Filistin’in Özgürlüğüne Giden Yoldaki En Önemli Durak: Suriye
Peren Birsaygılı Mut / Fokus+
Geçtiğimiz günlerde, 7 Ekim’den bu yana büyük bir soykırımın orta yerinde ayakta durmaya çalışan Gazze’den bir görüntü düştü önümüze. Çoğu kez olduğu gibi yine elektrik yoktu, gençler toplanmışlar ve cep telefonlarının ışığında Suriye Ordusu’nun terör örgütü SDG/PKK’ya karşı mücadelesini destekleyen marşlar söylüyorlardı. Arkalarından da kornalar çalarak kutlama yapan büyük bir araç konvoyu geçiyordu. Hamas liderlerinden Halid Meşal, katil Baas rejiminin devrilmesinin ardından yaptığı açıklamayla Suriye halkını kutlamış ve Suriye’nin kurtuluşunun Gazze’nin ve tüm Filistin’in kurtuluşunun müjdecisi olduğunu söylemişti. Hamas yetkilisi Talal Nassar ise, devrik rejimden kalan unsurlarla süregelen bu mücadelede “Allah’a itaatin ve cihadın en güzel örneklerini sergiliyorlar” şeklinde tarif ettiği Suriye halkının yanında olduklarını belirtmişti.
Bu açıklamalarda bizler açısından şaşırtıcı hiçbir şey yoktu. Gazzeli gençlerin o büyük sevincinde de. Zira bu, senelerdir durmaksızın dolaşıma sokulan kara propagandaya rağmen, apaçık bir hakikatin yeniden görünür olmasından başka bir şey değildi aslında. Ve her ne kadar söylemde Siyonizm’e düşman gibi görünse de pratikte aslında tamamen bir İsrail projesi haline gelen Baas rejiminin ortadan kalkmasının, Filistin halkının davasına büyük bir katkı sağlayacağı yine su götürmez bir hakikatti.
Kuzu postuna bürünmüş bir kurt; devrik Baas rejimi
Devrik Baas rejimi, Filistin halkının karşısında kuzu postuna bürünmüş bir kurt olarak durmuştu. Ve o korkunç gölgesiyle, Filistin direnişinin en kanlı sahnelerinin perde arkasında var olmuştu daima. Hafız Esad’ın babası Ali Süleyman Esad’ın, Fransızlar tarafından şehit İzzeddin el-Kassam’ın gıyabında verilen idam kararını imzalayan örf divanı içerisinde yer aldığı ve Filistin direnişinin büyük ismi Kassam’ın yakalanması için canla başla bölgesel işbirlikçilerin arasına katıldığı o ilk andan itibaren Esad ailesi tarafından süregelen büyük bir alçaklıkla imtihan oluyordu Filistin halkı. Neler yoktu ki bu hikayenin içerisinde?
Şam Radyosu, Hafız Esad’ın emriyle İsrail birlikleri Golan Tepelerine gelmeden 12 saat öncesinde “Golan Tepeleri işgal edildiği” anonsu yapmıştı bile mesela. Aynı Hafız Esad, Arap-İsrail Savaşı’nda yaşanan bu sahnenin ardından, 1970 senesinde Ürdün’de yaşanan ve Filistin direnişine büyük bir darbe vuran Kara Eylül Olayları esnasında yine gizli başrollerden birisinde olacaktı. Suriye halkının Filistinli direnişçilere yardım etme girişimlerinin neredeyse tamamını sistemli biçimde engellemeye ve Filistin davası etrafında şekillenen dayanışma duygusunu parçalamaya çalışacaktı. Baas Partisi içerisinde derin ayrılıklara sebep olan bu tavrıyla, Kasım ayında gerçekleştireceği darbeye de zemin hazırlayacaktı üstelik. Ve bütün gücü elinde toplayarak başa gelişi, Filistin halkı için en az Nekbe ya da Arap-İsrail Savaşı kadar ağır imtihan olacaktı.
