Din ve Kitap Bölünemez

Hayrettin Karaman

Bir zamanlar biz İsrâiloğulları'ndan, “Yalnız Allah'a kulluk edeceksiniz; ana babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz. İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin” diyerek söz almıştık. Sonra, içinizden küçük bir kesim dışında, sözünüzden döndünüz; hâlâ da sırt çevirmektesiniz./ Vaktiyle sizden, birbirinizin kanlarını dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair de söz almıştık. Siz de kabullenegeldiniz. Hâlâ da (buna) şahitlik ediyorsunuz./ Sonra işte şimdi sizler birbirinizi öldürüyorsunuz; içinizden bir kesimi yurtlarından sürüyor, onlara karşı kötülük ve düşmanlıkta birbirinize arka çıkıyorsunuz. Esirler olarak size geldiklerinde de fidye verip kendilerini kurtarıyorsunuz. Halbuki onları sürgün etmek size haram kılınmıştı. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bu şekilde davranan birinin dünya hayatındaki cezası ancak rezil rüsvâ olmaktır; kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine itilirler. Allah sizin yapmakta olduğunuzdan habersiz değildir./İşte onlar, âhiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir. Bu yüzden ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine yardım edilecektir (Bakara: 83-86).

Kur'ân-ı Kerim'de Peygamberimizden önce gelip geçmiş peygamberlerden, onların mücadelelerinden, muhatap toplulukların ilâhî davet karşısında takındıkları tavırlardan… söz edilmektedir; bundan maksadın ise ibret ve örnek almak olduğu açıktır.

Yukarıya meallerini aldığım âyetler İsrailoğulları ile ilgilidir. Allah onlara din ve ahlak kuralları gönderiyor, bunlara riayet edeceklerine dair söz alıyor, fakat onlar sözlerinden durmuyor, dini ve kitabı bölüyor, bir kısmına inanıyor ve uyguluyor, bir kısmını ise yok hükmünde tutuyorlar.

Bu yazının asıl konusu da işte bu bölmedir: “Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?”

Bunu yapanlar yalnızca İsrailoğulları değildir; Müslümanların tarihinde de örnekleri çoktur. Tek parti döneminde laikliği din ile bağdaştırmak istemişler, hoca ve başbakan olan Şemseddin Günaltay da “Biz Mekke'de inen âyetleri alalım, Medine'de gelenleri ise bırakalım” demişti; çünkü ikinci kısımda fert ve toplum hayatının tamamını kapsayan âyetler vardı.

Dine ve kitaba iman eden tamamına iman edecek, keyfine göre bölmek, dilediğini almak, istemediğini almamak; iman, ibadet ve ahlak alanını din saymak, diğer alanları ise dinin dışına çıkarmak yoktur. Müminlerin amelî kusurları, uygulamada eksikleri olabilir, ama iman dinin ve kitabın tamamınadır, kusurlara ve günahlara da tövbe edilir.

Müslümanların son iki asrında dinlerini ve kitaplarını bölerek başka ideolojilere, sistemlere ve düzenlere uyum yapmaya kalkışmaları içine düştükleri “rezillik, zillet, mağlubiyet, kişilik bozukluğu …” sonuçlarının önemli sebebi olsa gerektir.

Yeni Şafak