Epstein skandalı ve devlet kasalarına kilitlenen sırlar

Ertuğrul Cingil, Epstein belgelerinin pedofili suçunun ötesinde istihbarat, şantaj ve dokunulmazlık zırhıyla örülmüş küresel bir iktidar ağını görünür kıldığını ifade ediyor.

Ertuğrul Cingil/Fokusplus

Karanlık Epstein Skandalının Son Dalgası

ABD Adalet Bakanlığı’nın Epstein skandalı kapsamında yayımladığı yeni belgeler, 2019 yılında New York’taki Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi’nde ölü bulunan pedofili suçlusu Jeffrey Epstein’in çok boyutlu kirli ilişkiler ağını bir kez daha gündeme taşıdı. Kamuoyuna açılan 3 milyondan fazla yeni belge, 2 bin video ve yaklaşık 180 bin görsel; Epstein’ın geniş bir elit ağ üzerinden işlenen suçlarının kimler tarafından görmezden gelindiğini yeniden tartışmaya açtı. 

Epstein skandalında ABD Başkanı Donald Trump, eski ABD Başkanı Bill Clinton, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield ve Avukat Alan Dershowitz gibi birçok ünlü isim yer almıştı. Kurduğu suç ağı, Florida’dan New York’a; malikanelerden Karayipler’deki 72 dönümlük “pedofili adası”na kadar uzanıyordu. “Lolita Express” adı verilen uçakla buraya taşınan VIP yolculara ait utanç verici sırlar hala tam olarak açıklanabilmiş değil. 

Son dalga halinde yayımlanan belgeler, Epstein’i yalnızca reşit olmayan mağdurları istismar eden “sapık bir milyarder” olarak değil; istihbarat servisleri, kraliyet çevreleri, teknoloji elitleri, finans ağları ve siyasetçilerle iç içe geçmiş karanlık bir suç figürü olarak daha görünür hale getiriyor. Amerika’nın ve dünyanın değişmeyen gündemi haline gelen bu dosyada; Epstein’in İsrail istihbaratı Mossad ve İngiliz MI6 ile bağlantılarına ilişkin yeni yazışmalar yer alıyor. Bu tablo Epstein’in neden bu kadar dokunulmaz olduğu sorusunu daha da önemli hale getiriyor. 

Epstein’in Mossad gölgesindeki karanlık ağı 

Jeffrey Epstein dosyaları derinleştikçe ortaya çıkan tablo, sıradan bir suç ağının çok ötesine geçiyor. Epstein’in etrafında şekillenen yapı; istihbarat, şantaj, finans ve siyaset ekseninde örülmüş çok katmanlı bir ağ olduğunu gösteriyor. Bu karanlık yapının merkezinde Epstein’in sevgilisi Ghislaine Maxwell bulunuyor. Maxwell’in babası, İngiltere’de şüpheli şekilde ölen medya patronu Robert Maxwell’in Mossad’la ilişkileri uzun süredir bilinen bir gerçek. Bu miras, Epstein–Maxwell hattını yalnızca kriminal değil, aynı zamanda istihbarat bağlantılı bir zemin üzerine oturtuyor. 

Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak

Epstein’in New York ve Palm Beach’teki evlerinde tespit edilen ve istihbarat servislerinin kullandığı sistemlere benzeyen gizli kamera ağları, bu şüpheleri daha da güçlendiriyor. Ziyaretçilerin sistematik biçimde kayda alınması, görüntülenmesi ve arşivlenmesi; klasik bir pedofili ağından çok, bir bilgi ve zaaf toplama mekanizması izlenimi veriyor. Bu çerçevede en dikkat çekici figürlerden biri eski İsrail Başbakanı Ehud Barak. Barak’ın Epstein’in evlerine defalarca girip çıkarken görüntülenmesi, hatta eşiyle birlikte bu evleri kullanması, aralarındaki ilişkinin gücünü gösteriyor. 

Son belgelerde ifadeleri yer alan bir FBI muhbiri, Epstein’in Barak döneminde istihbarat faaliyetleriyle bağlantılı biçimde yetiştirildiğini ve Mossad tarafından yönlendirilen bir ajan olduğu kanaatini dile getiriyor. Belgelerde Epstein–Barak yazışmalarında “Mossad” atıflarının yer alması ve Epstein’in kendisini bu bağdan ayrıştırmaya çalışan ifadeleri, ilişkinin inkarla örtülmeye çalışılan bir yakınlığa işaret ettiğini gösteriyor. 

