Çiçekler Açılıyor

MUSTAFA SİEL

Tezatlar, Tezatlar, Tezatlar

Bir yanda karakış, bir yanda bahar. Bir yanda acımasız katliamlarla gerçekleştirilen kitlesel ölümler, bir yanda gürül gürül akıp giden yaşam. Bir yanda Suriye’de devam eden kıyamet ve cehennem, bir yanda Türkiye’de cennette imiş gibi yaşayan insanlar. Bir yanda belleri bükülmüş, yüzleri buruşmuş ihtiyarlar, bir yanda açılan taze bir gül goncası gibi bebekler.

Tezatlar, tezatlar, tezatlar. Bizi sarsan, dünyaya dalıp gitmemize fırsat vermeyen tezatlar. Olmasa idi eğer tezatlar, belki icadı gerekirdi, dünya hayatını baki sanıp aldanmamamız açısından. Çünkü unuttuğumuz ve unutmak istediğimiz acı gerçekleri hatırlatır, akıbetimiz hususunda uyarır bizi tezatlar.

Ne Kadar Arzulasak ta, Olmuyor Dünya Cennet

Milletçe işlerimiz tıkırında, keyilerimiz gıcırında. Bir elimiz balda, bir elimiz yağda. Yediğimiz önümüzde, yemediğimiz arkamızda. Adeta yaşıyoruz bir dünya cennetinde. Ve gözümüz haberlere ilişiyor zaman zaman. Suriye, Filistin, Arakan, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çeçenistan, Doğu Türkistan vs. vs. vs.

Katliamlar, işkenceler, tecavüzler, açlıktan iskelete dönenler, ölenler ve öldürülenler. Boğazımıza tıkanıyor o an yediklerimiz, allak bullak oluyor benliklerimiz, bir hüznü bürünüyor yüzlerimiz.

İsteriz ki hep iyi şeyler olsun, hep iyilik olsun, güzellik hakim olsun dört bir yana. Ama olmuyor işte. Bazen bize isabet eder musibetler, bazen yakınımıza, bazen uzaklara.

Musibetler bize yakınlığı nispetinde, ağzımızın tadını acılaştırır, neşemizi kedere dönüştürür, bir kez daha hatırlatır en yalın gerçeği bize. Bu dünya fani güzellikler ve hoşumuza giden şeylerin yanında, fani çirkinlikler ve acılarla dolu imtihan dünyası, sadece güzelliklerin ve arzuladığımız her şeyin olacağı daimi cennet değil.

Şükredenler Ve Sabredenler

Şükür ve sabır, iki anahtar kavramı imtihanın. Nimete şükredip, musibete sabretmek, imanımızın mutlak bir gereği, imtihanımızın vazgeçilmez, olmazsa olmaz bir unsuru.

Gerçi tasavvufçular tam aksini iddia ediyor, asıl musibete şükretmek gerekir diyorlar. Diyorlar demesine de, sadece diyorlar. Asla yapamayacakları bir şeyi diyorlar çünkü.

İnsan bir ilah mı ki, musibetten etkilenmesin, musibet karşısında içinde minnet duyguları oluşsun? Aciz olan bir kul, nasıl şükredebilir musibete. Ancak sabredebilir, bir gün mutlaka biteceği ve güzel neticelere vesile olacağı beklentisiyle.

Sabredenler Şükredebilir Ancak

Sabretmek hafife alınacak bir durum değil ki, Kur’an’da sayısız ayette övülmüş yüce bir kulluk makamı, tıpkı şükretmek gibi.

Şükretmek ve sabretmek tezat olan iki durumu değil, birbirini tamamlayan iki durumu ifade eder aslında. Çünkü ancak hakkınca şükredenler, hakkınca sabredebilirler. Ve ancak hakkınca sabredenler, hakkınca şükredebilir.

