Eğitimin Fıtratında Kemalizm mi Var?

KENAN ALPAY

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dışında ‘zorunlu’ sıfatıyla anılan başka bir ders biliyor musunuz? Sadece matematik, fen, sosyal, coğrafya, tarih gibi dersler değil bu ülkede resim, müzik hatta beden eğitimi de zorunlu oysa. İçeriğinden işlenişine hatta öğrencilere kazandırılmak istenen temel davranış özelliklerine değin Milli Eğitim müfredatında yer alan hemen bütün derslerin merkezinde yer alan temel değer ve vurgulu hedef nedir? Laik ve ulus kimlik üzerine oturan Kemalizm hiç şüphesiz.

Milli Eğitim Temel Kanunu hangi ideoloji, siyaset, kültür, tarih, toplum ve din anlayışı üzerinde bina edilmek isteniyor? Eğitimi bir bütün olarak inkâr ve asimilasyonun, zorbalık ve tek tipleştirmenin meşrulaştırma ve yaygınlaştırma aracı kılan iktidar sınıfları hangi ideoloji ve kimlikten neşet ediyor? Tereddütsüz Kemalizm’den neşet ediyor.

Peki, nasıl oluyor da yaklaşan seçim döneminde CHP ve HDP, zorunlu din derslerini kaldırma vaadiyle eğitim öğretimde Kemalizme dokundurtmadan özgürlük manifestoları yarıştırabiliyorlar? Bu tuhaf tutarsızlığın arka planında tutarsızlıktan daha çirkin ve özünde İslam’a karşı nefret dolu seküler bir mantık yatıyor galiba. 

‘Din Bela, Kemalizm Şifa’ Mantığı

Otoriter ve totaliter bir iktidar ideolojisi olarak Kemalizmi korumak ve kollamak üzere CHP’nin nasıl konumlandığı, hangi dönemlerde nasıl konuşlandığı hatta durumdan nasıl vazife çıkardığı herkesin malumudur. İktidarları döneminde din dersinin kaldıracaklarının gerekçesi olarak AİHM’i ona bağlı olarak da hukuk devleti olmaya gösteren Kemal Kılıçdaroğlu’nun laik-ulus kimliğe atıf yapamıyor oluşu konjonktürel gerekçelerle gayet anlaşılır bir durum. Eğitim sorunlarını din derslerini tasfiye ederek halletme refleksi hala dipdiri duruyor.

İyi ama inkâr ve asimilasyonun merkezi ideolojisi Kemalizmin, Türkçü-Atatürkçü devlet politikalarının güya en büyük mağduru Kürt ulusal siyaseti nasıl oluyor da CHP ile nasıl oluyor da zorunlu din derslerinin kaldırılması ortak paydasında buluşuyor? Din derslerinin seçmeli ders olmasında hiç beis olmadığı gibi İslam dışı ve karşıtı aileler için de doğru olan budur. Devlet’in dine ve din dersine yüklediği mana laik-ulusal temelde yükselen pragmatizmden öteye bir şey değildir ve hiç olmamıştır.

Asıl sorun tüm birimleriyle Kemalist ideolojinin tasallutu altındaki eğitim alanını ‘din’ dersine odaklanmış seküler perspektiften ve bu seküler temelden beslenen Türk-Kürt ulusalcı siyasetinden kaynaklanıyor. Mesela HDP Eş Başkanları Demirtaş ve Yüksekdağ’ın seçim beyannamesini kamuoyuyla paylaşırken birçok konuya değinirken din ve dinle alakalı konulara ilişkin sergiledikleri tutumda dikkat çekici hususlardan biri de Atatürkçü eğitim sistemi karşısında neredeyse hiç bizar olmayışlarıydı.

Bu toplumda zorunlu din dersini dert edinirken zorunlu Atatürkçülük derslerine bir kelime olsun söz etmemek ne anlama gelir? Oysa başka bir dizi sapkınlığın yanı sıra Kürdistan’a ait isimleri coğrafya kitaplarından çıkaran, dili ve edebiyatı olduğu gibi müziği de Kürtçeden arındıran, tarihi Kürtleri ya inkar ya da ihanetle özdeş kılarak yazan, sosyal hayatı Kürtlersiz dizayn eden eğitim sistemini din dersi üzerinden okumak hastalıklı ve travmatik bir ruh halini işaretlemiyor mu?

Atatürk Heykellerine ve LGBT’ye Selam

Kürt Kemalizmi ne TÜSİAD sermayesiyle ne Kemalist eğitim sistemiyle ne de Kemalizmin bekası adına seferber edilmiş medya, akademi, bürokrasi sınıflarıyla en küçük bir hesaplaşma emaresi gösteriyor. Zaten Kürt ulusal siyaset sınıflarını Kemalist iktidar sınıfları nezdinde muteber ve müttefik edinilebilir kılan da bu yeni imaj ve tarzı değil mi?

Din ve diyanet meselelerinde kaldırma yönünde irade beyan ederken cinsel sapkınlıklar konusunda teşvik edici söylemler Kürt ulusalcıları nezdinde şöyle karşılık buluyor: "HDP eşitlikçi, cinsiyet özgürlükçü, sosyal, ekolojik ve demokratik bir anayasayı yapmak için tüm gücüyle çalışacak.” Cinsiyetçi özgürlük HDP’nin ısrarla toplumun gözüne gözüne soktuğu cinsel sapkınlığın anayasal güvence ve teşvike kavuşturulmasından başka bir anlama gelmiyor.

Her toplantıda defaten altı çizilen “LGBT ve onurlu yaşam hakkı anayasaya girecek” söylemi HDP’nin sadece Kürt toplumuna değil bütün bir ülkeye vadettiği sosyal-siyasal hayatın koordinatlarını vermektedir. Homoseksüaliteyi meşru ve makbul bir kimlik formatı olarak Müslüman topluma pazarlama görevi liberal-sol ve Kemalist sol aktörlerden sonra Kürt ulusalcılarına tevdi edildi anlaşılan.

Cinsel sapkınlığın sembol kurumlarından LGBT’nin bu kadar sahiplenilmesi, ülkenin dört bir tarafını sarmış Atatürk heykelleri başta olmak üzere resmi ideolojinin sembollerine dair şerh düzeyinde olsun itirazların düşülmemiş olması HDP nezdinde Kürt ulusalcılığının kaynaklarını ve hedeflerini önümüze sermektedir.

LGBT’lilerin tanınma ve anayasal güvenceye kavuşma sorununa çözüm bulmakta pek heveskâr davranan HDP’lilerin Atatürkçü ideoloji, sembol ve kurumları dert etmeyişi nasıl garip karşılanır ki? Toplumun fıtratına ‘nonoşluk’ isnat eden, eğitimin temelinde Atatürkçülüğü ‘fıtrat’ addeden HDP kadrolarını insani-İslami ve ahlaki değerlerin düşmanı, edepsizlik ve emperyalizmin lejyoneri olarak tescillenmek için daha ne yapmak lazım?

Atatürkçülüğe selam duran Kürtçü, Esedçi, LGBTci demokratik özerklik siyaseti barajı değil insanlığı, ahlakı, İslami değerleri fesada uğratmak için sefere çıkıyor. Ama bu seferden bozguna uğramış olarak dönmeleri hiç kimseye sürpriz olmasın.