"Ehlimizi ateşten nasıl koruyacağız?"

Başakşehir Özgür-Der’in "Ayetler Işığında Hayat" seminer dizisinde bu ay, Müslüman kimliğinin inşasında ailenin korunma kalkanı ele alındı.

Başakşehir Özgür-Der’de 22 Ocak 2026 tarihinde gerçekleştirilen seminerde, günümüzün kuşatıcı fitnelerine karşı "Vikaye" (korunma) bilinci tartışıldı. Fevzi Zülaloğlu, sunumuna İslam’ın ilk tebliğ yıllarından bir kesitle başlayarak, Safâ Tepesi’ndeki o meşhur çağrıyı ve Resulullah’ın (s) "Ey Kureyş! Kendinizi ateşten koruyun!" uyarısının sadece o güne değil, kıyamete kadar tüm insanlığa yönelik evrensel bir güvenlik protokolü olduğunu vurguladı.

Tahrim Suresi 6. ayetinde yankılanan "Ey iman edenler! Kendinizi ve ehlinizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun" ilahi emri, Müslüman birey için bir temenniden öte, hayati bir güvenlik protokolüdür. Bu emir, modern dünyanın cazibeli ama yakıcı tehlikelerine karşı aileyi ve nefsi bir sığınak haline getirmenin yol haritasını çizer. İslam tebliğinin ilk günlerinde Safâ Tepesi’nden yükselen "Kendinizi ateşten koruyun!" nidası, bugün de her müminin evinde yankılanması gereken evrensel bir uyarıdır.

"Vikaye" Bilinci: Merkezden Çevreye Koruma Zinciri

Ayette geçen "kû" (koruyun) emrinin kökeni olan "Vikaye", sadece basit bir sakınma hali değil; tehlikelere karşı tam teşekküllü bir önlem ve savunma mekanizması inşa etmektir. Bu manevi koruma zinciri, rastgele değil hiyerarşik bir düzende ilerler. Korumanın ilk halkası bireyin kendi nefsidir; ardından ehli ve ailesi, en dış halkada ise tüm insanlık yer alır. Bu hiyerarşinin hayatiyeti, uçaklardaki "önce kendi maskeni, sonra çocuğunkini tak" kuralı gibidir. Kendi iman zırhını ve takva elbisesini kuşanmamış, kendi yangınını söndürememiş bir ferdin başkalarını ateşten koruma iddiası, inandırıcılıktan uzak bir söylemden ibaret kalacaktır.

İnsanın imandan mahrum kalması ve günahlarla kalbini kirletmesi, aslında bizzat kendisine yaptığı en büyük zulümdür. Hz. Musa’nın kavmine hitaben söylediği "Şüphesiz siz buzağıyı ilah edinmekle kendinize zulmettiniz" uyarısı, her günahın manevi emniyette açılan bir delik olduğunu hatırlatır. Araf Suresi 26. ayette zikredilen "Takva Elbisesi" (Libasü’t-Takva), dünyadaki her türlü küfür, şirk ve nifak yangınına karşı kişiyi muhafaza eden manevi bir donanımdır. Bu elbisenin kumaşı vahiyle dokunur ve bir mağazadan alınamaz; o, Allah’a teslimiyetle ve O’nun koyduğu sınırlara riayetle kazanılan bir karakter zırhıdır.

Vahyi Libas ve Küfre Karşı İman: Gökten indirilen vahiy, sadece fiziksel ayıp ve kusurları değil; ruhun çıplaklığını, zaaflarını ve günaha olan meylini de örten en hayırlı koruyucudur. Modern çağın sunduğu seküler ve ateist saldırılara karşı ilk savunma hattı, bu vahyi libas ile örülen iman kalesidir.

Anne Rahminden Başlayan Terbiye Süreci: Terbiye, sadece ergenlik çağıyla sınırlı bir süreç değil; ruhun bedenle buluştuğu ilk sözleşme (Elestü bi-Rabbikum) ile başlayan bir yolculuktur. Çocukların sağını solunu ayırt etmeye başladığı andan itibaren namazla tanıştırılması, pedagojik bir zorunluluktur. Ebeveynler, çocuklarının sadece fiziksel ihtiyaçlarından değil, aynı zamanda manevi akıbetlerinden sorumlu birer "çoban" hükmündedir.

Helal ve Tayyib Gıda - Karakterin Manevi Yakıtı: Maide Suresi 88. ayet, helal gıdanın karakter inşasındaki stratejik rolüne dikkat çeker. Hz. Peygamber’in (s), torunu Hasan’ın ağzından sadaka hurmasını çıkartması, haramın ve şüphelinin manevi bünyeye girmesine karşı gösterilen muazzam bir hassasiyettir. "Haramla beslenen vücuda cennet haramdır" gerçeği, ehlimizi ateşten korumanın yolunun mutfağımızdaki helal hassasiyetinden geçtiğini gösterir.