Belgeler ayrıca Epstein çevresinin, MI6 ve Mossad’ın eski mensuplarıyla birlikte Libya’nın dondurulmuş milyarlarca dolarlık varlıklarını hedef alan planlar yaptığını da ortaya koyuyor. “Yeniden inşa” söylemi altında devlet fonlarına erişim ve yüksek kazançlı hukuki-finansal operasyonlar konuşuluyor. 

Aynı dosyalarda, Epstein’in Rothschild bağlantılı 25 milyon dolarlık anlaşması, küresel finans–istihbarat–siyaset hattını daha da görünür kılıyor. Daha önce yayımlanan fotoğraflarda Epstein’in İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) logolu bir sweatshirt giymesi de, sembolik olsa bile bu bağlantıların görünürlüğünü artıran unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Bugüne kadar açıklanan belgeler, Epstein’in kimleri ağırladığını, kimleri kayda aldığını ve hangi zaafları biriktirdiğini ortaya koyuyor. Cevabı hala saklı olan soru ise şu: Bu kayıtlar yalnızca sapkın bir suçlunun arşivi miydi, yoksa küresel ölçekte işletilen bir istihbarat ve şantaj kasası mıydı? 

Epstein belgelerinde Türkiye hattı 

ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı belgeler, Epstein’in yalnızca Batı dünyasının elitleriyle değil; Türkiye’de siyaset, iş dünyası, eğitim kurumları ve turizm sektörüyle kesişen çok katmanlı ilişkiler kurduğunu da gösteriyor. Epstein’in Türkiye’yi siyaset, eğitim, turizm ve iş dünyasının kesiştiği stratejik bir temas alanı olarak gördüğü ve buna yönelik bir etki-temas haritası oluşturduğu anlaşılıyor. 

Belgelerde, 2010 tarihli bir e-postada Ahmet Davutoğlu’nun isminin iş insanı Thomas Pritzker tarafından Epstein’e iletildiği ileri sürülüyor. Bir gün sonra gelen ikinci mesajda ise “Davutoğlu’nun temasa geçilmesini istediği” ifade ediliyor. Belgeler, bir temas arayışını gösterse de bu temasın içeriği ve sonucuna dair net bir tespit bulunmuyor. Yazışmaların ardından Gelecek Partisi Sözcüsü Ufuk Karcı, Davutoğlu’nun bu süreçten haberdar olmadığını ve isminin provokatif biçimde kullanıldığını açıkladı. 

Dosyada dikkat çeken bölümlerden biri de Robert Koleji’yle ilgili belge. Yönetim Kurulu Üyesi Landon Thomas Jr., Epstein’e gönderdiği e-postada Türkiye karşıtı ifadeler kullanarak okul için fon ve bağış kanalları konusunda Epstein’den yönlendirme istiyor. Thomas Jr., Gates Vakfı’ndan bağış isteme fikrini Epstein’e danışıyor; Türkiye’deki atmosferi “giderek muhafazakarlaşan” bir ülke olarak tanımlıyor ve Epstein’den başka vakıf ve milyarderler konusunda yardım talep ediyor. Bu yazışmalar, Epstein’ın yalnızca bir suç ağı figürü değil; aynı zamanda politik ve ideolojik fonlama ağlarında da aracı bir rol üstlendiğini gösteriyor. 

En hassas başlıklardan biri ise Antalya–Rixos hattı. Belgelerde, Epstein’in bazı mağdurlarının Antalya’daki Rixos Premium Belek Otel’de organize edilen “spa eğitimi” alma planları yer tutuyor. 2017 tarihli e-postalarda Epstein’in kıdemli yardımcısı Lesley Groff’un, Fettah Tamince ile birlikte Sebla Soydan ve Elif Ceylan’a e-posta gönderdiği görülüyor. Bu yazışmalar, Epstein’in lüks turizm ağlarını da kapsayan lojistik bir sistem kurduğuna işaret ediyor. 

