor.
Destekle gerçekleşiyor.
Silahlarla, parayla, siyasi korumayla.
Kırılmayan ittifaklarla.
Para dolaşıyor.
Üzerinde: Tanrı'ya Güveniyoruz.
Para, kararlara dönüşür.
Kararlar, bombalara dönüşür.
Ve uluslararası toplumun büyük bir kısmı bunu biliyor.
Görüyor.
Ve yine de eyleme geçmek yerine ihtiyatlı davranmayı tercih ediyor.
Sonuçlara karşı sözleri.
Sessizlik tarafsız değildir.
Olanların bir parçasıdır.
Ve o boşluğun bir yerinde —
bilmekle harekete geçmek arasında —
bizim sorumluluğumuz da vardır.
Aynı sorumluluk değil.
Ama yine de bir sorumluluk.
Gözlerimizi başka yöne çevirmemek.
Karmaşıklığın arkasına saklanmamak.
Dilin, eylemi ertelemek için bir bahane haline gelmesine izin vermemek.
Çünkü tüm bunların ortasında insanlar var.
Ve içlerinden biri konuşmaya başlıyor.
Yine güneye doğru yürüyorlar.
İstedikleri için değil, mecbur oldukları için. Geride bıraktıkları topraklar artık eskisi gibi değil. Gazze'nin yarısı ele geçirilmiş, kontrol altına alınmış ve değiştirilmiş. Onlar hâlâ üzerinde ilerlerken harita yeniden çiziliyor. Yıkılmış evleri, yeni sarı çizginin yanlış tarafında kalmış. Çizgiyi geçerseniz öldürülürsünüz.
Artık daha kalabalık. Arazinin yarısında iki milyon insan var. Yollar, ellerinden geleni taşıyarak hareket eden diğer insanlarla dolu: plastik torbalar, battaniyeler, çocuklar.
Ateşkes olması gerekirdi.
Ama yok.
Bombalar hâlâ duyuluyor, hâlâ düşüyor.
O, yine de yürümeye devam ettiklerini söylüyor.
Başka ne yapabilirler ki?
Çocuklardan ikisi artık yok.
Büyükanne kısa süre önce vefat etti.
Geride kalanlar yoluna devam ediyor.
Şimdilik dinlenebilecekleri bir yer buluyorlar. Bir yuva değil —
sadece eşyalarını bırakabilecekleri bir nokta.
Dinlenmeye, beklemeye, umut etmeye ihtiyaçları var.
Hâlâ kimlerin hayatta olduğunu saymaya.
Bu sadece onların hikâyesi değil.
Aynı zamanda bizim de hikâyemiz.
Ve belki de yapabileceğimiz en önemli şey —
uzaktan da olsa —
dinlemek.
Sözlerini zihnimizde saklamak.
Hayatlarının ve kayıplarının bize ulaşmasına izin vermek.
Ve bilmiyormuş gibi davranmayı bırakmak.
Anlamaya çalıştığımızı söylemek.
Çünkü onların hikâyesi bitmedi.
Bizimki de öyle.
* Mats Svensson, İsveçli eski diplomat, 2003 yılından bu yana Filistin’de devam eden işgali yakından takip etmektedir. Kendisi, “Suçlar, Mağdurlar ve Tanıklar – Filistin’de Apartheid” (Real African Publishers) ve “Apartheid Bir Suçtur – İsrail İşgalinin Portreleri” (Cunepress, 2020) adlı kitapların yazarıdır.