Demokrasiye tutunan kazandı

Etyen Mahçupyan

Hükümetin seçim başarısının arkasında iki unsur var. Birincisi siyasi ortama ve stratejik tercihlere dair…

17 Aralık ve sonrası herhangi bir siyasi iktidarı alaşağı etmeye yeterliydi ve kağıt üzerinde bunu gören muhalif cephe her şeyin çok kolay olacağını sandı. AKP hukuku hiçe sayan ve meşru olmayan uygulamalar yapmıştı ve bunun altından kalkması zor gözüküyordu. Hele elinizde başka ‘mermiler’ bulunmaktaysa ve AKP’nin Batı dünyasındaki prestiji de hızla erimekteyse başarı garanti demekti. Nitekim birçok yazar ABD’nin artık AKP iktidarından ‘hoşlanmamasından’ hareketle Türkiye siyasetinde yeni bir dizaynın kaçınılmaz olacağından ve bunun en azından Erdoğan’sız bir siyaseti ima ettiğinden emin gözüküyordu. AKP buna bir savaş stratejisi içinde cevap verdi ve kazandı. Bu süreçte bir yandan yargı ile hukuk arasındaki fark öne çıktı. Yargının hukuku ne denli temsil ettiği, açılan soruşturmaların hukuk adına yapılıp yapılmadığı sorgulandı. Savcıların davranışı, üst yargı makamlarının siyasi hamle olarak algılanan demeçleri, soruşturma dosyalarının birleştirilme biçimi ve bütün bunların Hizmet Hareketi ile bağlantılı olduğuna dair yerleşen kanaatler, söz konusu yargı tasarrufunun hukuki olmaktan ziyade siyasi olduğunu düşündürttü. İkinci olarak hukuk ile demokrasi arasında da bir boşluk vardı ve demokrasi tarihi ve deneyimi açısından bu ülkede hukuk sisteminin açık bir zaafı bulunmaktaydı. Neredeyse hiçbir zaman demokrasiden yana bir ağırlık taşımamış olan bir hukuk sistematiği ve yapılanması söz konusuydu. Bunun sonucunda AKP’nin fazlasıyla işine yarayan bir durum ortaya çıktı: Mukayese yargı ile demokrasi arasında yapıldı… Hukuk bu gerilimde işlevsiz kaldı. Yargının belirli bir siyasi cenahın misyonunu taşıdığı kanısı ile birlikte, AKP de kendisini demokrasinin savunucusu olarak gösterme imkânı kazandı.

Eklemek gerek ki muhalefet bu olayı ‘okuyamadığı’ oranda vahim bir hata yaptı. Hükümetin yara almadığını gördükçe ortaya yeni tapeler, iktidarı vuracağı sanılan deliller sürüldü. Ne var ki bunların etkisi tam tersi yönde oldu. Çünkü bu bilginin derlenip bekletilmiş, uygun zaman kollanarak piyasaya sürülmüş olması, zaten ortada bir hukuk meselesi değil siyasi kavga olduğunun kanıtıydı. Yolsuzlukları açığa çıkarma amacıyla kamuoyuna sunulan her ilave bilgi, hükümete karşı bir komplonun varlığına ilişkin delil olarak kayda geçti. Böylece sonuçta bunun bir hukuk mücadelesi olmadığı, siyasallaşmış yargının koç başı olduğu bir muhalefet cephesi ile AKP arasındaki demokrasi kavgası olduğu düşüncesi özellikle muhafazakâr kesimde yerleşti. Hükümet bu gerilimin demokrasi lehine olan kanadıydı ve beklendiği üzere seçimi kazandı.

Ancak bütün bunlar konjonktürel gerilimin unsurlarıydı. AKP’nin başarısının asıl nedeni, bu kavganın arka planına ve derinine giden toplumsal dinamiğin sahici temsilcisi ve taşıyıcısı olmasıdır. Bu seçimde insanlar AKP’ye oy verirken, aslında kendi iradelerinin sürekliliğine ve dolayısıyla geleceklerine sahip çıkmış oldular. Seksen yıllık otoriter cumhuriyet rejiminin ardından askerî vesayeti geriletmiş ve kendine yeniden inşa yolunu açmış olan bu kitle, 17 Aralık’ı doğrudan kendisine, hedef ve hayallerine yönelik bir tehdit olarak gördü. Türkiye çeperden gelerek merkezi ele geçiren, onu kendi değer sistemi ve toplumsal ağları çerçevesinde yeniden inşa etmeye yönelen bir halk hareketine tanık oluyor. Laik kesimin ve CHP’nin bu olayı gerçek boyutlarıyla kavrayamaması şaşırtıcı değil. Onlar zaten çok uzun yıllardır muhafazakâr kesimi anlamamakta ve anlamak istememekte inat ediyorlar. Belki kendi kimliklerinin ‘üstünlüğünü’ korumanın bir yolu da budur. Muhafazakâr toplumsal tabandan gelenlerin söz konusu dinamiği görememeleri ise ancak siyasi basiretsizlikle veya iktidar hevesi ile açıklanabilir.

Sonuçta bu seçimlerde topluma farklı bir soru soruldu… Mesele yolsuzluk değil darbeydi, çünkü soru gelecekle ve demokrasiyle ilgiliydi. Unutmamak lazım ki yolsuzlukların varlığı bir rejimi demokrasi olmaktan çıkarmıyor. Ama bürokratik mekanizmalar üzerinden darbe girişimini doğallaştıran bir muhalefet o rejimi demokrasi olmaktan çıkarıyor.

Zaman