Filistinlilere yönelik her katliamda ondan bir iz vardı artık. 1976 senesinde yaşanan Tel al Zaatar Mülteci Kampı Katliamı’nda mesela… Günlerce süren kuşatma; açlık, susuzluk ve sistemli bir imhayla son bulurken yaşanan bu büyük felaketin arka planında yapılan hesaplarda onun da adı vardı masada. Ya da 1982’nin Eylül ayında Sabra ve Şatilla Mülteci Kampları’nda yaşanan o korkunç katliamda… Kurşunlar, Filistinli mültecilerin bedenine saplanırken ve şehitlerin cenazeleri üst üste istiflenirken, kenardan daima adeta bir köpekbalığı gibi olan biteni izliyordu… Ve Filistin direnişi açısından büyük bir ümit ışığının doğduğu 1976 senesinde, Lübnan’daki varlığını güçlendirebilmek için kapalı kapılar arkasında yaptığı pazarlıkların ardından yapacağı hamleler üzerine düşünmeye devam ediyordu.
Hafız Esad öldükten sonra başa geçen oğlu Beşar zamanında da değişen bir şey olmayacaktı. Baba tarafından Filistin halkı üzerinde kurulmaya çalışılan baskı ve denetim, bu kez daha modern bir görünümle, oğlu tarafından da sürdürülüyor, her fırsatta Filistin direnişini baltalamanın yolları aranmaya devam ediliyordu. Filistin halkına bakış, aynı karanlık çizgi üzerinde ilerliyordu yani. Kendi halkına senelerden bu yana akıl almaz bir vahşet uygulayan Baas rejimi, Filistin halkına da aynı karanlık geleceği vaat etmeyi sürdürüyordu.
Sürgün yollarında omuz omuza yürüyor, kamplarda birlikte kalıyordu Suriye ve Filistin halkları aslında. Baas rejiminin ülkemizdeki ya da başka yerlerdeki etki ajanları, peş peşe yalanlar söylemeye devam etseler de bizler bu sarsıcı hakikatin ızdırabı içerisinde mücadele etmeye devam ediyorduk. Gözlerimizin önünden bir an olsun bile gitmeyen sahnelerle doluydu zihnimiz. Yermük Kampı mesela. Filistinli mülteciler, tarihleri boyunca ilk kez Şam yakınlarındaki Yermük Kampı’nda açlıktan ölmüşlerdi. Katil Baas rejimi mensupları, her çeşit yemeğin bolca bulunduğu sofralarda otururken, onların payına düşen ise hayatta kalabilmek için köpek eti yiyebileceklerine dair yayınlanan fetvaydı.
Sednaya Hapishanesi
Suriyeli kadınlar Filistinli kadınlarla birlikte ölüyor, Suriyeli çocuklar ve gençler, Filistinli çocuklar ve gençlerle aynı enkazların altında kalıyor, Suriyeli erkekler, Filistinli erkeklerle yan yana kurşuna diziliyor, aynı zindanlarda çürütülüyor, aynı toplu mezarlara gömülüyorlardı. Sednaya gibi, girenin bir daha çıkamadığı o korkunç işkence merkezlerine hapsedilen binlerce Filistinli vardı. Yalnızca bedenlerin değil, hafızanın ve umudun da sistemli biçimde yok edilmeye çalışıldığı bu yerlere birlikte hapsedilmişlerdi. Kimi zaman ise tıpkı Bassel Khartabil gibi sorgusuz sualsiz idam ediliyorlardı birlikte. Filistinli bir ailenin çocuğu olarak Suriye’de doğup büyüyen yazılım mühendisi Bassel, Şam’ın yakınlarındaki Adra Hapishanesi’nde gizlice idam edildiğinde henüz 34 yaşındaydı. Onu ölüme götüren bu yola çıkmadan birkaç gün önce evlenmişti. Ve Bassel’in ölümü, Baas rejiminin Filistinlilere vaat ettiği geleceğin en acı örneklerinden birisiydi.
