Bize akıl falan gelmez

Karşımıza çıkan irili ufaklı bütün meselelerde çözüm odaklı olsak, olabilsek, her durumda sorunu sürdürmek yerine çözmeyi, üstelik tüm zamanlar için çözebilmeyi hedeflesek, herhalde bugün olduğumuzdan epey farklı bir toplum olurduk.

Başka hemen hemen her şeyde olduğu gibi Kürt sorunu konusunda da çözüm odaklı değiliz.

Öyle olmadığımız için de, hiçbirimiz sorumluluk üstlenmeye kalkışmıyoruz.

Kürt sorunu konusunda askere kızmaktan kolayı yok. Herkes bırakıp kaçmış ve sorumluluk tek başına askerin üstüne kalmış.

Daha ilk günden çözüm odaklı olsak, o çözümde elbette askerin de yapacağı işler var, sivil siyasetçilerin de, bürokratların da, yöredeki sivil toplumun da.

Ama bu belanın ilk ortaya çıktığı 1984’ten beri herkes bulabildiği her fırsatta çözümün bir parçası olmaktan kaçmış, iş gelmiş askerin sırtına yüklenmiş. Şimdi de askere kızıyoruz, Kürt sorunu nedeniyle elde ettiği ağırlığı siyasetin her alanında kullanıyor diye.

Dün bilerek sordum, ‘Bir savaş kaç yıl sürer’ diye. Çözüm odaklıysanız fazla uzun sürmez çünkü savaşlar. Şöyle hesaplayın: İster adına ‘savaş’ deyin ister ‘terörle mücadele’ bu iş 24 yılı aşkın zamandan beri devam ediyor. Aradan geçen 24 yılın üçte ikisi ya sıkıyönetim veya olağanüstü hal rejimi içinde geçmiş, kişisel hak ve hürriyetler kısıtlanmış, haberleşme özgürlüğü kısıtlanmış, halkın haberalma hakkı kısıtlanmış, insanların gözetim altına alındıktan sonra hâkim görme ve kendini savunma hakkı kısıtlanmış, sayısız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına göre adil yargılanma hakları kısıtlanmış, sayısız AİHM kararına göre işkence sıradan bir uygulamaya dönüşmüş.

Ve bütün bu kısıtlılıklar altında dahi sorun çözülememiş. Ama şimdi, üst üste iki büyük saldırı olduğunda akla ‘Biz geçmişte ne yanlış yaptık ve hangi yanlışları hâlâ sürdürüyoruz ki bu iş bitmiyor?’ sorusu gelmiyor da, onun yerine ‘Ne yaparız da eski olağanüstü hal rejimini aratmayan günlere geri döneriz’ sorusu geliyor. Helal olsun bize!

Çözüm odaklılık, hele hele Kürt sorunu gibi son derece çetrefil bir konuda çözüm odaklılık, geniş katılım ister. Sadece askerin yapabileceği bir şey değil bu ve dün de yazdım, asker en az 13 yıldır ‘Bu sorunu biz çözemeyiz’ diye bas bas bağırıyor.

Peki kim çözecek?

Hükümet çözecek.

Geçmişin hükümetleri bu işi yapamamış, yapmaya kalkışmamış bile. Diyorum ya işi askere terk etmiş ve o alanı tamamen boşaltmış.

Peki bugünkü hükümet ne durumda? Elinden geldiğince o da bu işe girmekten, çözüm odaklı olmaktan kaçınıyor. Kaçınıyor ama bu hükümet oylarının neredeyse altıda birini Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden alıyor, geri kalan oylarının ne kadarını büyükşehirlerdeki Kürt kökenli yurttaşların verdiğini kimse bilemez.

Yani, bizzat kendi seçmeninin önemli sayılması gereken bir bölümü, sorunu çözebileceği ümidiyle bu hükümete yönelmiş durumda.

Sadece bu da değil: Hükümet kendi bekasını da büyük ölçüde Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefinin gözetilmesine bağlamış, zaten o yüzden güç bela olağanüstü hal rejimine son verilmiş.

İşte bu yüzden sanki çözüm odaklıymış gibi gözüküyor ama hepimiz biliyoruz, hükümet sorunu daha çok bir güvenlik ve sosyo-ekonomik az gelişmişlik sorunu olarak görme eğiliminde. Mesele ‘Kürt kimliği’ne geldiğinde bu hükümet orada duruyor.

İşte şimdi en zor sınavlarından birine daha giriyor AKP hükümeti: Olağanüstü hal rejimine geri dönüş anlamına gelen yasa değişikliği taleplerini ne yapacak hükümet? Bunları benimseyecek ve yeniden bir ‘güvenlik devleti’ne dönüş mü olacak, yoksa çözüm odaklı görüntüsü sürdürülüp hiçbir şey yapmamaya devam mı edilecek?

* * *

Ne zannediyoruz, gözaltı süresi uzayınca, jandarma yolda canının çektiği arabayı aramaya başlayınca dağa çıkışlar azalacak mı?

Hepimiz güvenlik içinde yaşamak istiyoruz elbette. Ama o güvenliği sağlamak için de akıl gerekmez mi?

RADİKAL