Hakkınca şükredebilmek ve sabredebilmek çok büyük bir kulluk makamıdır. Ne yazık ki, genişlikte nimetlere hakkınca şükredebilenler ve musibet geldiğinde hakkınca sabredenler, çok azdır genelde.

Musibetler Şefkat Tokadıdır Çoğu Zaman

İnsanların çoğunu, genişlik ve nimetler, genelde azdırır. Kendilerini, Allah’ı ve ahireti unutmalarına yol açar. Musibet ve darlıktır genelde, kendisine getiren, insanların ekseriyetini.

İnsanların çoğu, hep nimetler içinde kalırlarsa, unutmaya başlar kendini, Rabbini, ahireti, imtihanı, darlık ve musibet içinde olanları. Musibet ve darlığa uğrayınca aklı başına gelir biraz, kendine çeki düzen verir.

İnsanların çok az bir kısmı ise, olanca genişliğe sahip olup nimetler içinde yüzerken bile unutmaz kendini, Rabbini, ahireti, imtihanı; kendisi genişlik ve ferahlık içinde iken, darlık ve musibetler içinde olanları.

Kendi genişliği, başkalarının darlığı nedeniyle daralır, ferahlığı burukluğa dönüşür. İçinde bulunduğu nimetlerin tadını alamaz, başkalarının acıları, acılaştırır ağzının tadını. Ne mutlu böyle olabilen kullara!

Yine Yeşeriyor Kuru – Kapkara Ağaçlar

Benim beldemde ağaçlar yeşerip, çiçekler açmaya devam ediyor. Bir kısım beldelerde yeni yeni başlamışken, bir kısmında yeşillenip çiçek açma sürecini tamamlamış durumda ağaçlar.

Son yıllarda genelde yaşandığı gibi, kış gibi geçmeyen bir kışın ardından, bahara benzemeyen bir bahara giriyoruz; yoğun sosyal ve siyasal gündemin etkisiyle, farkına bile varamadan.

Giriyoruz sözü, geçen yıllarda olduğu gibi bu yıla da pek uymuyor aslında. Çünkü bahar gibi geçen kış nedeniyle, zamanından önce açtı ağaçların çoğu çiçeklerini. Bembeyaz, biraz da pembemsi, her bir ağaçta binlerce, on binlerce çiçek.

Beyazın en beyazı, bir beyaz yumağı gibi olan, zamanından önce çiçek açan ağaçların üzerine, bembeyaz karların yağması sıradanlaştı son yıllarda.

Nede Olsa, Her Kışın Sonu Mutlaka Bahar. Buda Gelir, Buda Geçer, Ağlama

Ölmüş yeryüzünün yeniden dirilmesinin müjdesini veriyor bizlere yeniden yeşeren ağaçlar ve açılan çiçekler. Ölümün ardından yeniden dirilişi, karamsarlığın ardından iyimserliği, darlığın ardından genişliği müjdeliyorlar.

Hayatın hala ölmediğini, dünyanın hala bitmediğini, Rabbimizin bizi unutmadığını ve terk etmediğini, tüm olumsuzlukları bir anda olumluluğa çevirebileceğini – çevireceğini müjdeleyen yeşil yapraklar ve rengârenk çiçekler.

Her yerin yeşilleneceğini, kuru - kapkara ağaçların canlanıp yemyeşil yapraklarla bezeneceğini, kara renklere alışmış gözlerimizin capcanlı, her türlü renkle bayram edeceğini müjdeleyen yeşillikler ve çiçekler.

Her musibetin ardından nimetin de geleceğini, her zorluğun ardından kolaylığın geldiğini, her darlığın ardından genişliğin olduğunu; dünya kışının ardından cennet baharının bulunduğunu müjdeleyen rengarenk çiçeklerle bezenmiş yemyeşil ağaçlar.

