Çıkmazdan çıkış için ortak akıl

Bir an için şunu varsayalım: Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında kapatma davası açılmamış.

Bu durum, Türkiye’de ‘işleyen sağlıklı bir demokrasi’ olduğunu gösterir miydi?

Bence hayır, göstermezdi.

Peki o zaman sormaya devam edelim: Türkiye’de demokrasinin şu an için tek kusuru AKP hakkında kapatma davası açılmış olması mıdır? Anayasa Mahkemesi AKP’yi kapatmasa, bu kusur giderilmiş mi olacaktır? Veya AKP anayasa değişikliği yoluna gidip davadan kurtulsa kusur giderilmiş olacak mıdır?

Hayır, hayır ve hayır!

Belki şöyle bile diyebiliriz: Önce Demokatik Toplum Partisi DTP, ardından da AKP hakkında açılan kapatma davaları sayesinde, demokrasimizin kusurları saklanamayacak biçimde gözümüzün içine sokulmaya başlandı.

Şimdi zaman, bir ortak akıl bulup o kusurlardan kurtulma, demokrasimizi belki de sıfırdan silbaştan yeniden kurma zamanı.

***

Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu’yu beğenirsiniz, beğenmezsiniz, bunun bence çok büyük bir önemi yok, önemli olan Erkan Mumcu’nun iki gündür Radikal’de yayımladığımız görüşleridir. Bu görüşler, konumuz itibarıyla bence çok değerli ve mutlaka tartışılması gereken şeyler.

Mumcu da, aynen benim gibi, Türkiye’nin anayasasıyla çerçevesi çizilmiş olan demokratik düzeninde demokrasiyle hiç ama hiç bağdaşmayan bir dizi arıza olduğunu söylüyor ve kapatma davası sonrası bu arızaların artık gizlenemez boyutlara eriştiğini düşünüyor.

***

AKP hakkında açılan kapatma davasıyla Türkiye’nin yepyeni bir yola girdiğine ve bu yolun ucunun da demokrasiye çıkması gerektiğine kuşku yok.

Esasında, bazı aktörlerin öncülüğünde, Türkiye demokrasisini yeniden kurmak için büyük bir toplumsal uzlaşmayı oluşturabilir. Bu aktörlerin iktidardaki AKP ve muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi olmadığı anlaşıldı. Çünkü bu iki parti arasında bir güven ilişkisi yok, diyalog yok.

Türkiye’de demokrasiyi silbaştan kurma görevini öncelikle kamuoyunu harekete geçirebilecek bazı aktörler başlatabilir. Hareket başladıktan sonra da CHP ile AKP ister istemez kendilerini pazarlık masasının başında bulmalı ve Türkiye içine girdiği bu derin çıkmazdan belki de tarihinde ilk kez büyük bir sivil uzlaşma ile çıkmayı bilmeli.

O bakımdan, bence medyaya da ama daha çok da TÜSİAD gibi, TOBB gibi toplumda hâlâ sözü dinlenen sivil aktörlere büyük görevler düşüyor. Bu aktörlerin etkisiyle başlatılacak bir arayışa Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı’nın önyargısız biçimde destek vermesi, ardından da AKP ve CHP’nin sürece katkısının aranması şart.

Yapılacak olan, Türkiye’yi ilelebet normalleştirecek bir laik demokratik sistem üzerinde uzlaşmayı sağlamaktır.

Bu uzlaşma herkesin, her siyasi aktörün fedakârlığıyla, geri adım atmasıyla sağlanacaktır kuşkusuz. Yoksa, kimsenin dünya üstünde görülmemiş, bilinmeyen bir sistem aradığı, icat edeceği falan yok. Kaldı ki evrensel demokrasinin değerleri ve o değerlere ulaşma metotları da biliniyor zaten.

Ama mesele, biraz da, Erkan Mumcu’nun cesaretli tespitindeki gibi, yüzde 35 oyla parlamentoda yüzde 70 ağırlığa sahip olmayı ‘normal’ kabul etmemekten, bir genel başkanın bütün milletvekili adaylarını belirlemesini ‘normal’ saymamaktan, hükümete gelen partinin devletin her kademesini ele geçirmesini ‘sıradan’ bulmamaktan, hükümetlerin denetimsiz olmasını istemeyi demokrasi fikriyle bağdaştırmamaktan, Meclis’in hükümetleri denetlemesini kural haline getirip kurumsallaştıracak yapıyı oluşturmaktan geçiyor.

Burada bazılarını saydığım bu temel uzlaşı noktalarının liderlerimizin hoşuna gitmeyen şeyler olduğu hepimizin malumu ama onlar da şunu bilmeli:

Epey bir süredir serbestçe oynadıkları bu oyunda sona gelindi. Çok isteseler de, artık bu oyun oynanamayacak, çünkü başka birileri, hukuk yoluyla o yetkilere de el koymak üzere.

Radikal gazetesi