Bölgesel ve küresel vahşetin ortak savaşı

Ahmet Varol

Suriye’de son günlerde özellikle Halep ve çevresinde yoğunlaşan savaş gerçekte insanlığın; günden güne hırçınlaşan, her gün daha da vahşileşen, çıkarlarını koruyabilmek ve hâkimiyetini sürdürebilmek için bir ülke halkını toptan sürgüne hatta imha etmeye bile cüret edebileceğini gösteren vahşetle karşı karşıya geldiği bir savaştır. Dolayısıyla bu savaşta canavarlar cephesinin galip gelmesi sadece Suriye direnişinin ve halkının, Halep ahalisinin değil bütün insanlığın kaybetmesi olacaktır. 

Bölgedeki sömürgeci güçlerin küresel emperyalist güçlerle ittifak kurarak oluşturduğu saldırı cephesi Türkmen bölgesinden sonra Halep bölgesi üzerinde yoğunlaştı. Ancak burası bir merkez olarak hedefe yerleştirilmiş durumda. Saldırı ve operasyonlar ise geniş çaplı bir şekilde, insanî değerlerden, savaş hukukundan ve tamamen vahşet temelli korkunç stratejilerle çok yönlü yürütülüyor. O yüzden biz de Allah’ın izniyle bu haftaki yazılarımızda Suriye’de son günlerde iyice şiddetlenen vahşi saldırılar, arka planında duran ve küresel emperyalizmin perde arkasındaki ittifakına dayalı stratejiler üzerinde durmak istiyoruz. 

İşgal güçlerinin Halep ve çevresini boşaltma amaçlı saldırıları yoğun bir şekilde sürüyor. 8 Şubat Salıyı Çarşambaya bağlayan gece Halep ve İdlib’in kırsal alanına yönelik saldırılarda, çoğu kadın ve çocuk 33 sivilin öldürüldüğü açıklandı. Çok sayıda da yaralının olduğu saldırılarda onlarca ev harabeye çevrilmişti. 

Ölenler ve yaralananlar arasında kendi evlerini terk ederek, biraz daha güvende olduğunu düşündükleri köylere sığınan mülteciler de vardı. İşgalci canavarlar, evlerini terke zorlanan mültecileri tamamen Suriye’yi terke zorlamak amacıyla ülke içinde özellikle de kuşatmaya alınması planlanan yerleşim alanlarının çevresinde kurulan mülteci kamplarına kasten ve planlı bir şekilde saldırıyorlar. 

Son dönemlerde Halep, İdlib ve Der’a gibi önemli şehirlerin etrafındaki kırsal alanların ve bu bölgelerdeki sivil halkın vurulmasının amacı bu halkı göçe, evlerini terke zorlamak ve böylece bölgelerde kontrolü sağlayan direniş güçlerini çevreden kuşatmaya almak için kara operasyonları düzenleyen güçlere yer açmaktır. İşgalci saldırganlar böylece buralara gıda yardımı dâhil tüm insanî yardımların ulaşmasının engelleneceğini ve şehir merkezlerinde kıskaca alınan ahalinin açlığa mahkûm edileceğini böylece onları himaye için direnişi sürdüren gerilla güçlerinin de teslim olmak zorunda kalacağını düşünüyorlar. 

Bu yöntemi stratejik olarak direniş güçlerini teslim olmaya zorlamak için uyguluyorlar. Fakat onları teslim olmaya zorlama amaçlı vahşi yani “aç biilaç bırakma” stratejilerinde yüz binlerce hatta milyonlarca sivil kalabalığı kıskaca almaya çalışıyorlar. 

Bu vahşi yöntemin Madaya’da ne derece korkunç manzaraların ortaya çıkmasına neden olduğunu bütün dünya gördü. Aslında bu şehir aylardan beri kuşatma altında tutuluyordu ve insanlar aç ve ilaçsız bırakılmışlardı. Fakat yine de onların karşı karşıya olduğu durumdan son döneme kadar dünyanın pek haberi olmuyordu. Çünkü vahşi canavarlar şehri çok sıkı kıskaca aldıklarından içeriye yardım desteğini engelledikleri gibi dışarıya bilgi akışına da büyük ölçüde engel olmuşlardı. 

Şimdi Suriye’nin Şam’dan sonra en önemli merkezi olan Halep’i kuşatmaya alma operasyonu üzerine ortaya çıkan durum karşısında; “acaba Madaya’daki o korkunç manzaraların dışarı çıkmasına bilerek mi imkân tanıdılar?” sorusu akla geliyor. Çünkü o manzaralar gerçekten insanların gözlerini korkuttu ve aynı durumun kendi bölgelerinde de ortaya çıkabileceği korkusuyla evlerini terk ederek yollara döküldüler. Vahşette sınır tanımayan anlayışın bu tür yöntemlere başvurması ihtimal dışı değildir. Çünkü onun için önemli olan karşısındakini teslim olmaya ve şartsız bir şekilde başındaki diktayı kabule zorlamaktır. Bunu başarabilmek için sonuç vereceğini umduğu her araçtan yararlanır. Dolayısıyla Madaya’da kıskaca aldığı insanların maruz kaldığı korkunç manzaraları gösterip “teslim olmaz veya buraları terk etmezseniz sizin de başınıza gelecek olan budur?” mesajı verebileceği araçları kullanması mümkündür. Nazi saldırganlar ve 1948’de Filistin’i işgal eden Siyonist teröristler bunu açıktan yapıyorlardı. Putin - Esed - İran ittifakının da dolaylı yollarla yapması muhtemeldir. 

AKİT