Yeni Şafak / Selçuk Türkyılmaz
BM’de oylama: Dünya Almanya’yı niçin uyardı?
Sidney Üniversitesi’nde hukuk profesörü ve 2024’te BM Özel Raportörü görevini üstlenen Ben Saul, sosyal medyada dolaşımda olan konuşmasıyla İsrail’in soykırım ve savaş suçlarıyla ilgili bir gerçeği yeniden gündeme taşıdı. Prof. Saul, bu konuşmasında, “Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri, İsrail’e ihraç edilen silahların %99’unu sağlıyor. Bu iki ülke Filistinlileri öldüren silahları durdururlarsa bu çatışmayı bir gecede bitirebilirler.” diyor.
Daha önce Antony Loewenstein’in “Filistin Laboratuvarı: İsrail İşgal Teknolojilerini Dünyaya Nasıl İhraç Ediyor?” adlı kitabından bahsetmiştik. Loewenstein, Almanya ve İsrail ilişkisinin çok daha ileri boyutlarını işaret etti. Böylelikle Almanya’nın sadece silah temin etmekle yetinmediği, Gazze ve Batı Şeria’yı savaş laboratuvarı olarak kullandığı ortaya çıkmıştı. ABD’nin de aynı çizgide olduğunu artık bütün dünya biliyor. Çünkü Amerikalılar da savaş teknolojilerini geliştirmek için ne yazık ki Filistin’i bir laboratuvar olarak kullanıyor. Saul ve Loewenstein gibi bilim insanı ve yazarlarından hareketle özellikle Almanya’nın distopik bir geleceği Filistin’de inşa ettiğini söyleyebiliriz. İngiltere’nin İsrail’e desteği ise ABD ve Almanya’dan çok daha katmanlıdır. Onlar da distopik bir geleceği Filistin’de inşa ediyor. Ne yazık ki bunlar kurgu değil.
Önceki yazıda İsrail’le askerî entegrasyon yönündeki haberleri değerlendirerek ABD’nin dünyanın geri kalanı ile negatif ayrışmaya gittiğini ifade etmiştim. Bu negatif ayrışma İngiltere ve Almanya için de geçerlidir. Onlar da İsrail’in soykırım ve savaş suçlarına yardımcı olmakta ve hatta İsrail’i teşvik etmektedir. Bu da negatif ayrışmadır.
Bundan sadece birkaç yıl önce böyle bir ayrışma karşısında dünyanın geri kalanı suskunluğu tercih ederdi. Dünyadan negatif ayrışan İngiltere, ABD ve Almanya’ya karşı kimse sesini çıkarmaz, hatta çoğu ülkenin Batıcı elitleri içeride güçlü bir duruş sergiler, hatayı kendimizde aramalıyız, derdi. Böylelikle negatif ayrışmadan dahi Batı dışında kalan dünyayı sorumlu tutarlardı. Fakat geçen hafta BM’de yapılan bir oylama artık işlerin eskisi gibi olmadığını gösteriyor. Almanya, BM Güvenlik Konseyi üyelik seçiminde Portekiz ve Avusturya’nın gerisinde kaldı.
Almanya’nın BM Güvenlik Konseyi üyeliğini kaybetmesinden sonra sosyal medya hesaplarından Almanya’ya karşı yapılan paylaşımlar çok ilginçti. Bu paylaşımlardan birinde Almanya eski Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Federal Şansölye Friedrich Merz ve mevcut Dışişleri Bakanı Johann Wadeph gibi Almanya’nın önde gelen siyasetçileriyle ilgili “soykırım eylemlerine yardım ve yataklık ettikleri gerekçesiyle bir suç şikâyeti dosyası” hazırlandığı ifade edildi. Bu çerçevede geçen hafta içinde AB dışişleri bakanlarının, İsrailli bakanlar Ben Gvir ve Smotrich’e yaptırım uygulanmasını istediği fakat Almanya’nın oylamayı engellediği gündeme getirildi.
Almanya’nın BM Güvenlik Konseyi üye seçimini kaybetmesinden sonra da Alman siyasetçilerin “hatayı kendinde aramak” yerine Rusya’yı ve Putin’i suçlaması da oldukça anlamlıdır. Alman siyasetçilerin suçu Putin’e yüklemesine karşın birçok sosyal medya hesabında Almanya’nın bu başarısızlığının İsrail’e verilen desteğin sonucu olduğu açıkça söylendi. Afrika ve Asya ülkelerinin Almanya’yı desteklememesi bu açıdan oldukça önemlidir. Çünkü Almanya hakikaten de “Yahudi yaşamını koruma” bahanesiyle “İsrail hükûmetine koşulsuz diplomatik ve askeri destek vererek” “bağlayıcı uluslararası hukukun ihlaline yardım ve yataklık” etmektedir.
Almanya’nın BM Güvenlik Konseyi üyeliği seçimini kaybetmesinin oldukça mühim tartışmaları gündeme getirdiğini söyleyebiliriz. İfade etmeye çalıştığımız gibi Almanya da ABD gibi İsrail’le olan ilişkiler bakımından negatif ayrışmadan yanadır. Fakat oylamanın gösterdiği gibi Almanya da karşı konulamaz bir güç değildir. Alman siyasetçilerin açıklamaları “Almanya’nın, barış, güvenlik ve küresel topluluk kavramlarına dair kendine özgü ve son derece çarpık tanımları çerçevesinde politikasını sürdüreceği”ni işaret ediyor. Üstelik Almanya içinde de “negatif ayrışma” siyasetine yönelik çok güçlü bir karşı çıkış görülmüyor. Tam aksine Alman ırkçıları gittikçe güçleniyor ve Almanya’nın emperyal hırsları canlanıyor. Bu çerçevede yabancı düşmanlığı da derinlik kazanıyor. Dünya Almanya’yı reddederken Alman seçkinleri, soykırım ve savaş suçları kesinleşen İsrail’i tercih ediyor.
Alman seçkinlerin soykırım ve savaşı suçları temelinde dünyanın geri kalanından “negatif ayrışmada” kararlı oldukları anlaşılıyor.