Cemaat ve Tarikatlar Tasfiye Değil, Islah Edilmelidir!

MUSTAFA SİEL

Kemalistlerin Yeni Sloganı, Tüm Tarikat ve Cemaatleri Tasfiye Edelim

15 Temmuz sonrası neredeyse mucize diyebileceğimiz olumlu gelişmelerin yanında, Fetö’nün attığı kazığın bazı olumsuz yansımaları da söz konusu oldu bizim açımızdan. Bunlarda birisi de, tarikat ve cemaatlerin potansiyel birer Fetö oldukları ve tasfiye edilmeleri gerektiğine dair Kemalistlerin pompaladığı bir propaganda. Bazı iktidar mensupları ile halkın ve hatta bazı İslamcıların bile, Fetö’den yenilen ihanet kazığının etkisiyle meyletme eğilimi gösterdiği bu propagandanın etkisiyle çok tehlikeli bir sürece girilmesi riski söz konusu.

Her zaman iyot gibi suyun üstünde kalmayı beceren ve her daim sütten ak kaşık olma iddiasını kimseye kaptırmayan Batısından öğütlü Atasından görgülü Kemalistler, gelinen süreçte de kendi asli suçlarını gizleme ve tüm suçu İslami camialara atıp, bir taşla iki kuş vurma çabasında çok başarılı görünüyorlar ki, böyle yapmada eskiden beri çok mahirdirler zaten.

Doğrusu Kemalistleri ciddiye almak en büyük ciddiyetsizlik, ahmaklık ve kendi kendimize atacağımız en büyük kazık olup, tecrübe ile sabit olan bu gerçeğe rağmen 15 Temmuz sonrası bu yılan deliğinden tekrar sokulursak, yazıklar olsun bize.

Bu Cemaat ve Tarikatlar Niye Ortaya Çıktı ki?

Bu gün potansiyel tehlike olarak görülen en büyük iki ekol olan, Fetö’nün de içlerinden neşet ettiği Nurcu gruplar ile içine kapalı ve temkin vermeyen diğer bir ekol olan Süleymancılar ne için doğmuştu, Kemalistler lütfedip bir arkalarına bakarlar mı acaba?

Eğer bu gün Kemalistlerin sopası kırıldığı için havuçla işi götürmeye çalışmalarına aldanmayıp, kafamızı şöyle 90 yıl öncesine kadar bir döndürmezsek, konuyu doğru anlayamayız.

Cemaat ve Tarikatlar Kemalizm’in Yan Ürünüdür

Kemalizm’in ateizm ve ataizmi tüm topluma hakim kılma projelerinin aşk ve şevkle tüm hızıyla uygulandığı, Allah demenin bile suç sayıldığı M. Kemal ve takiben İnönü diktatörlüğü dönemlerinde, yetersizde olsa Osmanlı’daki resmi dini tahsili tamamen ortadan kaldıran ve Mehmet Akif gibi öncülerin temsil ettiği ıslah sürecini yok eden Kemalistler; eldekini kurtarma telaşıyla canhıraş bir şekilde bir şeyler yapmaya çalışan ve zaruri gizliliğin oluşturduğu kontrolsüz ve ana çizgiden sapma istidadı gösteren bu tür yapıların ortaya çıkmasına sebep oldular.

Yine Osmanlı da resmi tarikat yapılanmalarını yasaklayarak, zaten sorunlu olan tarikat anlayışlarının iyice zıvanadan çıkmasına ve Osmanlıda genelde elitlere hitap eden bu yapıların tüm topluma yayılmasına sebep oldular.

Yani jakoben laiklik uygulamaları ile merdiven altı dini üretime sebep olan Kemalistler, o gün baskıyla yapmaya çalışıp ta başaramadıklarını, bu gün sureti haktan görünerek havuç politikası ile yapmaya çalışıyorlar, yerseniz.

Cemaat ve Tarikatlar Halen İslam’ın Sigortalarıdır

Şu açık bir vakıadır ki, 90 yıllık İslamsızlaştırma politikalarına rağmen İslam aidiyet ve duyarlılık boyutunda da olsa halkımız nezdinde 15 Temmuz direnişine sebep olacak derece de var kalabilmiş ve mensubu bulunduğumuz ıslah ekolü 1970’lerden sonra ortaya çıkıp bu gün ciddi bir birikime erişebilmiş ise, bunda en büyük pay bu beğenmediğiniz cemaat ve tarikatlara aittir.

