Çözüm ortağı PKK?

Abdulhamit Bilici

Devlet adamlarımız içindeki en cins kafalardan biri olan Turgut Özal ile Türkiye'nin ciddi meselelerinin çözümü için mesai yapmış Cengiz Çandar imzalı bir çalışmanın şaşırtıcı olmaması şaşırtırdı. Bu yüzden onun, TESEV için hazırladığı 'Dağdan İniş-PKK Nasıl Silah Bırakır?' başlıklı raporun sıra dışı görüşler içermesi çok normal.

Raporda, PKK'nın terör değil, bir Kürt isyanı olarak ele alınması; KCK davasının düşürülmesi ve dağdan inişe paralel Öcalan'ın durumunun iyileştirilmesi gibi teklifler var. Cengiz Çandar'ın, soruna yaklaşım tarzına ve çözüm önerilerine katılır veya katılmayız. Ama önümüzde, görüşme trafiği Çankaya'dan Kandil'e; Erbil'den Avrupa ve Amerika'ya uzanan büyük bir emek ve samimi bir gayret olduğunu kabul edelim. Birlikte yaptığımız dış seyahatlerde, onun bu yaşta Kürtçe'yi sökmeye çalıştığının bizzat şahidiyim. Üstelik bir kısmını belki el yordamıyla bilebildiğimiz birçok kritik bilgi barındırıyor çalışma. İmralı ile devlet arasındaki görüşmelerin detayları ve Habur'a takılan açılım sürecinin bilinmeyenleri gibi.

Şahsen beni en çok etkileyen noktalardan biri, epey zamandır cevabını aradığım bir sorunun rapor sayesinde biraz daha aydınlığa kavuşmasıydı. Tabii, ortaya çıkan bu gerçek, PKK'nın çözüm ortağı olabileceği noktasında Cengiz Çandar kadar iyimser olmamı da engelleyen bir husus.

Soru şu: Avrupa Birliği ile müzakerelere başlamak için bütün Türkiye'nin heyecan içinde olduğu ve Ak Parti Hükümeti'nin, muhalefetin de desteğiyle reform üstüne reform yaptığı 2004'te PKK neden tekrar savaşı başlattı? Demokratikleşme ve statükocu unsurların gerilemesi neden PKK'yı üzdü?

Aslında bu kritik sorunun cevabına ilişkin, daha önce örgütte üst düzey görevler yapmış isimlerin itirafları olmuş ve "PKK'nın savaş kararındaki karanlık!" (25 Aralık 2010) başlıklı yazıda bir kısmına değinmiştim. Mesela, Botan kod adıyla 20 yıl silahlı grupları yönettikten sonra PKK'dan ayrılıp Osman Öcalan ve Kani Yılmaz'la PWD'yi kuran Nizamettin Taş, Habertürk'e verdiği röportajda, örgütün 'bilerek ya da bilmeyerek' derin yapının ya da Ergenekon'un hizmetine girdiğini ifade ettikten sonra 'Derin bir yapı, AK Parti'yi düşürmek için PKK'yı kullandı' demişti.

Öcalan'ın eski avukatları Mahmut Şakar ve Ahmet Zeki Okçuoğlu da Taş'ı doğrular şekilde konuşmuştu. Star'a konuşan Şakar, Öcalan'ın mektuplarının Kandil'e askerin izniyle gittiğini söylerken; Okçuoğlu da Yeni Şafak'a, 'Ergenekon darbeye hazırlanırken, Apo'ya ateşkesi kaldırttı' dedi.

Raporun 'Silahlı mücadeleye dönüş' başlıklı bölümünde Çandar da bu sorunun cevabını arıyor. AB reformlarının zirve yaptığı 1 Haziran 2004'te PKK'nın aldığı savaş kararı, Çandar'ın tasnifine göre 'Beşinci Dönem Devlet-Öcalan Görüşmeleri'ne rastlıyor. 2002-2005 diye belirtilen bu dönemin öncekilerden farkı şöyle vurgulanıyor: "Öcalan ile görüşen askerler öncekilerden farklıydı. Öcalan'ın karşısına 'devlet' adına çıkan askerlerin önemli bölümü, 4-5 yıl sonra Ergenekon sanıkları arasında yer aldı. Görüşmeleri yürütenlerin bir özelliği de dönemin Genelkurmay Baskanı Orgeneral Hilmi Özkok'ün iradesini temsil etmekten uzak bulunmalarıydı. Bu görüş ayrılıkları, Darbe Günlükleri gibi belgelere ve medyaya yansıdı."

Öcalan ve Karayılan'ın görüşlerine de atıf yapılan raporda, PKK'nın savaş kararında, ateşkes ortamında örgütte ortaya çıkan dağılma endişesinin rolüne de değiniliyor: Öcalan'ın silahlı mücadeleyi tırmandırmasında, örgüt içi çatlakların üstesinden gelme amacının belirleyici rol oynamış olduğu hükmüne de varılabilir. Nitekim silahlı mücadele karşıtlığıyla tanınmış bir Kürt aydını, Öcalan'ın talimatı doğrultusunda alınan silaha geri dönme kararı için şöyle diyor: "Savaş kararı, savaşın dışında kalan kadroların görüşlerini; tartışmalarını durdurdu; önemsizleştirdi. PKK içindeki bölünmeyi gideren, kadroları bir arada tutan rol oynadı. Derin devletin amacı da buydu. Derin devletle, örgütteki Cemil Bayık gibi savaşçı kanadın menfaatleri çakıştı."

2003-2004 arasında Öcalan ile yapılan temasları yakından izleyen, hatta bir kısmında rol alan bir ismin Çandar'a söyledikleri de ilginç: "Daha sonra bir kısmı Ergenekon sanığı olan askerler, Öcalan'ı darbe olacağına ve AKP'nin devrileceğine inandırmışlardı. Bu ekip Öcalan'a, "AB'ye gidiliyor, ama bunda senin yerin yok. Gücün olmazsa AB'nin Türkiye denklemine giremezsin." mesajını iletti. Zaten kendileri de AB'ye karşıydı."

Son bir not, daha sonra PKK'dan ayrılacak bir ismin savaş kararını ilk duyduğundaki tepkisine dair: Savaş kararını, Genelkurmay'ın iradesi ve devletin müdahalesi diye yorumlamıştık. Savaş olmasa, ordu siyasete nasıl müdahale edecekti?"

Keşke yanılsak, ama bu gerçekler ışığında PKK'nın nasıl çözüm ortağı olabileceğini de sormak gerekmez mi?

ZAMAN