Mustafa Sabri Beşer/Star
Reyting mahkemesinde makbuzu ödeyen, günah işlemeye devam ediyor!
"Anlaşılan "Aile Yılı" bitti..." diye bir paylaşım gördüm. Paylaşımın öznesi bir TV dizisi. İzini sürdüm, akıttığı irini süzdüm.
Daha yeni "gündüz kuşağı" bataklığına öfkelenmişken, akşam kuşağında aynı necasetin farklı bir ambalajla önümüze konduğunu gördüm.
Üç kadın var... Üçü de hamile. Sıkı durun, hiçbiri kocasından hamile değil! Üstelik içlerinden biri, nikahsız sevgilisinden peydahladığı çocuk için ellerini açıp "Allah'ım sana şükürler olsun" diyebiliyor.
Bu bir dramaturji değildir. Bu, kutsalı, necasetin üzerine örtü yapmaktır!
Bu rezilliklerin denetim merkezlerine şikâyet edildiğini söyleyen haberler var ama va esefa!
Dün de haykırdım, bugün de haykırıyorum, yarın da gırtlağım yırtılırcasına haykıracağım! Gerekirse alayınızla kavgaya tutuşacağım!
Yahu siz değil misiniz, bambaşka bir bağlamda, fıkhi bir hassasiyetle söylenmiş olmasına rağmen, "asansör halveti" meselesi üzerinden bir alimi lime lime eden, sosyal medyada linç sehpaları kuran siz değil misiniz? O gün aslan kesilenler, bugün ekranlardan evinize lağım akarken neden sus pus?
İşte bu yüzden sen artık bir cinnet toplumusun, psikopatsın, sosyopatsın ey halkım!
Uzmanlar bas bas bağırıyor, gündüz kuşağı denen irin yuvalarının, aileyi bir arada tutan güven duygusunu hançerlediğini, reyting uğruna topluma zehir zerk ettiğini söylüyor.
Zihin negatifi kapıyor, pisliği emiyor ve sonra "Demek ki bu oluyormuş, demek ki normalmiş" duygusu kanser gibi yayılıyor.
Bu programlar bize birer adalet sarayı gibi pazarlanıyor. Ancak bu vitrinin arkasında kapkara bir fabrika çalışıyor.
Hani şu aynı kanalda iki farklı hanımefendinin sunduğu şu gündüz kuşağı programlarının "reyting mahkemesine" artık biri dur desin de ülkenin aklını ve mahremiyetini rehin almalarından vazgeçirsin...!
Vazgeçirsin zira uzmanlığı kendinden menkul tipler "bilirkişi" kesiliyor, stüdyolar mahkemeye, sunucular yargıca, seyirci jüriye dönüşüyor.
Peki ya o manipülatif jargon? Konuklar kışkırtılıyor, birbirine kırdırılıyor. Stüdyo bir arena, kamera ise cellat! Programdan sonra birbirine düşen aileler, işlenen suçlar, cinayetler, ahlaksızlıklar...
Bu düzen, insanı insana düşürmekte, mahremiyetin ırzına geçmekte usta azizim.
Sonra kalkıp "Suç oranları neden düşmüyor?" diye soruyorsunuz. "Aile içi şiddetin dili nereden besleniyor?" diye bakınıyorsunuz.
Buyurun size şah damarı!
AA haber geçmiş, "Programlar cezayı ödüyor, yayın sürüyor." Cezalar kesiliyormuş ama caydırıcılık yokmuş.
Oh ne güzel parayı basan, günahı işlemeye devam ediyor!
Bunun adı denetim midir? Günahın vergisini verip cehenneme odun taşımak mıdır?
Hele o mahremiyet tarafı... Stüdyo masasına yatırılan yatak odası sırları, "meşru gözetleme" adı altında millete izlettirilen röntgencilik...
İzleyici, başkasının pisliğinde debelenmekten haz alır hale getirilmiş.
Bu programlar aileyi mutasyona uğratıyor!
Kıskançlık hissi dumura uğramış, ar damarı çatlamış. Bir yanda "aldatılmayı normal" gösteren diziler, öte yanda "herkesi ifşa et" diyen stüdyo adaleti.
İkisi de aynı lağım çukuruna dökülüyor.
Bir de bunu "özgürlük" diye pazarlayan şarlatanlar var.
Özgürlük, insanın mahremiyetini reytinge tahvil etmek mi?
Özgürlük, günahı "hikâye" makyajıyla kutsal kelimelerin koynuna sokmak mı?
Hülasa, lafla peynir gemisi yürümez azizân. Prosedürle çözüm olmaz, iradeyle çözüm olur!
Nasıl uyuşturucu şebekelerinin, zehir tacirlerinin, fuhşiyat baronlarının üzerine demir yumrukla, çelik bir iradeyle gidiliyorsa, bu ahlaksızlığın da tek çözümü budur!
Şekva ettiğimiz dijital mecraların atası televizyon, evin en süslü misafiri gibi başköşeye kuruluyor, evin terbiyesini iğfal etmeye devam ediyor.
Sonra aileyi konuşuyoruz. Breh breh breh...
Aile konuşulmaz efendiler, aile korunur!
Koruma, denetimle başlar. Denetim ise mangal gibi yürek ister, cesaret ister. Cesaretin olmadığı yerde ekran, hançer gibi yaşamlarımızı delik deşik etmeye devam eder.
Denetimin abilerine de seslenelim!
Para cezası kesip "görevimi yaptım" huzuruyla koltuğunuzda otururken bir düşünün... O içeriklerdeki rezillikler, o stüdyoda ifşa edilen mahremiyetler, gayrimeşru çocuğuna şükreden (!) o karakterler... Sizin kendi kızınız, sizin kendi oğlunuz, sizin kendi gelininiz, sizin kendi aileniz olsaydı...
Yine de aynı soğukkanlılıkla, "Cezayı ödediler, makbuzu kestik yayın devam etsin!" der miydiniz?
Yoksa dünyayı o ekranın başına mı yıkardınız?