İsmail Kılıçarslan / Yeni Şafak
Islak gömlekli yeni mehdi
Sizi bütün samimiyetimle temin ederim ki “bir siyasi parti olarak” CHP’de ne olup bittiği umurumda bile değil. Hatta benim açımdan “gündelik politika ilgisi” o derekeye inmiş durumda ki “AK Parti’de ne olup bittiği bile umurumda değil” dememe de ramak kaldı.
“Türkiye merkezli” bir düşünme biçimi geliştirmeye çabalıyorum yıllardır. Bu da beni politik olandan siyasi olana doğru ilerleten bir şeye dönüşüyor. Durum benim açımdan öyle bir noktaya geldi ki TVNET’te yaptığımız Siyaseten programında mevcut bakanların falan adını hatırlayamayıp “Neydi adı?” diye sorduğumda bozulan bakanlar var. Yok, estağfurullah. “Önemli olsalar hatırlarım” diyerek küstahlık edecek değilim. Sadece ve cidden gündelik politik düzlem neredeyse hiç ilgimi çekmemeye başladı. Dolayısıyla aslında bugün CHP hakkında yazmıyorum. Başka, bambaşka bir şey düşünmeye çalışıyorum birkaç gündür.
Türkiye’de politikanın iki ana omurgası diyebileceğimiz iki seçmen kitlesinin de kalbi epeyce kırık bir süredir.
CHP seçmeni, son derece büyük bir tutkuyla devirmek istediği Recep Tayyip Erdoğan’ın bir türlü devrilmemesinin derin buhranını yaşıyor. Bu kitle için iş o raddeye gelmiş durumda ki Ekmeleddin İhsanoğlu’nu, Muharrem İnce’yi, Kemal Kılıçdaroğlu’nu “mutlak kurtarıcı” olarak tanımlayıp putlaştıracak kadar ileri gittiler her seferinde. O mutlak kurtarıcılar Erdoğan karşısında yenildiklerinde ise putlar şeytana dönüştü. Edilmedik hakaret, etmedik küfür bırakmayasıya kadar şeytanlaştırdılar bu isimleri. Çünkü “Yenilmesi gereken aslında yenilecekti ama bu kurtarıcılar acayip yanlış işler yaptıkları için adam kazandı” diye düşündüler.
Neredeyse “patolojik” diyebileceğimiz bu savrulma, süreç içerisinde CHP’li seçmeni “muhayyel bir kurtarıcı, bir mehdi” arayışına da itti. Öyle bir noktaya geldiler ki henüz Erdoğan karşısında herhangi bir seçime girmemiş, menşei ve amaçları son derece karışık, “Türkiye merkezli” olmadığı yüzde yüz belli, berbat bir sağcı olduğunu kendilerinin de bildiği İmamoğlu’nun mehdi-i muntazır olduğuna iman ettiler.
Bu son kırgınlık tabiri caize “çarmıh kırgınlığı” CHP seçmeni için. Hani neredeyse “elohi elohi, lime şavakteni” diye bağırsalar geçmeyecek kırgınlıkları.
Ekrem İmamoğlu’nun bir tokatta Tayyip Erdoğan’ı yere sereceğine, başkanlık seçimini kolaylıkla kazanacağına, zaten ve sırf o sebeple tutuklu bulunduğuna dair sarsılmaz bir safsataya “inanç” diyor o kitle bana kalırsa.
Bu son “mutlak butlan” işinde Kılıçdaroğlu’nu çocuğuyla, ailesiyle, onuruyla, haysiyetiyle, hayatıyla tehdit ediyor olmaları da tam o sebeple bence. Dünkü kurtarıcı bugün şeytan oldu zira bekledikleri mehdinin o olmadığı anlaşıldı. Yeri geldi diye söyleyeyim. Bu kafa “politik Şia” kafası. Acayip bir kafa.
Oysa basitçe olan şudur. Mutlak butlan kararıyla Özgür Özel isimli CHP milletvekili, “hizmetinden asla çıkamadığı” Ekrem İmamoğlu’ndan kurtulmuş, “Türkiye merkezli” bir siyasal hamle yapma fırsatı bulmuştur. Olan bitenin Kılıçdaroğlu ile büyük oranda bir ilgisi yoktur. Devlet, CHP’ye yapılan büyük bir siyasi darbeyi eğer doğru değerlendirebilirse Özgür Özel’in kazançlı çıkacağı şekilde bertaraf etmiştir. Fakat “ıslak gömlekli Manisa Milletvekili ayağına gelen bu fırsatı doğru değerlendirebilecek bir kapasite ve karakterde midir?” diye sorarsanız cevap çetrefilleşir.
Meseleme döneyim. CHP seçmeninin yaşadığı büyük hayal kırıklığının bir ucu da sürekli “beklenti, umut, hayal, hayal kırıklığı” dörtgeninin kendileri açısından bir fasit daireye dönüşmüş olmasıdır. Dün Ekmeleddin, İnce, Kılıçdaroğlu başaramadı. Görünen o ki Ekrem de “gaib” oldu. Bugünden sonra o seçmene bir kahraman, bir mehdi gerekmektedir. Keşke gerekmese de biraz sükûnetle bakabilse o kitle olan bitene.
“AK Parti seçmeninin kalp kırıklıkları” bahsini açamadım yer darlığından. Onu da konuşuruz en kısa zamanda.