Yeniden Diriltilen Yeryüzünü Es Geçmeyelim

Gözlerimizi biraz olsun alalım zulüm, tuğyan, çirkinlik, fuhşiyatla dolu şu sahte ekranlardan, sayfalardan, sokaklardan, AVM’lerden.  Fırsat bulduğumuz her an çevirelim şu çiçeklere, yeşillenmekte olan ağaçlara, uzun uzun seyredelim. Hatta fırsatlar oluşturmaya çalışalım.

Seyretmek yetmez, elimizle dokunalım ve sevelim, koklayalım kana kana. Nimeti, Allah’ın yeniden diriltişini, o taze canlılığı cildimizle de hissedelim.

Buda yetmez, baharın, yağan yağmurun, yeşil yaprakların ve çiçeklerin kokusunu içimize çekmeye çalışalım, fırsat bulduğumuz her ortamda.

Ha bir de, yeniden diriltilen yeryüzüyle beraber gün geçtikçe artan kuş cıvıltılarına kulak kabartmayı da ihmal etmeyelim.

İman Ağacımıza Yeniden Su Yürüsün, Baharda Yeniden Su Yürüyen Ağaçlarla Birlikte

Allah’ın ayetlerini – nimetlerini bir kez daha idrak edelim, çiçekler ve yeşillenen ağaçlar nezdinde. Edelim ki, içimizdeki kurumuş olan iman ağacı da çiçekler açsın, yeşil yollar döşesin kalbimizin içine, içimizi genişletip ferahlandırsın.

Tekrar su yürüsün, içimizdeki kurumuş iman ağacına, yeniden yeşil yapraklarla döşensin, rengarenk çiçeklerle bezensin. Bir kez daha kurumuş kemiklerin nasıl yeniden diriltileceğini müşahede edelim, kurumuş kapkara ağaçların yeniden yeşillendirilmesini gözlemleyerek.

Her Bahar Yeniden Dirilişin, Her Çiçek Ve Yaprak Cennetin Provası

Her kara kışın sonu bahar, dünya imtihanını başarıyla geçenlerin sonu cennet. Bunu gerçeği bahar müjdeliyor bizlere. Peşinden gelecek olan yemyeşil kırlar, rengârenk çiçeklerle bezenmiş yemyeşil ağaçlar şahitlik edecek cennete. Es geçmeyelim bunları ki, mutlak adalet yeri hesap meydanı ve sonsuz mutluluk yurdu cennet özlemimizi (reca) yeniden diriltelim – canlandıralım.

Her bahar dünyanın yeniden dirilişi, içimizdeki imanın yeniden dirilmesi için en güzel ayetlerden birisidir, sakın es geçmeyelim, çünkü bir daha ki bahara kadar tekrarı yok ve bizimde bir dahaki bahara erişip erişemeyeceğimiz belli değil.

Her Bahar Mutlak Adaletin, Açılan Her Çiçek Ve Yaprak Yaşanan Acıların Karşılıksız Kalmayacağının Müjdecisi

Unutmayalım, her bahar yeniden dirilişin provasıdır. Her bahar kapkara toprağın ve ağaçların yeşillenip çiçeklenmesi, bir gün hesap meydanının kurulacağını, mutlak adaletin eksiksiz olarak mutlaka gerçekleşeceğini, kimsenin yaptığının yanına kar kalmayacağını, zalimlerin zulümlerinin hesabını çok acı olarak vereceklerini, mazlumların yaşadıkları tüm acıların hiç yaşanmamış gibi hoşnutluğa dönüştürüleceğini müjdeliyor bize.

Açılan çiçekler, yeşeren otlar ve ağaçlar cennete özeniştir. Bunları gözlemleyerek içimizdeki cennet arzusunu (reca) canlandırmalıyız mutlaka. Zira cennet özlemi olmadan katlanılmaz, bu kapkara dünya kışına, bu kadar şirk ve inkara, bu kadar isyan ve tuğyana, bu kadar çirkinlik ve fuhşiyata, bu kadar haksızlık, acı ve katliama.