Mehmet Garip Tanyıldızı / Akşam
Doğum sancısı
Geçtiğimiz günlerde Financial Times'da doğum oranlarının düşüşüyle ilgili dikkat çekici bir yazı yayımlandı. Doğum oranlarının dünyanın farklı bölgelerinde, farklı gelir seviyelerine ve kültürlere sahip toplumlarda neredeyse eşzamanlı olarak düştüğüne işaret eden araştırma sonuçlarını analiz eden bu yazı genel kanaatin aksine nüfus artış hızındaki dramatik düşüşle ilgili temel faktörün ekonomi olmadığını gözler önüne seriyor.
Aile kurmayı dahi zorlaştıran konut sorunu gibi maddi unsurlar nüfus krizinin büyümesinde çok önemli rol oynasa da aslında daha büyük bir problemle muhatap durumdayız. Araştırma sonuçlarına göre, aynı ekonomik sınıflara mensup olmayan ailelerin doğum oranları arasındaki fark ihmal edilebilir seviyelerde.
Bu, meseleye ekonomik göstergeler üzerinden bakmanın yetersiz kalacağını gösteriyor. Toplumsal süreçleri anlamaya çalışırken sıkça başvurulan ekonomik izah refleksini haksız çıkaran bir realite söz konusu.
Yazıda sözü edilen araştırma sonuçları, tüm dünyada nüfus artış hızının düşmesindeki kritik kırılma noktasının akıllı telefonların benimsenmesiyle aynı zamana "tesadüf" ettiğini söylüyor.
Verilere göre, bir ülkedeki doğum oranlarında akıllı telefon ve sosyal medya patlaması öncesinde gözlemlenen değişken eğilimler ile sonrası arasında uçurum var. Öncesindeki eğilimin ne olduğundan bağımsız olarak, doğum oranları akıllı telefonların gelişinden sonra hızlı bir şekilde düşüyor.
Bu düşüşte, akıllı telefonların yalnızlık merkezi haline gelmiş olması kadar sosyal platformların algılarımızı, isteklerimizi, hayallerimizi ve hayattan beklentilerimizi inşa eden yapısı da etkili oluyor.
İnsanlar bir yandan dijitalleşme dolayısıyla zayıflayan toplumsal ilişkilerden ötürü sosyal hayattan soyutlandıkları için fiziki olarak bir araya gelme imkânlarından uzaklaştı, öte yandan yine sanal alemin etkisiyle insanların evlilik, aile kurma, çocuk sahibi olma konularındaki düşünceleri metamorfoza uğradı.
Elbette, teknoloji kaynaklı kültürel dönüşüm yeni bir şey değil. Daha önce, mesela televizyonun kitleselleşmesi de toplumsal ilişkileri değiştirmiş ve insanların algılarına etki etmişti. Fakat akıllı telefonun bireyselleşmeyi iliklerimize kadar nüfuz ettiren yapısı televizyonla kıyaslanamayacak kadar güçlü.
Modern dünya belki de hiçbir zaman insan üzerinde dijital dönemde olduğu kadar etki yoğunluğuna sahip olmadı.
Yani aslında küresel çapta nüfus krizinin çok ötesinde bir krizin içindeyiz. Yaşam tarzımızı, alışkanlıklarımızı, ilişki biçimlerimizi ve zihnimizi tehdit eden bir kriz bu.
Gündelik hayatımızın dokusuna işleyen bu dönüşüm hayatımızın bütününü belirliyor. Teknoloji dediğimiz şeyin muhtevasız düşünülemeyeceğini ve bu muhtevanın hayatımızı ne ölçüde belirlediğine dair yeniden bir muhasebe yapmaya ihtiyacımız var?
Yaşam tarzımızı kuşatan, zihnimizi derinden etkileyen bu dönüşüme karşı köklü ve bütüncül bir mücadeleye girişmemiz gerekiyor. Bu mücadelede gerçekçi olmak mecburiyetindeyiz. En zoru da bu...