‘Büyük’ Ergenekon!

Hepimizin siyasi hafızası pek zayıf. Daha birkaç yıl önce olanları bile unutuyoruz. Belki de unutmak istiyoruz. Yaşadığımız bazı şeyleri şöyle bir hatırlatayım...
Yıl 2002. Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, Genelkurmay Başkanlığı’ndan emekli olmasına günler kala, son iki ataması için ‘inha’ sürecini başlatıyor, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na Jandarma Genel Komutanlığı’ndan emekli olmaya hazırlanan Orgeneral Aytaç Yalman’ın, Jandarma Genel Komutanlığı’na ise Orgeneral Şener Eruygur’un getirilmesi için
gereken yazıyı yazıyor. Bu ordu içi operasyonla, emekli olan komutan Kıvrıkoğlu, meslektaşı orgeneraller arasında son kez takdir yetkisini kullanıyor, Kara Kuvvetleri Komutanı olmaya hazırlanan 1. Ordu Komutanı ve Kıvrıkoğlu’nun eski 2. Başkanı Orgeneral Edip Başer emekli oluyor.
Kıvrıkoğlu’nun giderayak yaptığı bu operasyonun gerçekte Genelkurmay Başkanlığı’na gelen Orgeneral Hilmi Özkök’ü sıkıştırmak, onu zor durumda bırakmak için olduğunu Türkiye’nin anlamasına daha zaman var. Bu iki komutanın komuta kademesindeki varlığı, aynı yılın sonunda Adalet ve Kalkınma Partisi’nin tek başına iktidar olması ve ardından da Avrupa Birliği reformları için büyük bir hızla harekete geçmesi üzerine Türkiye için çok kritik bazı sonuçlara yol açacaktı.
Aradaki pek çok detayı atlıyorum, kolayca hatırlanacak sebeplerle AKP hükümeti ile asker arasında gerilim hiç eksik olmuyordu. Ama en büyük gerilimlerden biri, 2003 sonunda meslek liselilerin üniversiteye girişine zorluk çıkartan ve bu arada imam hatip mezunlarının da ilahiyat dışında fakültelere girmesini neredeyse imkânsızlaştıran katsayı uygulamasının kaldırılması girişimi sırasında yaşandı.
Ağır baskı altındaki Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök bile o dönemde bir hayli sertleşti, sonunda gerginlik hükümetin geri adım atması ve yasayı komisyonda ölüme terk etmesiyle atlatıldı.
İkinci büyük gerginlik Kıbrıs konusunda, zamanın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın adıyla anılan barış planını 2004 Ocak ayında hükümetin kabul etmesiyle yaşandı. O kadar ki, başta bu iki komutan olmak üzere komuta kademesi, Genelkurmay Başkanı’na rağmen harekete geçti,
iş dünyası ve medya patronlarıyla görüşüp hükümete karşı destek istemeye başladılar.
Daha sonra ortaya çıkacak olan dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’in günlükleri, ‘Sarıkız’ kod adıyla bir darbe planının hazırlandığını, Genelkurmay Başkanı’na rağmen bu planın uygulanması için düğmeye basıp basmamanın konuşulduğunu ortaya koyacaktı.
Hoş, bu günlüklerin doğrulamasına da gerek yok.
O dönem hükümetin bu plandan kod adı dahil her bakımdan haberdar olduğuna dair bilgi sahibi birkaç gazeteciden biriyim. Ama hükümetin önde gelenleri o zamandan beri, “Bu eylemli darbe girişimine karşı adli mekanizmayı neden çalıştırmadınız?” sorusunu cevapsız bırakıyorlar.
Sarıkız başarısızlığa uğrayınca, bir kuvvet komutanlığı karargâhında bu kez farklı bir plan hazırlandı. ‘Ayışığı’ kod adını taşıyan bu plan, Sarıkız’dan farklı olarak ordunun 12 Eylül’deki
gibi kendiliğinden darbe yapmasını değil, ordunun 27 Mayıs’taki gibi yönetime el koyması için sivil toplum tarafından baskı altına alınmasını, bu
arada Türkiye’de bir askeri darbeyi meşru kılacak ortamın yaratılmasını öngörüyordu.
Burada basit bir cümle içine sıkıştırdığım plan esasen dehşet vericiydi. O kadar ki, Danıştay saldırısı gibi bir katliam girişiminin, Hrant Dink suikastı
gibi Türkiye’yi derinden sarsan bir cinayetin ve son olarak polisin ortaya çıkarttığı Orhan Pamuk başta olmak üzere bu satırların yazarı dahil bazı gazeteci ve yazarların öldürülmesi planlarının ‘Ayışığı’ girişimiyle bağlantılı olup olmadığını her gün sorguluyoruz.
Dün anamuhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanının talihsiz konuşması bir yana,
Danıştay saldırısı ile ‘Ayışığı’ planını uygulamak
üzere kurulan Ergenekon çetesinin önde gelenleri arasında doğrudan ilişki olduğuna dair çok sayıda emare var. Ergenekon’la Hrant Dink suikastı arasındaki bağlar da zayıflamıyor, güçleniyor.
O bakımdan, dün yapılan ve herhalde artık ‘son dalga’ diye nitelenebilecek olan Ergenekon gözaltılarında ‘Ayışığı’ planlayıcılarına uzanılması benim için önemli. Bu planı hazırlayanlarla Ergenekon çetesinin silahlı-külahlı uygulayıcıları arasında somut bağ kurulması halinde Türkiye, modern demokrasi tarihinde belki de ilk kez darbe girişimcileriyle hukuk önünde hesaplaşabilecek.
Bugüne kadar kullanılan yöntem, ‘Kol kırılır, yen içinde’ cümlesiyle anlatabileceğimiz yöntemdi. 2004 Eylül başında Şener Eruygur emekliye ayrılır ayrılmaz Jandarma içinde, özellikle Jandarma istihbaratı içinde çok ciddi bir tasfiye yaşandı ve bugün baktığımızda o günlerde ‘Ayışığı’ planlamasına karışmış bütün kişilerin silahlı kuvvetlerle ilişiğinin kesildiğini görüyoruz.
Yani sistem kendi içinde bu isimleri tasfiye etmişti ama kimse yaptıklarından ötürü yargı önünde hesap vermemişti. İşin tuhafı yapanlar yaptıkları şeyin suç olduğunu da hâlâ düşünmüyor olabilirler ama esasen Türkiye’nin anayasal düzenini silahla zorla değiştirmeye çalışıyorlardı.
İşte şimdi, bu kişilerin adalet önünde hesap vermesi imkânı doğdu. Türkiye bu imkândan, hangi siyasi mülahazayla olursa olsun, kaçınmamalı.

Radikal gazetesi