Eleştiri maskesi altındaki tahakküm arzusu

Mehmet Garip Tanyıldızı, aidiyet hissedilmeyen bir inanç veya kültür üzerine söz söyleme çabasını, düşmanca bir nesneleştirme ve müdahale biçimi olarak değerlendiriyor.

Mehmet Garip Tanyıldızı / Akşam

“Gerçek İslam bu değil!”

Kişinin başkasının kimliği üzerine söz söyleme, ötekinin kimliği hakkında yorum yapma hakkı var mıdır?

Bu hakkı tanıyalım ya da tanımayalım; ne başkasını, kendimize dair söz söylemekten alıkoyabiliriz ne de kendimiz başkalarının kimlikleri üzerine konuşmaktan tamamen geri durabiliriz. Hakkında konuşulanın hoşnutsuz olduğu bu etkileşim, insanın kamusallığının doğal ve kaçınılmaz bir sonucudur. Tanıma, tanımlama, tartışma ve konumlandırma ihtiyacının bir gereğidir. İnsan, hem kendini hem ötekini anlamlandırma çabası dolayısıyla konuşur, betimler, anlamlandırmaya çalışır.

Ne var ki, gerek siyasal alanda gerek gündelik hayatın akışı içinde sarf edilen sözlerin ve yapılan yorumların bu doğallık ve kaçınılmazlığın masumiyeti içinde kaldığını söylemek mümkün değildir. Bilhassa toplumsal alanda söz, salt ifade olmaktan çıkarak bir müdahale aygıtına dönüşür. Karşıtının kimliği hakkında söylenen söz, çoğu durumda muarız üzerinde iktidar kurma; onu dönüştürme, şekillendirme, baskılama ya da mahkûm etme amacının aparatı işlevi görür. Tanımlama eylemi ekseriyetle hükmetme, sınırlandırma ve değersizleştirme aracı olur.

Hem Türkiye özelinde hem dünya genelinde Müslümanların tarihsel süreç boyunca maruz kaldıkları bu türden saldırılar özellikle Ramazan, bayram gibi görünürlüğün arttığı zaman dilimlerinde yoğunlaşır.

Tersinden ifade edecek olursak, bugünlerde sıkça karşılaştığımız; Müslümanların yaşam tarzları, alışkanlıkları, eğilimleri, zevkleri ve beğenileri üzerine yapılan konuşmalar, kökleri oldukça eskiye uzanan sistematik bir söylemin güncel tezahürleridir.

Elbette bu saldırgan dili, az sayıdaki ciddi ve dikkate alınabilir değerlendirmelerden ayırmak gerekir. Eleştiri ile tahakküm arzusu arasındaki fark gözetilmelidir.

Fakat temelden karşıtı olduğu bir şeyin formunu ve muhtevasını belirlemeye dönük hiçbir söz, bilimsel analiz, sosyolojik tespit ya da estetik eleştiri olarak takdim edilemez. Zira eleştiri, muhatabının varlığını ve özne oluşunu tanımayı gerektirir. Onu yeniden inşa etmeye ya da kendi kalıplarına zorla yerleştirmeye başladığında eleştiriden söz edemeyiz. Bu söylem muhatabını yok etmeye kalkıştığı anda ise düşmanca bir nesneleştirme söz konusudur.

Kendilerini İslam'a nispet etmeyen, İslam'ı bir kimlik olarak ifade etmeyen; dahası her fırsatta Müslümanlar aleyhinde pozisyon alan kesimlerin bir dönem sıklıkla başvurduğu "Gerçek İslam bu değil" söylemi, bugün "İlahilerin içi boşaltılıyor." biçiminde karşımıza çıkıyor. Dün doğrudan norm koyma iddiasıyla ortaya çıkan bu yaklaşım, bugün kültürel içerik, estetik form üzerinden benzer bir tasarrufta bulunmaya kalkıyor.

Bu durum, yılbaşını kutlamayı doğru bulmayan birinin yılbaşı kutlama biçimlerini "Noel'in ruhunu yansıtmıyor" diyerek eleştirmesine benziyor. Yılbaşını güçlü biçimde savunan biri, kutlamaların formu hakkında söz söyleme hakkını kendinde görebilir; zira o formun parçasıdır, o anlam dünyasının içindedir. Fakat o kutlamalarla hiçbir aidiyet ilişkisi bulunmayan birinin, yılbaşında hindi yerine horoz kesilmesini önermesi nasıl karşılanır? Bunu söyleyen kişinin, "sığ" nitelemesini fazlasıyla aşan sıfatları hak ettiği su götürmez bir gerçektir.

Yorum Analiz Haberleri

Mümin savaş meydanında bile Allah’ı zikreden kişidir
Afrika’nın topraktan yükselen medreseleri
Ortadoğu’da neocon mühendisliği
Ülkesi bombalanırken dans edenler
Gafletten ihyaya: Ramazan mektebi