Genelde hepimiz dolaylı yada doğrudan, bir şekilde bu cemaat ve tarikatlardan, en azından duyarlılık yönünden bir şeyler almış, bir kısmımız İslamcılığa bu yapılar vesilesiyle yönelmişizdir. Şimdi yumurtadan çıkıp kabuğunu beğenmemek hakkaniyetli bir tutum mudur?

Ne kadar sorunlu olurlarsa olsunlar, ateizm ve ataizm, ifsat ve fuhşiyatın hala bir kasırga gibi toplumu etkilediği bu topraklarda, ıslah ekolünün İslam anlayışı toplumun çoğunluğuna yayılıp toplumun ıslahına vesile olana değinde, İslam’ı aidiyet ve duyarlılığının sigortası durumundadırlar bu yapılar.

Bindiği Dalı Kesmek

Bu nedenle cemaat ve tarikatların tasfiye edilmesi demek, bindiği dalı kesmek anlamına gelecektir. Zira geçelim İslam’ı bu günlere kadar iyi kötü getirmiş olmalarını, bu gün AK Parti iktidarı ve yaşanan sürece de baksak ve hatta sadece 15 Temmuzda darbeyi püskürten kesimlere baksak, cemaat ve tarikatlar olmaksızın bunların nasıl mümkün olacağını kim izah edebilir?

Daha iyisini bulana kadar, elinizdeki en iyisidir. Bu gün İslami anlayış ve yapılanma sorunları ve potansiyel riskleri bahane ederek daha iyisini elde etmeden elinizdekini çıkarırsanız, o takdirde asıl darbenin nereden geleceğini çok iyi görürsünüz.

Kaldı ki, daha iyisi de zaten bu cemaat ve tarikatların fertlerinden ve tabanından çıkacak, gökten zembille inmeyeceği gibi, Alevi yada Kemalistlerden çıkmayacaktır herhalde.

İsteseniz de Tasfiye Edemezsiniz Zaten, TC Edemedi ki Siz Edesiniz!

1923’lerde İslami tasfiye çabasıyla bu yapıların ortaya çıkmasına sebep olanlar bu yapıları bu güne kadar tasfiye edemediği gibi, iyi niyetle de olsa bu yapıları sizde tasfiye edemezsiniz zaten. Bunu yapmaya çalışırsanız, bu yapıların iyice yer altına inmelerine ve kontrolden çıkmalarına, anlayış ve yapılanmalarının iyice dejenere olmasına sebep olur ve sorunu iyice giriftleştirirsiniz.

Sorunlu cemaat ve tarikatların ille de tasfiye edilmesi gerekiyorsa, bu tasfiyeyi sadece halk yapabilir. Halkı bu yapıların temsil ettiği İslami anlayıştan daha iyi bir seviyeye getirir ve örgütlenerek dinlerine sahip çıkmalarını sağlarsanız, bu yapılar ya olumlu yönde dönüşür yada kendiliklerinden tasfiye olurlar zaten.

Tüm bu nedenlerle bu yapıların tasfiyesi değil ıslahı gerekir ve bu ıslahı yapacak olanda devlet ile halktır. Devlet Kur’an ve sahih sünnet merkezli din eğitimini isteyen tüm fertlere edinme imkanı vererek halkın bilinçlenmesini sağlayarak (hükümetin diyanet ve eğitim politikaları bu konunun öneminin farkında olduğunu gösteriyor), bu tür sağlıksız yapılara yönelimi engellediği gibi, bu yapılarda bulunanların ve dolayısıyla bu yapıların anlayışlarını düzeltmelerine zemin hazırlayacaktır.

Islah Mümkün ve Zaruridir

Cemaat ve tarikatların sorunlu olduğu malumdur. Bu sorun hem din anlayışındaki Kur’an ve sahih sünnete uzaklıktan, hem de olağanüstü dönemlerde oluşmalarının verdiği yapılanma anlayışlarından kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle hem yapılanma anlayışlarının, hem de din anlayışlarının ıslahı için çaba sarf edilmelidir. Lakin bu ıslah dışarıdan devlet gücünü kullanarak zorla (cebbarca), cemaat ve tarikatlar üzerine baskı kurmak suretiyle değil; tam tersine bu yapılara şeffaf çalışacakları mevzuat ve imkanlar sağlanarak şeffaflaşmaları ve devlet ile halkın denetimine açılmaları temin edilmelidir ki, hem risk potansiyeli azalsın, hem de bozuk İslami anlayışları halkın dolaylı denetimi ve baskısı ile ıslah edilebilsin.