Dosyalarda ayrıca İhlas Holding Genel Müdürü Ahmet Mücahit Ören ile Epstein’in suç ortağı Ghislaine Maxwell arasındaki yazışmalar yer alıyor. Epstein’in pedofili adasındaki yapılarla ilgili tasarımlar için mimar Deniz Mete ile daha önce tarihi eser kaçakçılığı iddialarıyla gündeme gelen Ayşegül Tecimer’in isimleri de dosyada öne çıkıyor. Son belgelerde, Epstein’in Cemal Kaşıkçı cinayetinden hemen sonra yaptığı yazışmalar da bulunuyor. Epstein’in Anas Al Rashid isimli kişiyle cinayetin arka planını, Suudi Arabistan, BAE ve ABD–İsrail hattını tartıştığı mesajlar, dosyanın Orta Doğu boyutunu genişletiyor. Bu yazışmalar, Epstein’in yalnızca bireysel suçlar değil; jeopolitik krizler üzerinden de bilgi ve etki devşirmeye çalıştığını ortaya koyuyor. 

Trump: Dosyanın merkezindeki hayalet 

Yeni belgelerde ABD Başkanı Donald Trump’ın adının en az 4 bin 500 kez geçmesi, dosyanın siyasi boyutunu daha da büyütüyor. Bazı mağdur beyanlarında, Epstein’in “karanlık prensi” olarak anılan Maxwell’in mağdurları Trump’a sunduğu iddiaları yer alıyor ve dosyaların zamanlaması tartışma konusu oluyor. 

Ancak açıklanan belgelerde Donald Trump’a dair kayıtlar sınırlı ve parçalı. Oysa Epstein’le aynı sosyal çevrede çekilmiş fotoğraflar, uçuş listeleri ve davet kayıtları yıllardır kamuoyunun gündeminde. Buna rağmen, reşit olmayan mağdurlarla Trump’ı doğrudan ilişkilendiren herhangi bir görsel ya da belge yayımlanmadı. Trump’ın yeniden Beyaz Saray’da olduğu bir dönemde bu eksiklik, yalnızca hukuki değil; siyasi bir koruma kalkanı olarak da yorumlanıyor. Eğer Epstein dosyaları gerçekten “her şeyi” anlatıyorsa, Trump’la ilgili bölüm neden bu kadar steril? 

Dosyaların Trump’ın İran politikasıyla eş zamanlı biçimde servis edilmesi, Epstein belgelerinin bir adalet aracı mı yoksa siyasi bir baskı silahı mı olduğu sorusunu gündeme getiriyor. 

Kraliyet koridorlarında pedofili gölgesi  

Belgelerde dikkat çeken bölümlerden biri, Epstein ile “Dük” olarak anılan Prens Andrew arasındaki yazışmalar. Andrew, Epstein’i Buckingham Sarayı’nda “fazla mahremiyetin olduğu” bir akşam yemeğine davet ederken, “26 yaşındaki Rus bir kadınla tanıştırma” teklifi de alıyor.

Prens Andrew ve Jeffrey Epstein

 Epstein’in kraliyet ilgisi yalnızca İngiltere’yle sınırlı değil. İsveç, Norveç ve Danimarka kraliyet ailelerinden isimlerin de Epstein’le temas kurduğu görülüyor. 

Andrew hakkında çok sayıda istismar görseli ve belgesi ortaya çıkmasına rağmen, yalnızca unvan ve bazı kraliyet imkanlarını kaybetmesi; hukuki bir soruşturmaya uğramaması yoğun biçimde tartışılıyor. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, yeni belgelerin ardından Andrew’un Epstein bağlantıları nedeniyle ABD Kongresi’nde ifade vermesi gerektiğini söyledi. 

Teknoloji devleri ve çifte standart 

Belgeler, Elon Musk ve Bill Gates gibi teknoloji devlerinin Epstein’la temaslarını yeniden gündeme taşıyor. Skandalla ilişkisini reddeden Musk’ın, Epstein’ın adasındaki “en çılgın partinin” zamanını sorduğu e-postaların ortaya çıkması dikkat çekici belgelerden biri oldu. Musk, daha önce Epstein skandalı üzerinden Trump’ı hedef almış ve “Maxwell içeride, müşteriler nerede?” diyerek dosyanın kapatılmaya çalışıldığını savunmuştu.  

