Cezasızlık düzeni ve küçük devletlerin yalnızlığı

Abdullah Muradoğlu, Venezuela’ya yönelik ABD müdahalesi üzerinden uluslararası hukuk düzeninin fiilen çöktüğünü ve küçük devletlerin büyük güçler karşısında nasıl savunmasız bırakıldığını analiz ediyor.

Yeni Şafak /Abdullah Muradoğlu

Küçük devletlerin trajedileri..

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan “Birleşmiş Milletler” tam da Trump’ın Venezuela’ya yaptığını yapmaması için kurallar getirmişti. Şimdiyse kurallara dayalı, liberal, uluslararası hukuk düzeninin işlevini yitirdiği bir dönemin içerisindeyiz. Soykırımcı İsrail’in cezasız kalması, ABD’nin Venezuela’ya askerî müdahalesiyle ülkenin devlet başkanı ve eşinin yatak odalarından alenen kaldırılarak kaçırılması bu düzenin tabutuna çakılan son çiviler oldu.

ABD’nin Venezuela’ya müdahalesini Milattan önce 416’da“Atina İmparatorluğu”nun kendine boyun eğmeyi reddeden küçük bir şehir devleti olan Melos Adası’na müdahalesine benzetmiştim. İdealist, saf Meloslular Atina’nın kendilerine adaletli ve hakkaniyetli davranacağını umuyorlardı. Atinalılar içinse mesele büyük balığın küçük balığı yuttuğu kaba güçle ilgiliydi. Merhum Cemil Meriç bir kitabında ““Kanun, eski Yunan’dan beri büyük sineklerin yırtıp geçtiği, küçüklerin takılıp kaldığı bir örümcek ağı Avrupalı için” diyerek bu gerçeğe işaret etmişti. Şimdiki haldeyse dünya orman kanunlarına dönmenin tam eşiğinde.

Cezasızlık kışkırtıcıdır. Cezasız kalmaya duyulan güven insanın en kötü özelliklerinin gelişip serpilmesine yol açıyor. İsrail’in onlarca yıldır BM kurallarını hiçe sayması ve bunun karşısında sözde uluslararası hukuk düzeninin Batı’lı hamilerinin acizliği İsrail’i soykırım yapmaya kadar götürdü. Bu “cezasızlık” duygusu Batı’nın sınırlarına gelip dayandı. Trump NATO ve G-7 üyesi Kanada ile ve Avrupa Birliği ve NATO üyesi Danimarka’nın Grönland’ını da tehdit ediyor.

Oysa ABD hem Kanada ile NATO ve G-7’de, hem de Danimarka ile NATO’da ortaklar. Trump Kanada ve Danimarka’dan, ister rıza yoluyla, isterse güç yoluyla, ABD’ye boyun eğmelerini bekliyor. Yaklaşık 2500 yıl önce Melos halkının başına gelenler gibi bu modern durumlar da küçük devletlerin trajedilerinin birer örnekleri. Nobel ödüllü Amerikalı romancı William Fulkner’in “geçmiş asla ölü değildir, hatta geçmiş bile değildir” sözü bu gerçekliğin ifadesi.

ABD ve Batı dünyasının ana akım medyaları Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşinin alenen kaçırılmasını bile farklı yansıtıyorlar. BBC’nin personelinden Maduro için “Kaçırıldı” ibaresinin kullanılmamasını istediği ortaya çıktı. “Kaçırıldı” yerine “yakalandı”, “ele geçirildi” ibarelerini kullanıyorlar. İsrail’in Gazze’deki soykırımına “soykırım” diyemedikleri gibi Maduro ve eşinin kaçırılmasına “kaçırıldı” diyemiyorlar. Batı medyasının utanmazlığının bir sınırı yok.

Washington Post gazetesinin yayın kurulu tarafından 3 Ocak’ta yayınlanan yazının başlığıysa “Venezuela’da adalet” idi. Yazıda Maduro’nun başına gelenlerin Latin Amerika ve dünyada küçük diktatörlere önemli bir mesaj olduğu belirtiliyordu. Yazıda ayrıca “Trump, Maduro’ya birkaç çıkış yolu sundu. Emekli olup Moskova veya Minsk’te lüks bir yaşam sürebilirdi. Bunun yerine, muhtemelen hapishanede ölecek. Bu, gelmiş geçmiş en büyük yanlış hesaplama” ibarelerine yer veriliyordu. ‘Narko-terörist’ olduğu iddia edilen Maduro’nun Trump’a boyun eğmesi halinde cezalandırılmak yerine ödüllendirileceği itiraf ediliyordu.

Meselenin uyuşturucuyla ilgisinin olmadığını herkes biliyor. Washington Post yazısında Maduro’nun yıllar boyunca “Latin Amerika kolektivizmi”nin sahte sıcaklığının sembolü olduğu belirtilerek, “Şimdi hayatının geri kalanını insancıl bir Amerikan hapishanesinde geçirmeli” deniliyordu. Bu cümle ABD’nin Latin Amerika kolektivizmine savaş açtığının itirafı. Trump’ın “Önce Amerika” söylemiyle ABD’de korumacılığı savunurken Latin Amerika’dan tam tersi isteniyor. Yani, Latin Amerika neo-liberal ekonomik düzenin bir paryası olmalıdır.

Trump ve destekçisi siyasetçiler Venezuela’dan sonra sıranın Küba’ya ve İran’a geleceğini açıkça söylüyorlar. “Donroe Doktrini” olarak dönüşen “Monroe Doktrini”nin Batı yarım küresiyle sınırlı olmadığının bir göstergesi bu. ABD kendini dünyanın en güçlü devleti olarak veya “dünyanın jandarması” olarak görüyorsa neden Batı yarımküresiyle sınırlı kalsın ki?

Trump süngü ile kazıyor, kayaya rastlamadığı sürece de kazmaya devam edeceği anlaşılıyor. Trump’ın ilk döneminden itibaren icraatları düşük riskli müdahaleleri tercih ettiğini gösteriyor. Trump kısa ve şiddetli çatışmaların, ya da kısa ve şiddetli saldırıların en düşük maliyetle gerçekleştirilmesinin siyasi itibarını yükselteceğine inanıyor görünüyor. Ancak askerî tarih, bu türden saldırıların da bir savaşı tırmandıracağına dair örneklerle dolu.

Yorum Analiz Haberleri

“İsrail Suriye’de anlaşma değil, bilinçli gecikme ve belirsizlik stratejisi izliyor”
Şam yönetiminin SDG/YPG’ye yönelik bundan sonraki hamleleri nasıl olacak?
Tarihsel fesat dönemlerinde denge kurucu özne problemi
Milliyetçi muhayyilenin Rojava hayali ve hayalkırıklığı
Hâlâ bekliyor musun bizi ey Gazze?