Boğulmamak yetmez, yüzmek gerekir

MURAT KURT

Bir insana yüzmeyi öğretirken yapılan en büyük hata, işi yalnızca “şunu yapma cümleleriyle sınırlamaktır. Panik yapma, rastgele çırpınma, nefesini tutma.. Bunların hepsi doğrudur; ama hiçbiri tek başına insanı kurtarmaz. Bu uyarılar en fazla boğulmayı geciktirir. Suyun ortasında kalmış birini hayatta tutan şey, nasıl yüzüleceğini bilmesi ve bunu uygulamasıdır.

Kuran’ın emirnehiy dengesi tam olarak böyledir.

Allah’ın yapma dedikleri, insanı batıran hareketlerdir. Zina, zulüm, yalan, kibir, haksızlık.. Bunlar insanın ayağına bağlanan taşlar gibidir. Onlardan uzak durmak gerekir; çünkü bu taşlarla yüzülmez. Fakat bu taşları bırakmak, insanı kendiliğinden yüzdürmez. Sadece batışı geciktirir.

İşte burada çoğu zaman gözden kaçan hakikat ortaya çıkar:
Günah işlememek kurtuluş değildir; kurtuluşa engel olan şeyleri temizlemektir.

Kuran bu yüzden insanı yalnızca yasaklarla baş başa bırakmaz. Aynı anda ve ısrarla yap der: Adaleti ayakta tut, iyilik üret, yetimi gözet, yoksulu doyur, infak et, hakkı savun, şahitliği gizleme, zikret. Bunlar yüzme hareketleridir. İnsan bu hareketleri yapmadıkça suyun üstünde kalamaz.

Burada önemli bir ayrım belirginleşir. Allah’ın yapma dediklerini çiğnemenin karşılığı çoğu zaman ceza diliyle anlatılır. Ancak Allah’ın yap dediklerini yapmamanın karşılığı her zaman ateşle ifade edilmez. Kuran bu noktada daha derin bir dil kullanır: mahrumiyet, eksilme, daralma. Bu, sorumluluğun ortadan kalktığı anlamına değil; sonucun insanın hayatında bizzat yaşandığı anlamına gelir.

Emirlerin terk edilmesi çoğu zaman aktif bir isyan gibi yaşanmaz. Daha çok yavaş bir çözülme şeklinde olur. İnsan kötülük yapmadığını düşünür; ama iyilik de üretmez. Ahlâk bu noktada pasifleşir. Pasifleşen ahlâk zamanla yön duygusunu kaybeder. İnsan neden yaşadığını, neyi savunacağını, neye dayanacağını bilemez hâle gelir. Hayat daralır; çünkü anlam, eylemle beslenir. Emirler terk edildiğinde cezadan önce anlam eksilir.

Yüzmeyi bilmeyen birine kimse ceza vermez. Ama suyun ortasında kaldığında boğulur. Bu bir ceza değil, sonuçtur. Kuranda emri terk eden insanın yaşadığı da çoğu zaman budur. Hayat daralır, anlam kaybolur, yön şaşar. Çünkü ahlâk boşluk kabul etmez. İyilik yapılmadığında, kötülük kendiliğinden alan bulur.

Bu yüzden Kuranda kurtuluş hiçbir zaman yalnızca günah işlememek olarak tanımlanmaz. Kurtuluş neredeyse daima iman edenler ve salih amel işleyenler ifadesiyle birlikte gelir. Yani: taşları bırakmak ve kulaç atmak. Sadece biriyle yetinmek insanı suyun üstünde tutmaz.

Tam bu noktada hakkı ve sabrı tavsiye etmek meselesi devreye girer. Kuran bu hakikati Asr sûresi gibi kısa ama yoğun bir metinde özetler: İnsan hüsrandadır; ancak iman eden, salih amel işleyen, hakkı ve sabrı birbirine tavsiye edenler müstesna. Burada dikkat çekici olan şudur: Kurtuluş bireysel bir ahlâk listesiyle tamamlanmaz. Hak, yalnızca yaşanarak korunmaz; tavsiye edilerek ayakta tutulur. Sabır ise bireysel bir tahammül değil, birlikte yüzmeye devam etme iradesidir.

Bu yüzden emr-i bil-marûf, yasak kovalamak değildir. Suda çırpınan birini görüp yalnızca yanlış hareket yapıyorsun demek çoğu zaman işe yaramaz. Asıl sorumluluk, nasıl kulaç atıldığını göstermek ve gerekiyorsa el uzatmaktır. Emr-i bil-marûf, insanları boğulurken izleyip hatalarını saymak değil; iyiliği mümkün kılmaktır. Kuran’ın istediği toplum, birbirine “şunu yapma diye bağıranlardan değil; birlikte yüzebilenlerden oluşur.

Bu nedenle din yalnızca bir kaçınma ahlâkı” değildir. Kaçınma gereklidir ama yeterli değildir. Din aynı zamanda bir inşa çağrısıdır. İnsan günah işlemeyebilir; ama adalet üretmiyorsa, merhamet çoğaltmıyorsa, iyilik yapmıyorsa hâlâ suyun ortasında hareketsiz duruyordur. Su ise tarafsız değildir; yüzmeyeni aşağı çeker.

Sonuçta hakikat şudur:
Nehiyler boğulmamak içindir.
Emirler yüzebilmek için.

Kuran insanın kıyıda kalmasını istemez. Sakın düşme demekle yetinmez. Der ki:
Gir, ama yüz.
Kaçın, ama aynı zamanda inşa et.
Temizlen, ama üret.

Çünkü insan yüzmediği sürece, ne kadar dikkatli olursa olsun, sonunda suyun insafına kalır.