Bu noktada bizim camiaya çok önemli görevler düşmektedir. Camiamızdan bazılarının yaptığı gibi bu yapıları tu kaka ilan edip tasfiyeye çalışmak ve asıl - amansız - daimi düşmanlarımız olan Kemalistleri bırakıp bunlarla kapışmak yerine, asgari müştereklerde oluşturulacak diyaloglarla mümkün olduğunca ıslah olmaları için samimi dua ve hikmetli çaba göstermek gerekmektedir.

Islah Süreci Gönüllü ve İçten Olmalı, Zoraki ve Dayatma Olmamalı

Cemaat ve tarikatların ıslahı süreci, devletin ya da halkın dışarıdan dayatmasıyla değil, doğru mevzuat, uygulama ve tutumlarla; bu yapıların içindeki mensupların gönüllü, içten ve müspet tepki vermeleriyle gelişebilecek bir süreçtir. Her şeyden önce bir anda mümkün olmayıp bir süreç olduğu, adım adım merhale merhale ve uzun bir sürede gerçekleşebileceği kabul edilerek bu sürece girilmelidir.

15 Temmuz süreci, hem devlet, hem halk hem de cemaat ve tarikatler için bir ders ve ihtar olmuş olduğundan, kendiliğinden tekrarlanma riskini azaltan bir durum oluşturmuştur aynı zamanda. Bununla beraber 15 Temmuz tüm cemaat ve tarikatların kendi özeleştirilerini yapmaları için bir milat ve imkan da olmalıdır. Hem İslam anlayışlarındaki ve hem de yapılanmalarındaki çarpıklıkların muhasebesine odaklanmalıdırlar bu yapılar ve mensupları.

Islah Olmayanlar İrsat Olunmaktadır Zaten

Eğer risk olan her şeyi ortadan kaldırırsanız, o zaman hayatı durdurmanız gerekir. Zira trafikte, ordu da, hastane de vs. her şeyde risk vardır. Eğer cemaat ve tarikatların Fetö benzeri risk potansiyeli olduğu düşünülüyorsa, bu riski azaltıcı ve potansiyelin fiiliyata dönüşmesi ihtimaline karşı gereken tüm tedbirlerin alınması gerekir.

Cemaat ve tarikatlar için acilen tüm mevzuat değiştirilerek, tam bir fikir ve örgütlenme özgürlüğü imkanı sağlanmalıdır. Bunu takiben bu yapılar kendilerini devletin ve halkın tüm denetimine açık, tam şeffaf hale gelmelidirler.

Buna rağmen şeffaflaşmayan, denetimsizlik ve gizlilikte ısrar edenler ise, ilgili birimlerce zaten çok yakından takip ediliyor (irşat) olduklarından risk oluşturmaları biraz zor.

Alevi Cemaat ve Tarikatları Niye Hiç Gündeme Gelmiyor?

Aslında cemaat ve tarikatlar sadece sünni kesim için değil, Alevi kesim içinde söz konusu Osmanlı’dan bu güne. Aynı sıkıntı ve riskler bu kesimin cemaat ve tarikatları içinde söz konusu. Nitekim Yavuz döneminde Şah İsmail için çalıştıkları açık bir vakıa.

Cemevleri ve dedeler üzerinde oldukça örgütlü olan bu yapılanmaların, silahlı sol terör örgütleriyle ilişkileri üzerine, bu kesimden öldürülen teröristlerin cemevlerinde törenle kaldırılmaları realitesine rağmen hiç değinilmiyor. Yine özellikle 1990’lardan 28 Şubata uzanan dönemde bu cemaat ve tarikatların postmodern darbeye iltisak ve destekleri ile, Ordu içinde Suriye misali Alevici darbe ve cunta girişimleri olduğuna dair iddialar, hep ustalıkla sumen altı edildi bu güne kadar.

Devletin, alevicilerin ve Kemalistlerin gözleri her daim sünni cemaat ve tarikatlar üzerinde, sürekli projektörler altında bu yapılar ama bu projektörler hiç alevi cemaat ve tarikatler üzerine tutulmuyor nedense. Tüm sünni kökenli cemaat ve tarikatların aldığı nefeslerden bile haberdar olan devletin, alevi kökenli bu yapıları izleyip izlemediği bile belli değil. Ne hikmetse sünni cemaat ve tarikatları ustalıkla gözlerimizin içine sokanlar, değil bu iddiaları konuşmak, bu tarafın ismini bile anmıyorlar. Değil haklarında konuşulmak, varlıkları bile söz konusu edilmiyor. Onların konuşması zaten mümkün değil ama, biz niye konuşmuyor, bu yapılara projektör tutmuyoruz?