Çözümün ahlakı

Bejan Matur

Başbakan Erdoğan'ın konuşması için 'Cumhuriyet tarihinin en iyi konuşmasıydı' dedi bir arkadaşım. Bunu söyleyen bir Kürt'tü. Sonra Diyarbakır'dan aradılar.

Kahvehanelerde yaşlı erkeklerin ağladığını söylediler. Başbakan'ın sözleri beklenendi. Daha fazlası nasıl olurdu bilmiyorum. Samimiydi.

Yaşlı bir kadın şöyle söyledi: Annelerin kucaklaşmasını gördüğümüz an dedik ki, bu iş ciddi. Artık çözümden dönüş olmayacağını annelerin kucaklaşması göstermişti.

Başbakan o gün hükümetin başı olarak değil, devletin başı olarak konuştu. Kürtlerin ve Türklerin ihtiyaç duyduğu duygusal kuşatıcılık, konuşmasında vardı.

Herkeste bir heyecan var. Herkes beklentili. Bu meseleden canı yanmış olanların, mağdurların heyecanı anlaşılır. Acele ediyorlar çünkü onların evlatları ölüyor. Kanı akan, evini yurdunu kaybeden onlar.

Ama bir de diğerleri var. Kişisel, grupsal, siyasi hırsları nedeniyle aceleci davrananlar. Yaptıkları muhalefetin doğru seyretmesine engel olacak kadar meseleye kişisel hırsla yaklaşanlar.

Bu süreçte yapılan itirazların içeriğine bakın. Hangisi daha yapıcı bir hamle için zemin olacak nitelikte? Hangi biri daha köklü çözüm için samimi bir öneriyle geliyor? 40 yıl öncesinin argümanlarıyla gelen CHP lideri Baykal, mesele ekonomik kalkınmamışlıktır dahi diyebildi! MHP lideri Bahçeli'nin sert üslubu sadece MHP'lileri değil, başkalarını da dağa çağıran cinsten.

Daha kişisel itirazların hangi hesaplarla yapıldığı açık. Sadece siyasetle açıklanmayacak hezeyanlar bunlar. Bana psikolojik nedenler daha açıklayıcı geliyor. Güvensizlik belki de. Kendine, zamana, zemine güvensizlik.

Yapılan muhalefete bir bakın. Çözümün kendisinden çok, kimin eliyle geldiğine odaklanan bir meydan okuma.

Hükümeti şeffaf olmamakla suçluyorlar. Hükümetin icraatlarında muhalefeti hak eden, eleştirilecek, aksayan yanlar elbette var. Ama o yerin 'şeffaflık' olmadığı da ortada. Çünkü çözüm için öneriler yerine, bir irade sergileniyor. Ve bu iradenin varlığı fazlasıyla anlamlı.

Hükümet bir çerçeve gösteriyor. Herkese 'gelin bu alanın içini birlikte dolduralım' diyor. Akademiden, sivil toplumdan, siyasetten olanlara yapılan bu çağrı, söz konusu çerçevenin doldurulmasını hedefliyor. Meselenin bir paket ile değil, bir süreç içinde çözüleceği söylüyorlar.

Tam bu süreçte muhalefet tarafından dayatılan; somut bir şey söyle, şeffaf ol argümanı çözüm sürecine katılmak niyetiyle yapılmıyor ne yazık ki. Böyle bir muhalefetin anlamı olsa olsa somut öneriler yapıldığında, o öneriler üzerinden vurmak olabilir. Hamaset için somut zeminden daha verimli ne olabilir. 'Efendim sen misin bölgeye şu kadar yatırımı götürmek isteyen!', 'Sen misin genel af düşünen, Anayasa'nın şu şu maddelerini değiştirmek isteyen...'

Ayrıca bu süreçte samimiyet aranacaksa, o samimiyetin karşı argümanı sığ komplo teorileri olmamalı. Samimiyeti test edecek olan Kürt meselesi gibi ağır bir meselede hayattan mı, ölümden mi yana olduğunuzdur.

Bu açıdan bakılınca hükümetin çözüm için kararlı görünmesi ve Başbakan'ın konuşması ile belirlenen çıta desteği hak ediyor.

Aslında mesele tümüyle şiddetin alanından, siyasetin alanına çekilmiş olsaydı siyaseti ve medyayı kaplayan bu türden spekülasyonlar hoş görülebilirdi.

Ama sorun hâlâ şiddetin alanında duruyor. Hâlâ ölümler yaşanıyor. Ve akan kan başkalarının kanı. Ahlak tam da bu noktada devreye giriyor.

İnsan hayatını doğrudan ilgilendiren konularda hayattan yana tavır almak, hırsı öteleyen bir ahlakı zorunlu kılar. Ahlak dediğimiz o az bulunan şey, başkalarının hayatına biçtiğimiz değerle ölçülür çünkü.

ZAMAN