Dilipak bu cezayı hak edecek ne yaptı?

ADEM ÖZKÖSE

Abdurrahman Dilipak yıllardır takip ettiğim, zor zamanlarda en öne atıldığına, bedel ödenmesi gereken yerde korkmadan bedel ödediğine şahit olduğum bir isimdir. Türkiye’de birçok şey değişse de Dilipak’ın bu özelliği hiç değişmedi.  İmam Hatip yıllarımda birkaç kitabını da okumuş, üniversite yıllarımda onun önderliğinde gerçekleşen el ele eylemlerine arkadaşlarımla birlikte Konya-Ankara güzergâhında katılmıştık. 28 Şubat döneminde evi basıldı, darbeci paşaların şikâyetleri sonucu aldığı para cezaları nedeniyle eşyaları ve evi haczedildi. Hatta oturduğu evi satışa çıkarıldı. Fakat Abdurrahman Dilipak her ne olursa olsun inandıklarını söylemekten geri durmadı. Sadece kendi gibi düşünenler için değil; kimliklerine, dünya görüşlerine bakmadan haksızlığa uğrayan herkes için adalet istedi. Bu tavrı nedeniyle de dönem dönem sert eleştirilere maruz kaldı. Ama Abdurrahman Dilipak her ne olursa olsun geri adım atmadı.

Aslında normalde Haksöz Haber için bambaşka bir yazı kaleme alıyordum. Size yine İslam şehirlerinden birini anlatmayı düşünüyordum. Fakat Abdurrahman Dilipak’a İstanbul Sözleşmesi üzerine kaleme aldığı bir yazıda kullandığı bazı ifadeler nedeniyle verilen 100 bin TL para cezasını duyunca şaşırdım. Bir de sessizliğe şahit olunca iyice üzüldüm. Bunun üzerine tarihe bir not düşmek adına bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Ankara 35. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce Dilipak’a verilen 100 bin TL’lik para cezası sadece tazminat davasından çıkan ceza... Bir de 81 ilde AK Parti Kadın Kolları tarafından yapılan şikâyetler nedeniyle görülen ceza davaları var. Bu davalardan da muhtemelen Dilipak aleyhine yeni cezalar çıkabilir. Aslında durum kısaca şu şekilde: Yaptığı açıklama ve yazdığı yazılarda gerçek kastını açıkça anlatmasına rağmen Dilipak’a adeta, “Hayır sen kendi düşündüğünü değil; bizim anladığımızı kastettin.” deniliyor. Kimlerin yaptığı ne ağır hakaretler unutulup sonrasında samimi dostluklar, ortaklıklar kurulurken Abdurrahman Dilipak’a yönelik bu öfke sizce de biraz abartılı değil mi?

Abdurrahman Dilipak yıllardır İslami kesimdeki dernek ve vakıfların konferans ve etkinliklerine beş kuruş para talep etmeden gitmiş; evini, ailesini ihmal etme pahasına hayatı boyunca inandığı dava için koşturmayı sürdürmüştür. Bu nedenle Dilipak’ı en iyi aslında bu çevreler tanır. Bir ufak sitemim de bu dernek ve vakıflardaki kardeşlerimize olacak. Hepinizin yakından tanıdığı Abdurrahman Dilipak haksız bir şekilde cezalandırılırken susmak veya en azından bir telefonla bile arayıp geçmiş olsun demekten çekinmek sizlere yakışıyor mu? Geçmiş günlerin hiç mi hatırı yok? Abdurrahman Dilipak’ı iyi tanıyan, yazılarını, konuşmalarını yakından takip eden dostları olarak az çok neyi kast edip neyi kast etmeyeceğini bilmiyor musunuz? Yoksa Vefa artık sadece İstanbul’da bir semt adı mı? Ne diyelim,  Allah hiçbirimizi güç sahipleriyle ters düşmemek adına asıl güç sahibi Kadiri Mutlak’ın emrettiği kardeşlik hukukunu çiğneyenlerden eylemesin.    

Ebu Müslim Horasani’nin meşhur bir sözü vardır. Horasani der ki: “Onlar şerlerinden emin oldukları için dostlarını uzak tuttular. Kendilerine bağlamak için düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakın tutulan düşman dost olmadı. Ama uzak tutulan dostları düşman oldu. ” Bu söz aslında içinden geçtiğimiz dönemi öyle güzel özetliyor ki… Yıllarca değerlerimize düşmanlık yapanlar baş tacı edilirken, bu davanın çilesini çekmiş, samimiyetlerine hep birlikte şahit olduğumuz dostlar tek tek küstürülüyor. Koroya katılmayıp kendi fikir ve düşüncelerini ifade etmekten çekinmeyenler, “Padişahım sen çok yaşa demek yerine, padişahım senden büyük Allah var!” hatırlatmasını yapanlar en çirkin itibar suikastlarına maruz kalıyor. Aklınızdan asla geçmeyen, kastetmediğiniz ifadeler yapılan niyet okumalarıyla kamuoyuna sunuluyor. Gerçeklerin, doğruların yerine artık algılar ikame edilmeye çalışılıyor.

Gerçek veya yalan birileri helalleşmek için çabalarken birileri de hasımlaşmak için elinden geleni yapıyor. Yaşananlar gerçekten akıl alır gibi değil. Son olarak Abdurrahman Dilipak’a da şunları söylemek istiyorum: “Allah sizin gerçek niyetinizi bildikten sonra yeryüzündeki tüm insanlar ve mahkemeler kastınızı bambaşka bir tarafa çekseler ne yazar? Allah kalplerimizden geçeni, gerçek niyetlerimizi bildikten sonra inanın hiçbir sorun yok. Tekrar geçmiş olsun Abdurrahman Abi!”