Demokratik restorasyon ihtiyacı

Önce Demokratik Toplum Partisi ve ardından Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında kapatma davası açılması, ‘demokratik’ olduğunu iddia ettiğimiz rejimimizin aslında bir demokrasinin sahip olması gereken temel bazı özelliklere bile sahip olmadığını saklanamaz bir gerçek olarak gözümüze soktu.

Dün de sormuştum, aynı soruyla başlayayım: Diyelim ki sihirli bir aletimiz var ve zamanı geri aldık, Kasım 2007’ye döndük, henüz ortada ne kapatma davası var ne başka bir şey, demokrasimiz güllük gülistanlık mıydı?

Ya da tersten sorayım: Kapatma davası sonuçlandı ve ne DTP ne de AKP kapatıldı, demokrasimiz kurtulmuş mu olacak?

Benim için her iki sorunun da yanıtı ‘hayır’dır.

Türkiye’de demokrasimizin ciddi sorunları olduğunu biliyorduk iktidarıyla, muhalefetiyle, sivil toplumuyla, medyasıyla hep birlikte ve bu sorunları gidermek için bir türlü yan yana gelmiyor, ortak bir akıl aramıyorduk.

Şimdi bugün iktidardaki AKP o ortak aklı aramaya hazır gibi; çünkü damdan düştüler veya düşmek üzereler. Ama muhalefet, özellikle de Cumhuriyet Halk Partisi ortak akıl aramaya yanaşmıyor, tek sorunu AKP’nin varlığında görüyor, bu parti kapanırsa veya aklanırsa demokratik rejimin aynen devam edeceğini sanıyor.

Belki CHP’nin şu kapatma davasıyla birlikte Türkiye’de ne olduğunu tam olarak kavramak için zamana ihtiyacı var. (Bazı kötümserler, CHP’nin hiçbir zaman iktidarı hedeflemediğini, dolayısıyla rejime ne olduğu konusunu hiçbir zaman tam olarak kavrayamayacağını öne sürüyorlar ama ben o kadar kötümser değilim.)

Gerçek şu ki, demokratik rejimin artık nasıl kısıtlı, nasıl yasaklı, nasıl kusurlu hale geldiğini görmek için kapatma davasının sonucunu beklemeye gerek yok.

Bu anlamda ‘darbe’ oldu bile.

CHP de zaman içinde, bu şartlarda siyaset yapamayacağını, bugün can düşmanını kısıtlayan ortamın yarın kendisini de dönüp kısıtlayacağını görecek, anlayacak. CHP nasıl Avrupa Birliği konusunda yanlış yolda ilerlediğini geç de olsa anlayıp bunu tersine çevirici girişimlere başladıysa aynı şey demokratik rejim açısından da yaşanacak.

İşte bunun için sivil toplumun, sendikaların, üniversitenin kolaylaştırıcılığına ihtiyaç var. Demokratik restorasyon talebi, bu kez sivil toplumdan yükselmeli ve siyaset bu talebe karşılık vermek zorunda kalmalı.

***

Bana göre son altı yıla yaklaşan AKP deneyimi ve ondan önceki 90’lı yılların koalisyonları, birbirinden ayrılmaz iki tane açık ders vermiş olmalı bize: 1. Bir demokrasi yönetebilir olmalıdır, kırılgan karar mekanizmalarına veya saray içi oyunlara karşı sistemik önlemlere ihtiyaç vardır; 2. Bir demokratik yönetim denetlenebilir ve hesap verebilir olmalıdır, yürütme erki nasıl bölünmez bir bütünse, onu denetleyecek ve hesap soracak olan yasama erki (tabii bu arada sivil ve örgütlü toplum da) yürütmeden bağımsız olabilmeli, yargı ise belli bir demokratik meşruiyete sahip olmak şartıyla mutlak bağımsız olmalıdır.

Türkiye bu dersleri 90’ların başında çıkarmış ve bunlar uyarınca sistem değişikliğine gitmiş olsaydı, ne 90’ları kaybederdik ne 2001 krizini yaşardık ne de bugünkü sıkıntılarımız olurdu.

***

Yarın biraz da sistemimizi nasıl düzelteceğimizi konuşalım.

Radikal gazetesi