Berat Özipek / Serbestiyet
Biz, hayatı değersiz olanlar
“ABD kasten çocukları hedef almaz. İran’da okulun vurulması olayını soruşturacağız” demiş ABD Dışişleri Bakanı.
Kimsenin bu soruşturmanın sonucunu merakla beklemediğini hepimiz biliyoruz. Özellikle de Gazze’de 20.000’den fazla çocuğu katleden İsrail’e her türlü desteği veren ABD’nin bakanı söyleyince.
Çocukların bilinçli olarak hedef alındığı bir bölgede yaşıyoruz.
BBC dünya servisi, Gazze’de vurularak öldürülen 168 çocuğun ayrıntılarını derlemiş ve bu çocukların başından veya göğsünden vurulduğu 95 vaka tespit etmiş. Onların 67’si 12 yaşın altında (Çocukların bilinçli olarak hedef alındığına ilişkin çok sayıda delile ve BM görevlilerinin açıklamalarına yer veren başka kaynak için bkz: https://perspektif.eu/2025/10/31/israil-gazzede-cocuklari-sistematik-olarak-hedef-aliyor/).
Hangi ulusal çıkar, dini veya siyasi ideal böyle bir kötülüğü meşru görebilir? Çocukları siyasi şantaj için pedofil manyaklara yem edebilen bir zihniyet olabilir mi? Yan yana kazılmış 168 çocuk mezarının başında bu ürkütücü zihniyetin kaynağını tartışabiliriz uzun uzun. Ama varlığını değil.
Çocukların öldürülmesinin infial doğurmadığını, yüzbinlerce çocuğun hayatına mal olan Irak işgalinden Gazze soykırımına defalarca gördük. “Irak’ta 500 bin çocuğun ölmesine değdi mi?” diye sorulmuştu dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’a. O daha açık sözlüydü hiç değilse, “500.000 çocuk ölmedi, araştıracağız” falan dememişti. Konuşmasından “değdiğini” anlamıştı herkes.
Çocuklar ölürken neyi tartışıyoruz?
ABD ve İsrail için İran’da katledilen 168 çocuğun hayatının bir değeri yok. İranlı, Arap, Türk veya Kürt, bizim hayatlarımızın bir değeri yok. “Özgür dünya”nın ve “demokratik toplumlar”ın gündemi de bu değil.
Mesele İran rejimi veya onun yaptıkları değil elbette. Soykırımı desteğiyle mümkün kılan ABD’nin midesinin çok daha fazlasını kaldırdığını biliyoruz.
Geçmişten günümüze en kanlı diktatörleri destekleyen, bugün de İsrail’in insanlığa karşı işlediği suçlara parayla, silahla, savaşla ve istihbarat desteğiyle ortak olan bir devletin amacının “İran’ı özgürleştirmek” olmadığını anlamak için uluslararası ilişkiler uzmanı olmaya gerek yok.
“Önleyici savaş” gibi saldırganlık doktrinleriyle hastaneler hedef alınıp insanlar can verirken İran’ın karnesini açıp “ya zaten onlar da…” diye konuşamayız.
Yaşadığımız coğrafyayı sürekli kan ve ateş içinde tutan suç ortaklarının bununla yetineceğini düşünmek aymazlık olur.” Geçmişte “Irak’taki kitle imha silahları” bahaneydi, bugün “İran’ın nükleer programı.” İran’a diz çöktürdüklerinde sırada Türkiye’nin olduğu yaygın biçimde dile getiriliyor. Şimdiden “Türkiye yeni İran’dır” diyor İsrail’in eski başbakanı.
Hiçbir uluslararası hukuk kuralına dayanma ihtiyacı duymaksızın İran’a saldıran, savaş dayatan, bir dini lideri hedef alıp öldüren, okul bombalayıp çocuk katledenlerin derdinin hukuk veya adalet olmadığını biliyoruz.
O zaman bu vahşetin gerçek sebepleri neyse onları konuşmamız gerek.
Meselenin Venezuela’da petrol ve Güney Amerika’nın denetimi, coğrafyamızda ise İsrail’in çıkarları için tüm bölgeyi zayıflatmak, istikrarsızlaştırmak ve kaynaklarını yağmalamak olduğuna ilişkin tespit ve analizleri anlamlı buluyorsak, İran’da okullar ve hastaneler bombalanırken rejim tartışmasına girmeyip bunları konuşmalıyız.
İran’ı ve rejimini konuşmayalım demek değil bu. Konuşuyoruz zaten, yarın da konuşacağız. Ama ABD ve İsrail saldırırken, ateş altında çocuklar ölürken değil.
Konuşurken de milliyetçi ve mezhepçi klişelerle, ucubeleştirerek ve hepsini değişmez ve olumsuz bir “bunlar var ya”ya indirgeme tuzağına düşmeden konuşmak gerek. Aksi halde bu konuşmalar anlama sağlamaz, sorun çözmez, sadece birilerinin “böl ve yönet” ateşine odun taşır.
Neler yapabiliriz?
Bugün acil ve önemli olan, ABD ve İsrail’in empoze ettiği savaş ve cinayetlere karşı saldırıya uğrayan ülkeye destek vermektir.
Bu ahlaksız saldırganlığa, “hayasız akına” ve savaşa karşı İran halkının yanında durmaktır.
Uzun vadede yapılması gerekenler de bunun kadar önemli.
Yaşadığımız coğrafyada sınır aşan bir iletişimi tesis edip, bu kötülüğe karşı neler yapabileceğimizi birlikte konuşmamız gerek.
“Böl ve yönet” silahını ABD’nin ve diğer devletleri elinden almak için sürekli kanattıkları yaralarımızı iyileştirmemiz, kaşıyacakları yara bırakmamamız lazım.
Kimseyi, hiçbir kesimi, dışta ve geride bırakmadan, herkesin kendisi olarak “biz”in içinde yer alabileceği kapsayıcı bir yaklaşımı tesis etmemiz gerek.
Yaşadığımız coğrafyayı çocuk katillerinin av sahası olmaktan çıkarmak için farklılıklarımızla birlikte bir araya gelip birlikte karşı durabilmemiz gerek.
Tek tek hedef ve av olmadan.