Bir yası taşıyabilmek

Bejan Matur

Türkiye'de bir hafıza oluşuyor. Bir yas hafızası. Acısını evinde, yuvasında, kalbini yora yora yaşayan bazı kayıp yakınları sokağa çıkıyorlar artık. Görünür oluyorlar.

Davalarına sahip çıkmanın vakarıyla bir misyon ediniyorlar. Bunlardan biri Gülten Kaya. Tıpkı Rakel Dink gibi o da, eşini kaybetmiş olmanın anlamını kişiliğinde değere kavuşturan biri. Bir yası taşımayı bilen, yasını hakkıyla temsil eden.

Böylesi bir hafızanın bir ahlak etrafında ve hesapsızca üretilmesinin karşısında hiçbir engel duramaz. Bilinen en büyük güç bu. Dünyada örnekleri az değil. Arjantin'deki Plaza de Mayo annelerinden, bizim cumartesi annelerimize kayıp aileleri hep bir vicdan referansı oldular.

Çünkü 'kanın hakkı' inkar edilemiyor. Kanın hakkı teslim edilmeden kalp durulmuyor. Bu, mitolojiden dinler tarihine hep böyleydi. Hazreti Meryem'den Hazreti Zeynep'e kadınların gücü değişmedi. Yaşanan her acıda, o acıyı dünyaya duyuracak bir kadın gerekti hep. Aile tarihine, soya, yuvaya ait değeri hatırlatacak, yeniden üretecek olan biri. Kadın bunun en güçlü aracıydı. Kadınların taşıdığı gelenekte, kadınların aktardığı kültürde hep ortak köklerimize dair işaretler vardı. İnsan oluşumuza dair hakikatli işaretler.

Belki de bu yüzden, Hazreti Zeynep'i kahramanım görüyorum hep. Kerbela yasının taşınmasında, yapılan zulmün hatırlanmasında o kadar büyük etkisi var ki. Yezid'in zulmü hâlâ lanetleniyorsa, bu, o yaslı kız kardeşin sözleri ve aktardığı hakikat sayesindedir.

Kardeşlerinin yasını yüzyıllar ötesine taşımayı başaran, Hazreti Hüseyin'in kesik başını kimseye dokundurtmayıp, tek başına Emeviye Sarayı'na götüren bir kız kardeş o. Zalime zulmünü haykıracak cesareti olan bir kız kardeş. Yaşadığı acının kelimeleri o kadar etkiliydi ki, sonrasında yollara düşüp şehir şehir olanları anlatmıştı. Bir anlatıcıya dönüşmüştü. Bir kadın bir anlatıcıya dönüştüğünde zalimin payına susmak düşüyor. Kadının böyle bir gücü var.

Bu gücü hakkıyla temsil eden, riyadan uzak, sembol kadınların varlığı her kültürde önemli. Türkiye'de olan da bu. Sahip çıkmamız gereken, yanlarında durmamız gereken kadınlarımız az değil.

Özellikle son bir senedir Hrant Dink duruşmalarında farklı bir topluluk görüyoruz. Abdi İpekçi'nin kızı Nükhet İpekçi'den Savcı Doğan Öz'ün kızına, yakınlarını kaybedenler Rakel Dink'in yanında kol kola yürüyorlar. Amaçları olanları unutturmamak.

Kendi hayatlarında kim bilir hangi zorluk ve duygu kırılmalarıyla yaşanan acıyı görünür kılıyorlar. Nükhet İpekçi'nin babasının kanlı gömleği ile kurduğu ilişki mesela. O gömlekle aynı evde, aynı duvarların arasında 30 yıl yaşamanın psikolojisini düşünün. Ama bugün sevgili Nükhet, babasının kurşunlarla parçalanmış kanlı gömleğini bizlere göstermekle kalmayıp, sokağa çıkıyor. Diğer mağdurlarla yan yana yürüme cesaretini buluyor.

Bir şeylerin değiştiğinin en somut habercisi bu cesaret.

Değerler değişiyor çünkü. Doksanların Türkiye'sini düşünün, yılın sanatçısı seçildiği gecede yaptığı konuşmadan dolayı çatal yağmuruna tutulan Ahmet Kaya, bugün Türkiye'nin en prestijli kongre merkezinde Başbakan'ın da katılımıyla anılıyor.

Ahmet Kaya'yı yitireli on yıl olmuş. 'Onsuz on yıl' sloganıyla farklı çevrelerden pek çok kişi yarın akşam Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde bir araya gelip kayıplarına sahip çıkacaklar. Kaybın anlamını hep beraber hatırlayacaklar.

Ahmet Kaya ülkenin sesiydi. Yaralı bir sesti. Acıydı. Romantikti. İçe işleyen sözleriyle benzersizdi. Sonra acımasız bir biçimde dışlandı. Üstelik bildiğimiz insanlardı onu püskürten.

Ama artık "şerefsiz" başlığını atan gazete de, milliyetçi duygularını faşizme vardıran sanatçılar da değerin ne olduğunu idrak ediyor.

Sümerbank çalışanı bir babanın ve Erzurumlu bir annenin oğlu olan Ahmet Kaya, belki de ilk defa hak ettiği biçimde sahipleniliyor.

Gülten Kaya'ya o değere sahip çıktığı için şükran borçluyuz.

ZAMAN