"Kıyamet gibiyim, bir gün mutlaka yine geleceğim"
Suriye’de yaşanan trajedi, yalnızca Suriyelilerin değil Filistinlilerin de hikayesiydi o nedenle. Aynı zulmün altında ayakta kalmaya çalışıyorlardı. Bu ortak kader, öylesine sarsıcı bir biçimde duruyordu ki karşımızda, bütün yalanları ifşa ediyor, gizlenen ne varsa birer birer ortaya çıkarıyordu. Baas rejiminin bütün boyası dökülmüş, Filistin halkının mücadelesini zayıflatmak, direnişi boğmak ve jeopolitik pazarlıklara meze etmek için yürüttüğü bütün politikalar daha da görünür olmuştu artık. Ve Baas rejiminin yıkılması, yalnızca Suriye halkına senelerden bu yana büyük bir vahşet uygulayan bir diktatörlüğün sona ermesi değil, Filistin davası üzerinden kurgulanan sahte direniş söylemlerinin de ortadan kalkması anlamına geliyordu aynı zamanda.
Hama özgürleştikten sonra bir video izlemiştim. Hayatım boyunca izlediğim en sarsıcı sahnelerden birisiydi bu. Şu yaşıma kadar dinlediğim en etkileyici konuşmaydı. Ne süslü kelimeler vardı içinde ne de ölçülüp biçilerek sarf edilen cümleler. Onlarca seneden bu yana büyük bir zulmün hatıralarıyla yaşayan şehrin sokaklarında ortaya çıkan, bütün insanlığın yüzüne bir tokat gibi çarpan hakikatten başka bir şey değildi. Hamalı bir devrimci, halkın Allahuekber nidaları arasında şöyle haykırıyordu:
Kıyamet gibiyim, bir gün mutlaka geleceğim.
O kıyamet bütün görkemiyle gelmiş ve katil Baas rejimini tarihin çöplüğüne göndermişti. Senelerden bu yana bastırılmaya çalışılan, türlü yalanlarla göz ardı edilmek istenen hakikat, kaçınılmaz biçimde çıkıvermişti ortaya işte. Ne muhaberatları kurtarabilmişti onları, ne de inşa ettikleri korku imparatorlukları. Ve bu büyük çöküş, yalnızca Suriye halkını özgürleştirmekle kalmamış, Filistin halkına da büyük bir umut kaynağı olmuştu. Demek ki, zulümle abad olunmuyordu ve Suriye halkının bu büyük zaferi, perde arkasındaki en güçlü müttefiki İsrail’in de sonunun bir gün kaçınılmaz olarak geleceğini müjdeliyordu aynı zamanda. Suriye Devrimi, Filistin direnişine şunu söylüyordu aslında; Zulüm ne kadar ağır olursa olsun, inananları bekleyen büyük bir zafer vardır.
Gazze sokaklarındaki gençlerin sevinci de bu ortak haysiyet hikayesinin en güzel sahnelerinden birisiydi. Aynı zamanda büyük bir kararlılık da barındırıyordu içerisinde. Çünkü Suriye Devrimi, Filistin halkının karşısına çıkan çok güçlü bir umut ışığıydı. Yalnızca Suriye ordusunun terör faaliyetlerine karşı sarsılmaz duruşunu kutlamıyor, kendi geleceklerine dair bir bir umuda da savunuyorlardı. Yaşananlar ve gençlerin gözlerindeki o sevinç, eski rejimden arta kalan unsurların propagandaları karşısında mağlup olmayacak kadar derin bir anlama ve güçlü ordulara sahipti. Suriye Devrimi’nin emin adımlarla yoluna devam etmesi, Filistin’in özgürlüğüne olan sarsılmaz inancı da pekiştiren bir rehber olacaktı.
Ve bunun aksini iddia eden her görüş, her insan ve her hareket de, tıpkı katil Baas rejimi gibi, yalanlarıyla birlikte tarihin çöplüğündeki yerini alacaktı…