Dima Hattab’ın The Newyork War Crimes’da yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
Dima Hattab
10 Eylül 2025
Bay Nabil ile aldığım son matematik dersi 2021 yılının Mayıs ayında bir öğleden sonra sona erdi. O yıl, dönem İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırısı nedeniyle yarıda kesildi. Bu, Gazze Şeridi'nde yaşanan ilk veya son saldırı değildi. Hızla kitaplarımı topladım ve okulun küçük, antika kapısından dışarı çıkmak için koştum. Binanın dışında durup, eskiden bir market olan yere düşünerek baktım. Aklımdan bir soru geçti: Marketin sahipleri, bir gün burada matematik dersleri verileceğini hiç düşünmüşler miydi? Kendi kendime hayal kırıklığıyla güldüm. Koşullarımızın zorluğu yeteneklerimizi aştığında, hayatımız için hayal ettiğimiz senaryo elimizden kaçar.
Öğretmenim binadan çıktı ve birlikte yürümeye başladık. Yaşadığımız savaşla ilgili fikrimi paylaştıktan sonra, bana bir şey söylemek istediğini hissettim. Savaşın, bir zamanlar sahip olduğum tüm coşkuyu söndürdüğünü hissetmiş gibiydi. O öğleden sonra, altın rengi güneşin altında, 1948'de kurulmuş bir mülteci kampının beton bloklarının önünden geçtik. Yaz, gökyüzü ateşkes zamanlarında bile bizi hiç terk etmeyen insansız hava araçları dışında, berraktı. Öğretmenim bana sordu:
— Ee, derslerin nasıl gidiyor?
— Oldukça iyi gidiyor, ama olan bitenler yüzünden konsantrasyonum bozulmuş gibi hissediyorum.
— Final sınavları yaklaşıyor; devam etmekten başka seçeneğin var mı? Zor soruları her zaman çözmeyi başarıyorsun. Sınıfın en iyi öğrencileri arasında olacağını görebiliyorum. Söylesene, tıp fakültesine gidecek misin?
Sessizliğe sığındım ve Nabil Bey'in bir keresinde bize gençken tıp okumak istediğini anlattığı hikâyeyi hatırladım. Son derece zeki bir öğrenciydi, yeteneği rakipsizdi, ama ailevi koşulları bunu engelledi. Ebeveynlerinin nesli, 1948'de yerlerinden edilen ve kamplara yerleşen Filistinliler arasındaydı. Şimdi altmışın üzerinde ve Gazze Şeridi'nde yaşanan tüm olaylara, işgallere, ayaklanmalara ve bombardımanlara tanık oldu. Tüm bu koşullar bir araya geldi ve o, Gazze'nin merkezindeki mülteci kamplarının en önemli matematik öğretmenlerinden biri ve hayatımın en büyük ilham kaynaklarından biri oldu. Hayatı hayal ettiği gibi gitmemiş olabilir, ama marketin bile entegrasyonun sınırlarını inceleyen bir yer haline geleceğini bilmiyordu.
Düşüncelerimi böldü:
— Ana dalını seçtin mi, Dima?
— Henüz seçmedim, ama seçim özgürlüğüm olduğunu hissetmiyorum. Gazze'nin en parlak öğrencileri tıp ve mühendislik dışında pek fazla ana dal seçeneğine sahip değil. Ama benim için fizik bir tutku.
— Fizik mi? Bu uzmanlık alanında fırsatlar burada sınırlı.
— Genel olarak fırsatlar, Bay Nabil, kuşatma ve işgal rejiminin boğucu uygulamaları ve etrafımızı saran korku nedeniyle sınırlı. Çalışmalarında başarılı olanlar ya acı çekip sonunda burayı terk ediyor ya da burada kalıp İsrail tarafından öldürülüyor.
O anda, ikimizin de aklından aynı düşünce geçtiğine eminim, çünkü ikimiz de sessiz kaldık. O bahar yaşanan saldırı sırasında İsrail, fizik öğretmeninin evini bombaladı, onu ağır yaraladı ve eşini ve kızını öldürdü. İşgalcilerin bizi duymasından korktuğumuz için, sokaklarda bile şehitlerimizin isimlerini yüksek sesle söylemedik. “Fizik, fizik,” diye mırıldandı öğretmenim.
— Öyleyse seyahat et; ben Bağdat'ta matematik okudum.
— Bağdat sizin zamanınızda benim zamanımdan farklıydı, Bay Nabil.
— Düştüğü gün hayatımın en zor günüydü. Eskiden Bağdat benim ülkemdi...
Beton evlerle dolu kampta sessizce yürümeye devam ettik. Nabil Bey başka bir öğrenci grubuna ders verdiği yere vardığında, ona veda ettim. “Final sınavına sıkı çalışmalısın,” dedi. Onaylayarak başımı salladım ve ona sadakatle baktım. O da bana gururla baktı.
Nisan 2024'te, Bağdat'ın düşüşünün yıldönümünde, Nabil Bey ABD'nin işgalinin hayatındaki en büyük şoklardan biri olduğunu söyledi. Nabil Bey'in geçmişinin şehri savaşlarla harap olmuştu ve şimdiki şehri Gazze, işgal nedeniyle yaşamın her türlü izinden yoksun kalmıştı. Bu şehirlerin halkının hayal ettiği gelecek henüz gerçekleşmemişti.
Nabil Bey, kader adına sizden özür dilerim, çünkü geçmişte ve şimdiki zamanda özgür bir yer hayal ettiniz. Barbarlığın elinden asla silinmeyecek, akıl ve bilgiye saygı duyacak ve her şeyden önce insan hayatına saygı duyacak, kalıcı bir yer hayal ettiniz.
Sayın Nabil,
Koşullarımızın zorluğu, yeteneklerimizin ötesindeydi. Çoğu zaman, hayallerimizin koşullarına değil, ülkemizin koşullarına en uygun olanı seçeriz. Bir zamanlar fizik okumayı hayal etmiştim, ama şimdi edebiyat okuyorum ve halkımın hikâyesini yazıyorum. Bir zamanlar hayal ettiğin gibi doktor olmak yerine, Gazze'nin en iyi matematik öğretmenlerinden biri oldun ve ülkenin genç nesillerine yardım ettin.
Ve market için,
özür dilerim, çünkü biliyorum ki, olmasını istediğiniz market olsaydınız, içi bu kadar karanlık ve dar olmazdı. Her şeyin sınırlı olduğu bir ülkede entegrasyonun sınırlarını incelememizin ironik olduğunu siz de benim gibi düşünüyor musunuz?
*Dima Hattab, Gazze'nin merkezindeki Bureij mülteci kampında doğdu ve büyüdü. Halen devam eden soykırım sırasında da burada yaşamaya devam ediyor. İslam Üniversitesi'nde çevrimiçi olarak İngiliz edebiyatı okuyor. Bu yazı Arapça'dan çevrilmiştir ve The New York War Crimes dergisinin on dokuzuncu sayısında yayınlanmıştır.