Selahattin Demirtaş'ın 'Az Kaldı' yazısı ilk bakışta çözüm sürecine ilişkin bir değerlendirme gibi görünse de, satır araları dikkatle okunduğunda esas muhatabının CHP içindeki iktidar mücadelesi olduğu görülüyor. Yazı, yalnızca bir siyasi değerlendirme değil; aynı zamanda muhalefet bloğundaki yeni saflaşmaya yönelik bilinçli bir pozisyon alma niyeti taşıyor.
Demirtaş’ın siyaset yapma biçimine ve medyayı kullanma tarzına aşina olanlar açısından bu son çıkışı aslında hiç şaşırtıcı değil. Demirtaş’ın 14 Mayıs seçimlerinin ardında siyaseti bıraktığını açıklaması bugün geriye dönüp bakıldığında taktik bir geri adım olarak görülmeli.
Demirtaş, hem muhalefet cephesi içerisindeki hem de parti tabanındaki karşılığının farkında. Buna rağmen parti yönetimi ve Kandil tarafından zaman zaman geri planda bırakıldığını düşünüyor. Bu nedenle kimi çıkışlarını, bu görmezden gelmeye verilen cevaplar olarak okumak gerekir.
Hatırlayınız; 2023 seçimlerinde HDP’nin henüz kesinleşmiş resmi bir kararı olmadan Demirtaş kendi sosyal medya hesabından “Yürü bay Kemal!” paylaşımı yaparak adeta emrivakide bulunmuştu.
Özellikle CHP’nin içerisinde bulunduğu bu karmaşık dönemde; Kılıçdaroğlu’nun kendisini cezaevinde ziyaret etme, Özgür Özel’in Diyarbakır ziyareti gibi konuların gündemde olduğu bu süreçte vereceği mesajların yankı bulacağının kendisi de çok iyi farkında.
Küresel gelişmeler ve bölgesel değişimlerden çözüm sürecine pek çok konuda görüş beyan eden Demirtaş’ın beklenildiği gibi iç siyasi gelişmelere ilişkin mesajları daha fazla yankı yaptı.
Aslında ‘seni başkan yaptırmayacağız’ lobisi tarafından Demirtaş'ın yeniden dolaşıma sokulması, çözüm sürecinin geleceğinden ziyade CHP içindeki belirli bir siyasal hattın ihtiyaçlarıyla ilgilidir.
Öyle ki; Kılıçdaroğlu’nun kendisini ziyaret etme niyeti basına yansıdıktan sonra CHP içinde Kılıçdaroğlu karşıtı çizgide duran medya-siyaset çevresi “Görüşmez. Çünkü dokunulmazlıkların kaldırılmasına Kılıçdaorğlu yeşil ışık yakmıştı. Demirtaş onun yüzünden 10 yıldır hapiste çürüyor.” Şeklinde adeta herkesin aklıyla dalga geçen açıklamalar yapmıştı.
Oysa dokunulmazlıkların kaldırılması 2016 yılına ait bir konuydu. HDP ve Demirtaş bu konuyu hiçbir zaman gündeme getirmemiş, bunu sorun olarak görmemiş, Kürtleri neredeyse bütün seçimlerde CHP’nin ve Piro’nun arkasında saf tutmaya var güçleriyle uğraşmışlardı.
İşin daha da ilginci; son yerel seçim arifesinde Başak Demirtaş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı için niyet beyan ettiğinde: “Başak Demirtaş’ın İmamoğlu’na kaybettirmek için aday olduğu, cezaevinden çıkmak için Erdoğan’a yaranmaya çalıştığı” ve daha nice tahkir edici sıfat eşliğinde Selahaddin Demirtaş’a saldıranlar yine aynı çevrelerdi.
Demirtaş’ın yazısında çok hızlıca geçiştirdiği ‘butlan’ imasıyla CHP içindeki kavganın bir tarafı olarak kendini konumlandırdı. Bu tercih, CHP içindeki Özel-İmamoğlu bloğuna yakınlaşma arayışı olarak okunmalı.
Demirtaş'ın da aktif desteğiyle Kürt siyaseti uzun yıllar kendi özgün gündemini oluşturmak yerine Türkiye solunun ve seküler muhalefetin stratejik ihtiyaçlarına göre pozisyon aldı.
Demirtaş, önceki seçimde “gençler, özlediğiniz Türkiye’ye kavuşmaya az kaldı” minvalinde paylaşımlar yaparak muhalefet bloğuna aktif destek vermişti.
'Az Kaldı' başlıklı bu son yazısı da; CHP içindeki yeni denkleme müdahil olma iradesini gösteren, aynı zamanda Kürt siyasetindeki ağırlığını yeniden hatırlatma amacı taşıyan taktiksel bir metindir.
Toplumsal karşılığı ve itibarı günden güne azalan Türkiye solunu Kürtlerin sırtında bir kambura dönüştürmenin, dahası, bunların gündeminin ve ideolojik tercihlerinin peşine takılarak “seni başkan yaptırmayacağız!” çıkışının; çözüm sürecinde neye mal olduğunun etraflıca bir muhasebesinin yapılması ve bundan ders çıkarılması gerekirdi.
Bu geçen zaman dilimi ve yaşanan bunca tecrübeden sonra, Türkiye'de Kürt meselesi ile Türkiye solunun aynı gündem olmadığının daha net bir şekilde anlaşılmış olması gerekirdi. Yıllarca bu iki alan birbirine bağlı doğal bir ittifak zemini gibi sunuldu. Oysa bu iki kesimin sosyolojik tabanları, öncelikleri ve siyasal beklentileri hiçbir zaman örtüşmedi. Türkiye solu daha çok seküler ideolojik mücadeleler, kültürel çatışmalar ve iktidar değişimi ekseninde siyaset yaparken, Kürtlerin ihtiyaçları, beklentileri ve talepleri çok daha farklıdır.
Son yıllarda bölgesel gelişmeler, çözüm sürecinin bıraktığı miras, DEM Parti'nin kendi tabanında yükselen beklentiler ve Türkiye siyasetinin yeniden şekillenmesi; Kürt siyasetini daha özerk bir hat arayışına zorlamaktadır. Demirtaş'ın bundan sonra nasıl bir siyasal çizgi izleyeceğini elbette göreceğiz. Ancak Kürt siyasetinin Türkiye solunun stratejik önceliklerine eklemlendiği dönem artık geride kalmalıdır.