Çuvaldızı Ak Parti’ye Batırmak

AŞKIN YILDIZ

31 Mayıs 2013 tarihinde başlayan Taksim Gezi Parkı olayları herkese birçok şey anlatmış olmalı. Kesinlikle sıradan bir olay değildi ve kesinlikle sıradan bir eylemi bastırmak kadar kolay olmadı. Mühim olan bunun daha ilk gün gezi parkına birkaç eylemci gittiğinde fark edilmesiydi.  Daha Sırrı Süreyya Önder iş makinelerinin karşısına dikilmeden çözülmesi gerekirdi.  Bu ülkenin yarısının oyunu almış bir siyasi partinin, onun başkanının ve ilçelerine kadar bütün ekibinin uyanık ve bilinçli olması gerekirdi, fakat olmadı. Çuvaldızın yönünü biraz Başbakan ve Ak Parti ekibine çevirirsek herkesin canı çok yanacağa benziyor.

Öncelikle yüzde elli oy almakla bu iş bitmiyormuş herkes bunu görmeli ve 2003’ten kalan zafer sarhoşluğundan bir an önce çıkılmalı. Kimsenin uyuyacak, boşa harcayacak vakti olmamalı. Kazanılan seçimle bu iş bitmedi, yeni başladı. Ak Parti’nin Siyaset Okullarına rağmen, siyaset yapmayı başbakanın kürsü konuşmalarını ezberlemek sananlar fena halde yanıldılar. Çünkü ezberleri bozuldu. Ezberledikleri solculara karşı ne diyeceklerini az çok biliyorlardı, ya bunlar halkı da sokağa dökerlerse o zaman ne diyeceklerdi. İşte bunu bilmiyorlardı. Tencere tava hep aynı hava demek de işi kurtarmaz ve kurtarmadı da. Bu durumlarda acil çözüm için organize olunması şart. Sosyal medyadan tez çürütme işlerine soyunmak da eğer desteksiz ve asılsız cevaplarla olursa yetmez. Belli ki 28 Şubat’ı abilerinden duyarak öğrenen Ak Parti gençliği, duyduklarının yanında derin okumalar yapmadıkları için bilgileri karşılarına çıkan yeni tezlere anti tez sorunu yaşıyor. Okumayan, düşünmeyen, sandık başında oy atmak için bekleyen bir gençlik, bugün değilse bile yarın başarısız bir siyaset için aday olacaktır. Burada Cemil Meriç’in kendi çıraklık dönemi için kullandığı “Bugüne kadar ben düşünmedim, başkalarının düşündüklerini düşündüm” sözü manidardır. Hazır paket düşüncelerin yanında kendi düşüncelerinin farkında olmaları gerekir. Sözün kısası Ak Parti teşkilatı gençliğe yaptığını sandığı yatırımı biraz daha ciddiye almalı, önce üyelerine sonra da potansiyel gençliğe dönük sağlam çalışmalar yapmalıdır.

Mahalle teşkilatları ev ev dolaşıp ne yapıyorlar? Ya da kimlerin evlerini dolaşıyorlar. Eğer bu çalışma başarılı ise tencere tava çalanlar nereden çıkıyor. Bu demek değil ki her gittikleri ev Ak Partili olacak fakat evlere gidenler sadece iş taleplerini not almak ve evin erzak ihtiyacını gidermek üzere mi gidiyorlar. Var olan siyaseti doğru bir şekilde anlatmak ve onlardan gelen eleştirileri küçümsemeden analiz etmek zorundadırlar. Yoksa bugün kaç eve gittik, şu ilçede ne kadar evde boy göstermişiz diye istatistik meselesi olmamalıdır.

Gelelim iktidar, muktedir meselesine. Bu zamana kadar yapılan birçok başarılı iş başbakanın doğru yerlere doğru isimler yerleştirmesi ve siyasal sistemin meşru olarak kullanılabilmesi sayesinde olmuştur. Zaten o yüzden muhalefet sadece sinirlenip yumruklarını sıkmakla yetinmiştir. Çünkü siyasal sistem kuralına göre işlemiştir. İlk kez ağaçları kesmek mevzusu yüzünden demokrasi kılıcına sarılabildiler ve sonrasında olayları farklı yerlere çektiler. Bahsettikleri demokrasi kimin elindeydi ve neydi? Sandık mı, entelijansiya mı, sanatçılar mı, halk mı, siyasi partiler mi? Bunların hangisine göre davranmak gerekiyor? Kılıç el değiştirince kalkan ne olacak? Bunun cevaplanması ve hazırlığın ona göre yapılması gerekir. Demek ki 28 Şubatçıların, paşaların ya da Ergenekoncuların içeri alınmasıyla iş bitmiyormuş.  Demek ki hala uzantıları bir yerlerde çalışıyorlarmış. Medyada haber kanallarında ve sitelerinde demek ki yeteri kadar çalışılmamış. Oralarda doğru insanlar bulundurulmamış. Sanatçılar cephesinde kimse yokmuş. Onlar sadece Ak Parti’nin güçlü olduğu sahalarda ekmek parası kazanan kadrolu belediye sanatçılığı yapıyormuş. Taksim Gezi Parkında yığınlar toplandığında, Fatih’te on binlerce bilinçli Müslüman Gazze ve Mavi Marmara için yürüyüş yaptı bunu hangi haber kanalı verdi? Geçen senenin dünya kamuoyunu altüst eden Mavi Marmara’sı Haber sıralamasına bile girmedi. Buralarda birilerine bir şeyler sormak lazım. Dolayısıyla Başbakan’ın acilen bir Sinema TV Okulu projesini bir üniversite ya da Kültür Bakanlığı aracılığıyla hayata geçirip, oradan yönetmen, oyuncu, haberci, spiker ve yazarlar üretmesi gerekiyor. Sayılarını az gördüğünüz sol camianın harf kalabalığı partileri hiçbir şey yapmıyorsa müzik, sinema, roman ve düşünce dünyası gibi konularda insanlar yetiştiriyorlar. Hem de ellerindeki kıt imkânlarıyla. Onlar da halkın çocukları üzerinde ideoloji ve sanatlarıyla hâkimiyet kuruyorlar. Şunu unutmayalım. Gezi Parkında olan gençlerin içinde azımsanamayacak sayısında aileleri Ak Partili olan insanlar var. Aile ak Partili ama şuur Ak Partili değil. Tıpkı yazı boyunca bahsettiğim teşkilat şuurunda olduğu gibi.

Sonuç olarak Ak Parti bütün mecralarıyla işi sıkı tutmak zorundadır. Parti yakınlarında ve içinde ne işle ilgilendiğinin farkında olmayan insanlarla bu iş olmaz. Evet, oy anlamında hepsi önemlidir fakat bilinçli bir oy olmaları etrafındakileri de kuşatacak oylar demektir. Örnek alınan, sevilen gıpta edilen bir gençlik üretilmelidir. Militan ruhlu bir gençlik yetiştirmek için uğraşmasın tabi; fakat düşünen, üreten ve özellikle İslam hakikatlerini kapsayacak sanatçı ruhlu bir gençlik çok önemlidir. İnşallah bu yönde topyekûn bir bilinçlenme ile daha güçlü ve kararlı bir hükümetin destekçisi bir parti olacaktır.