Epstein’le çekilmiş fotoğrafları bulunan Musk, pedofili adasına gitmediğini söylese de farklı tarihlerdeki yazışmalar hem ikili arasındaki ilişkinin gücünü hem de çifte standardı gösteriyor.  Bill Gates’le ilgili yeni Epstein belgelerinde ise evlilik krizi ve sağlık iddiaları öne çıkıyor. Epstein’in 2013’te kendi kendine gönderdiği e-postalarda, Gates’in cinsel yolla bulaşan bir hastalık geçirdiği ve bunun için antibiyotik temin edilmesini istediği iddia ediliyor. Bu yazışmalarda, Gates’in eşi Melinda Gates’ten durumu gizlemek için yardım talep ettiği de öne sürülüyor. 

Buzdağının altında neler var? 

Epstein yazışmalarında; Putin’in yerine geçebileceği iddia edilen Rus siyasetçi İlya Ponomarev, ABD’li milyarderlerle temaslar, Howard Lutnick ile Karayipler’de planlanan gizli buluşmalar yer alıyor. Slovakya’da Başbakan’ın dış politika danışmanı Miroslav Lajcak’ın istifası, Hindistan Başbakanı Narendra Modi hakkında kayda geçen ifadeler ve New York Belediye Başkanı Mamdani’nin annesi Nair’in adının geçtiği bağlantılar da dosyalardan taşan başlıklar arasında. 

Belgeler, pedofili, insan kaçakçılığı ve reşit olmayan çocuklara yönelik sistematik istismar iddialarını açıkça ortaya koyarken; ağ devlet başkanlarına ve küresel güç merkezlerine yaklaştıkça kararıyor. ABD Adalet Bakanlığı, Epstein dosyalarının yarısına yakınını “mağdurları koruma” gerekçesiyle sakladığını söylüyor. Ancak yayımlanan son belgeler, bu gerekçenin de yoğun sansür altında olduğunu gösteriyor.  

Yasa gereği sansür yalnızca mağdurlar ve aktif soruşturmalar için yapılabilir; ayrıca her sansürün gerekçesinin tek tek açıklanması gerekir. Oysa dosyalarda gerekçeler yok, yalnızca siyah bantlar var. ABD Adalet Bakan Yardımcısı Blanche, yüzlerce çalışanın iki ay boyunca dosyaları taradığını ve “artık sürecin bittiğini” söylüyor. Bu ifade, hukuki bir açıklamadan çok dosyanın kapatılmasına yönelik bir beyan gibi duruyor. Demokratlar ise yaklaşık 2,5 milyon belgenin hiçbir ikna edici gerekçe olmadan saklandığını savunmayı sürdürüyor. 

Epstein dosyası artık yalnızca bir çocuk istismarı davası değil; istihbarat servislerinin karanlık operasyonlarını, küresel elitlerin ahlaki çöküşünü ve şantaj, para ve cinsellik üzerinden kurulan iktidar ağlarını yansıtan jeopolitik bir ayna niteliğinde. Amerikan adalet sistemini örümcek ağı gibi saran bu skandal; siyaset, para, istihbarat ve dokunulmazlık zırhının kesiştiği küresel bir koruma sistemine işaret ediyor. 

Epstein’in karanlık kutusu açıldı. İçinden dökülenler yalnızca geçmişi değil, bugünü ve geleceği de tehdit ediyor. Bugün görünen yalnızca buzdağının yüzeyi. Küresel elitlerin ahlaki çöküşüne, çıkar ilişkilerine ve istihbarat bağlantılarına dair asıl büyük sırlar ise hala devlet kasalarında, açılmayı bekleyen buzdağının derinliklerinde duruyor. 

Yorum Analiz Haberleri

Kur’an’ın bozguncu tipolojisi ve modern Batı
İç kırılmalar, stratejik ayrışmalar ve meşruiyet krizi sarmalında Batı
Trump’ın İran politikasında hedef belirsizliği
Resulullah’ın bilgi kaynağı
Modern çağın korku dili ve Kur’an’ın şifa reçetesi