Çağdaş rezalet ve zamanüstü medeniyet

Ali Ünal

"Milletin bağrından çıkan asker" içinde silahını millete doğrultan ve doğrultmak için planlar yapmaktan geri durmayan cuntalar, özellikle çok partili hayata geçtiğimiz günden bu yana neredeyse hiç eksik olmadı.

Eğer askeri yıpratan ve ona karşı simetrik veya asimetrik mücadele veren bir grup veya gruplar aranacaksa, en son "millete ihanet belgesi"nde yaşadığımız üzere, sivildeki uzantılarıyla bu cuntalara bakmak gerekir.

Zamana mührünü vuran insan ve insan iradesini görmeden çağdaşlığı, medenîliği, değerleri zamana bağlamak gibi bir düşünce sefaleti içinde bulunanlar, özellikle Cumhuriyet tarihimizde İslâm hukukunu bolca karikatürize ettiler. Fakat yaptıkları ya da uygulamak veya korumakla mükellef bulundukları yasalara bile saygı duymayanlar marifetiyle bilhassa son birkaç yıldır yaşadığımız hukuk garabetleri ve rezaletleri, gerçek ve zamandan bağımsız değerler ve hukuk anlayışı bakımından binlerce sene önce yaşamış bazı toplumların bile ne kadar gerisinde olduğumuzu göstermeye yetiyor. Bugün sadece Türkiye değil, en modern ülkeler bile, bir suçlu yüzünden bir köyü yakıp yıkabiliyor, acımasızca sivil katledebiliyor, potansiyel tehlike gördükleri insanları veya grupları suça itip sonra cezalandırabiliyor, insanları özel hayatlarının en mahrem noktalarına kadar takip edebiliyor ve içlerindeki farklı dinden topluluklara kendi hukuklarına göre yaşama imkânı tanımıyorlar. Oysa, Cenab-ı Allah'ın en son Peygamber Efendimiz (sas) vasıtasıyla kemale erdirip nihaî şeklini verdiği İslâm, suçu sabit olmayanları takip edip gözetlemeyi (casusluk) yasakladığı gibi, meselâ "dokuz caninin bulunduğu bir gemide bir de masum varsa o gemi batırılamaz" hükmünü vermiş, bırakın potansiyel suçlu görülenleri derdest edip cezalandırmak için suça itmeyi, kendi ülkesinde meşru yönetime başkaldıran bazı vatandaşlar grup halinde silahlarıyla bir yerde toplanmış olsalar bile, onlar saldırmadan silahla üzerlerine varmayı, ilk silah kullanan olmayı da yasaklamıştır. Hz. Ali Efendimiz'in hilâfeti dönemindeki uygulamalarıyla da ortaya çıkan bu hukuk kaideleri gereği, devlete isyan edenler te'dip edildikten sonra da artık ne canlarına dokunulur ne de malları ellerinden alınır.

İslâm'da temel insan hak ve hürriyetlerine bu ölçüde verilen önemin yanı sıra, başka dinlere mensup cemaatlere sadece ibadet değil, özel ve cemaat hayatlarını da kendi dinlerinin hukukuna göre tanzim etme hürriyeti tanınmıştır. O kadar ki, bu cemaatlere, devlete karşı suç işlediklerinde bile isterlerse yine kendi hukuklarına göre yargılanma izni de verilmiştir. Medine'de Kureyza Oğulları Yahudileri ihanet ve isyan ederek Müslümanlarla savaşa da girişince, yenilmelerinin ardından ister Kur'an'a isterse Tevrat'a göre yargılanmaları hususunda serbest bırakılmışlardı. Çok daha öncelere gidelim. Hz. Yusuf'un (as) yaşadığı ve Allah'ın Dini'nden esintiler taşıyan Mısır'da bile yönetim, başka ülkelerden gelen insanlar suç işlediklerinde onlara kendi hukuklarına göre yargılanma hakkı tanıyordu. Nitekim Filistin'den gelen Hz. Yakub'un oğullarının bir hırsızlık olayına karıştıkları sanılmış ve kendilerine kendi hukuklarına göre yargılanma hakkı verilmişti. Bugün Türkiye dahil, dünyanın en "çağdaş" ülkelerinde bile düşünceyi açıklama hürriyeti sınırlandırılıp, aksi şekilde davrananlar cezalandırılırken, Firavun gibi tarihin en korkunç diktatörlerinden biri bile sarayında, hem de halkının gözü önünde Hz. Musa ile Hz. Harun'a dinlerini delilleriyle açıklama izni vermiş, sarayına gelip dinlerini tebliğ etmekle kalmayıp, İsrail Oğulları'nın Mısır'dan çıkmasına müsaade etmesini de isteyen bu iki peygamberi zindana attırmamış, öldürtmemiş, hattâ kendi ülkesinin aydınları ve ilim adamlarıyla halkın gözü önünde münazarada bulunmalarına bile razı olmuştu.

İrtica tukaka da olsa, tarihe rücu edip geçmişten öğreneceğimiz çok şeyler var.

ZAMAN