Allah’a ve Resul’ün Şahitliğine Kayıtsız İtaat: Ali İmran Suresi’ndeki "Ateşten korunun ve Allah’a ve Resul’e itaat edin" buyruğu, emniyetin ancak mutlak otoriteye teslimiyetle sağlanabileceğini hatırlatır. Şeytani güçlerin ayartmalarına karşı tek paratoner, ilahi iradenin çizdiği hudutların içinde kalarak vahyin şahitliğine boyun eğmektir.

Nifaka Karşı İnfak ve Küfre Karşı İhsan: Münafıklığın yakıcı ateşinden korunmanın en etkili yolu, Allah’ın verdiği nimetleri O’nun yolunda cömertçe harcamaktır. İnfak eden kalpte nifak barınamaz. Cennete giden bu koşu, ancak dünya yüklerinden arınmış, infakla hafiflemiş ve Allah’ı görüyormuşçasına yaşamayı (ihsan) ahlak edinmiş müttakiler tarafından kazanılabilir.

İstiğnaya Karşı İstiğfar Ahlakı ve "Minsah" Metodu: İnsanın kendisini sorumsuz ve kimseye hesap vermez görmesi (istiğna), takva elbisesini parça parça eden bir kibir hastalığıdır. Tövbe ve istiğfar ise bu manevi elbiseyi tamir eden bir "minsah" (manevi iğne) vazifesi görür. Her talebi sorgusuz yerine getirilen çocukların "müstağni narsistlere" dönüşmesi, modern ailenin en büyük yangınlarından biridir. Özür dilemeyi bilmeyen bir nesil, ateşin kucağına itilmektedir.

Fahşaya Karşı Tilavet, Namaz ve Zikir: Ankebut 45’te namazın kötülüklerden (fahşa ve münker) alıkoyan gücü, ibadet mekanlarını çocuklarla şenlendirerek hayata taşınmalıdır. Resulullah’ın torunlarıyla beraber namaz kılması, çocukları camiden kovmak yerine omuzunda taşıyarak ibadeti sevdirmesi, namazın bir "hayat tarzı" olarak sunulmasına en büyük örnektir. Namazın kalitesi, dış dünyadaki günah ateşlerine karşı bir izolasyon tabakası oluşturur.

Merhamet, Şefkat ve Hikmetli Kural Dengesi: "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz" düsturu, aile içi eğitimin anahtarıdır; ancak bu şefkat, sınırların yok sayılması anlamına gelmez. Hz. Adem’in ilk sınavındaki "yasak ağaç" kuralı, en merhametli ortamda bile bir disiplin ve kırmızı çizgi olması gerektiğini öğretir. Büyüklere saygının ve nezaket çıtasının kaybedilmesi, aileyi hasta ruhlu bireylerin savaş alanına çevirir.

Lisan-ı Hal ile Yaparak ve Yaşayarak Örneklik: Taha Suresi 132. ayetteki "Ailene namazı emret ve kendin de onda sabırlı ol" emri, kuru bir nasihatten öte bir yaşam çağrısıdır. Çocuklar ebeveynlerinin sadece söylediklerini değil, bıraktıkları ayak izlerini takip ederler. İmani değerlerin bizzat yaşandığı bir ev, dışarıdan gelen her türlü fitneye karşı en sağlam kaledir.

Şura ve İstişare - Fikir Kovanından Bal Sağmak: Çocukları ve gençleri "adam yerine koymak", onlara selam vermek ve fikirlerini sormak, nebevi bir eğitim metodudur. Bir içecek ikramında bile çocuğun rızasını almadan karar vermeyen o hassasiyet, gencin özgüvenli ve sorumluluk sahibi bir müttaki olarak yetişmesini sağlar. İstişare edilen evlerde yetişen nesiller, kendi manevi akıbetlerine sahip çıkma bilincine erişirler.

Sözün Özü: Ümmet Anneliktir ve Kurtuluş Takvadadır

"Ümmet" kelimesinin kökeninde yer alan "Üm" (Anne) kavramı, her müminin birer "insanlık annesi" gibi şefkatli ve koruyucu olması gerektiğini ifade eder. Dünya hayatı, kendimizi ve ehlimizi korumamız gereken tehlikelerle doludur; bu yangından kurtulmanın yegane yolu ise vahiyle dokunmuş takva elbisesini kuşanmaktır. Evlerin zikir, fikir ve tefekkür mekanlarına dönüşmesi, nesillerin ateşten muhafaza edilmesi ve ümmetin takva libasıyla yeniden izzet bulması, ateşten korunma bilincine sahip müttakilerin en büyük hedefidir.

Etkinlik-Eylem Haberleri

Özgür-Der'den Eşrefiyye ve Şeyh Maksud'a ziyaret
Verdiğin Senindir İnsani Yardım Derneği, Afganistan'da Aksa camisini açtı!
İyiliğe Çağrı İnsani Yardım Derneği’nden Suriye’ye kış yardımı
Bilgi ve Erdem Vakfı ile Özgür-Der Afrin’de Kürtlere yardım ulaştırdı
Bursa’da “İslam Birliği Tezi ve Dış-İç Vesayeti Aşma Çabaları” konuşuldu