Çocuklar algoritmaların insafına mı kaldı?

Ersin Çelik, sosyal medyadaki anonimlik ve kontrolsüzlüğün toplumsal çözülmeyi derinleştirdiğini ve kimlik temelli düzenlemelerin artık zorunlu hale geldiğini ifade ediyor.

Yeni Şafak / Ersin Çelik

Maskeli balonun sonu

Bizim kuşak, 80’li yıllar ve öncesi doğumlular, internetsiz zamanları bilen son nesil. Sarı kulübelerdeki jetonlu telefonların önünde sıra beklediğimiz günleri, başında çalmasını beklediğimiz çevirmeli ev telefonlarını hatırlıyoruz. Haber almak için gazete bayisine gitmek, birine ulaşmak için beklemek zorundaydık. Sonra bir anda dünya hızlandı. Tuşlu telefonlar çıktı, internet evlere girdi, gazeteler ekranlara taşındı. Hayat kolaylaştı sandık. Oysa fark etmeden başka bir şey oldu: Sabırlar tükendi, mesafeler azaldı, sınırlar kalktı.

Mesela Facebook 2004 yılında Harvard Üniversitesinde kuruldu, ülkemizde de 2006 yıllarında kullanıma açıldı. Henüz 20 yıl olmuş. Bir insan ömrünün çeyreği bile değil. Fakat bu kısa sürede sosyal medya, devletlerin bile baş etmekte zorlandığı büyük bir güce dönüştü. Bugün ise insanoğlu “sınırsız özgürlüğün” heyecanını yitirdi ve modern çağın dijital köleleri olunduğu gerçeği hepimizin ekranlarını çalmaya başladı. Hayatımızı kolaylaştıran teknolojik devrimlerin ağır hasarı altındayız. Kimliklerin gizlendiği, sorumlulukların ortadan kalktığı ve çocuklarımızın nelerle karşı karşıya olduğunu bilemediğimiz ekranlar dünyasında debelenip duruyoruz. Navigasyon olmadan evinin yolunu bulamayacak kadar teslim olmuş bir nesil olup çıktık. Sadece yolları değil, hayati kararlarımızı da artık cihazlara soruyoruz.

Sarsıcı olan ise şu: Bugünün anne-babaları, çocuklarını yönlendiren değil, onların yönlendirdiği yetişkinlere dönüşmeye başladı. Buna paralel, kamusal düzenin kontrolü sağlanamaz hale geldi. Otorite zincirinin halkaları; aileden okula, sosyal çevreden devlete kadar birer birer kırılıyor. Manevi bağlar kopuyor. Adı konulamayan ancak kaynağı belli bir kaosun hakimiyeti söz konusu. Hakaret, iftira ve itibar suikastı bir tuş mesafesine indi. Anonimlik, “cezasızlık zırhına” dönüştü.

Dijital platformlardan elde edilen gücü elinde bulunduranların dünyanın geri kalanına meydan okuduklarına ve hiçbir kuralı tanımadıklarına şahitlik ettiğimiz şu günlerde, bu gidişe “dur” demenin yollarını arayan devletler yeni bir bağımsızlık mücadelesi başlatıyorlar. Çünkü sosyal medya, devletlerin egemenlik alanlarını da işgal ediyor. Bunun için de kontrolü sağlamak ve sınırsızlıkların önüne setler çekmek kaçınılmaz.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in sosyal medyaya kimlikle giriş zorunluluğuna ilişkin açıklamalarını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dijital dünyanın çocuklar üzerindeki etkisine karşın alınacak önlemleri ve uyarılarını tartışıyoruz. "Kimlik mecburiyeti" adımı, geç kalınmış olsa da internet tarihinin önemli kırılma noktalarından biri olacak. Toplumların güvenliğini, ailelerin huzurunu ve çocukların karakter gelişimini doğrudan etkileyen bu dipsiz kuyudan çıkmak için böylesine net uygulamalar gerekiyor.

Bugün anne-babaların önemli bir kısmı, çocuklarının internet ortamında kimlerle konuştuğunu bilmiyorlar. Kimliği ve kişiliği belirsiz ekranlar gençlerin hayatlarını işgal ediyor. Çocukların hayatlarına, aileler ve eğitim kurumları değil algoritmalar yön veriyor.

Tartışılan "gidişat" yalnızca Türkiye’ye özgü bir mesele değil. Çin, sosyal medya hesaplarının gerçek kimlikle açılmasını zorunlu tutan en katı modeli uyguluyor. Avrupa ülkeleri hesapların izlenebilir olmasını ve platformların sorumluluk üstlenmesini sağlayan düzenlemelere yöneliyor. İngiltere ve Avustralya gibi ülkelerde özellikle çocukların korunması amacıyla kimlik ve yaş doğrulama sistemleri yaygınlaşıyor. Çünkü kimliğin olmadığı yerde kişilik de olmaz ve “sorumluluk” mekanizması ortadan kalkar. Sorumsuzluk toplumsallaşınca da her türlü kaos kaçınılmaz olur, devlet otoritesi devre dışına itilir, aileler zayıflar ve nihayetinde çocuklar savunmasız kalır.

Peki Türkiye’de sosyal medyaya kimlikle giriş zorunluluğu hayata geçirilirse neler olur? Öncelikle sahte hesapların önü kesilir ve anonim provokasyonlar büyük oranda azalır. Hakaretin, iftiranın ve itibar suikastlarının cezalandırılma süreci hızlanır. Maskeli hesaplar eliyle yapılan linç kampanyaları durur. Nihayetinde sosyal medya dinginleşir. Asıl büyük etkiyi çocukların dünyasında görebiliriz. Disipline edilmiş yetişkinler önce kendilerine gelir ve evlatlarını da etkilerler. Daha da önemlisi kimliği belirsiz sapkınların çocuk gibi davranmalarının önüne setler çekilir. Discord ve Telegram’da açılan “cehennem kodlu” kanalların katları boşaltılır. Şunu da ifade edeyim: Kimlik doğrulama sistemi, sosyal medya kaynaklı sorunları sıfırlamasa da büyük ölçüde azaltır. Yine de hiçbir düzenleme ebeveyn sorumluluğunun yerini tutamaz. Devlet düzenler ama asıl koruyucu ailedir.

Şimdi önümüzde iki yol var: Ya “algoritmaların kölesi” olarak bu sessiz istilayı izleyeceğiz ya da “kumandayı” yeniden elimize alacağız. Geç kalmış olabiliriz ama henüz yenilmiş değiliz. Çünkü internetsiz yılları bilen son nesil hâlâ hayatta ve çocukları algoritmalara teslim etmeye razı değiliz. Tabi başlarımızı ekranlardan kaldırabilirlersek…

Eğer bugün maskeleri düşürmez, kimliksizliğin getirdiği o sahte özgürlük yalanıyla yüzleşmezsek, yarın savunacak bir ailemiz, insani yönleri güçlü evlatlarımız ve yönetecek bir devletimiz kalmayabilir.

Yorum Analiz Haberleri

‘Az çocuk’ dedik onu da yetiştiremedik
Başarı putu ve kaybedilen değerler
Cinayetlerin magazinleştirilmesi ve toplumsal etkisi
Tek parti iktidarının yargıyı kuşatma mirası bugüne nasıl sirayet etti?
Türkiye’de Meclis ilk defa 23 Nisan’da mı kuruldu?