‘Bir secde ile bin secdeden’ kurtulmak

RAMAZAN ÇELİKAL

Hamza Andreas Tzortzis "Hakikatin İzinde" adlı eserinde; "Tanrı zaruri olarak vardır ve var olan her şey “O” var olduğu için vardır. Bu açıdan baktığımızda biz insanlar sadece felsefi anlamda Tanrıya bağımlı olmakla kalmıyoruz aynı zamanda bağımlı kelimesinin günlük kullanımında olduğu gibi O'nsuz var olamayız ve sahip olduğumuz her şeye onun sayesinde sahibiz." diyor.

İnsanoğlunun yaratılışı kulluk temellidir; yani kendinden büyük, güçlü ve imkan sahibi bir güce bağlanma ihtiyacı duyacak bir biçimde eksik/bağımlı yaratılmıştır. Biz hangi iddiayı ortaya koyarsak koyalım insanoğlu mükemmel değildir. Eksiktir, zayıftır ve yönlendirmeye yatkındır. Zayıf ve eksik yaratılmış olan insanoğlu özgürlüğü ancak onu yaratan ve onu en iyi bilen O Tanrıya kul olduğunda ulaşabilecektir.

Ancak, hayat yolculuğunda insanoğlu fıtratına kodlanmış bulunan bu kulluk şifrelerini kendisini ve âlemleri yaratan bu üstün gücün yardımlarıyla çözmeyi reddettiğinde doğacak boşluğu doldurmayı sabırsızlıkla bekleyen çok sayıda kişi veya kurum devreye girecektir. Tek muhatabı olacakken, birçok güç ve otorite ile muhatap olma mecburiyetinde kalacaktır.

Zumer suresi 29. Ayetin mealinde Rabbimiz şöyle buyuruyor. “Allah, geçimsiz efendileri olan bir adamla, yalnızca bir kişiye bağlı bir adamı örnek olarak verir. Bu ikisinin durumu eşit midir? Övgü Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler.”

Bu ayette örnek verilen insan profilinin "köle" olduğu konusunda tefsirciler arasında söz birliği vardır. Ayetin indiği tarihsel vasat göz önüne alındığında bunun böyle düşünülmesi tabiidir. Tefsircilerin "köle" sıfatını verdikleri kişi birden fazla amiri, emir verip işine karışanı olan bir şahıs şeklinde tasvir edilmektedir.

Ayette ana tema şudur: Bir adam düşünün: Birden fazla efendisi veya amiri, işine karışanı, patronu olsun. Efendiler veya amirler de huysuz, geçimsiz, zorluk ve sıkıntı çıkaran karakterde ve yapıda kimseler olsunlar. Böyle çalışan veya iş gören ne yapacağını bilemez. Birinin iradesine tabi olsa diğeri aksi yönde irade beyan edecek: birinin emrini veya isteğini yerine getirmek istese, diğeri veya diğerleri başka emir verecek, ondan başka isteklerde bulunacak. Böyle bir kişi ister köle, ister ücretli -memur, işçi, çalışan olsun kişiliği parçalanmış olacak. Ancak o kişinin tek bir amiri, patronu veya efendisi olması ve sadece ondan emir alıp işini yapması tabi ki daha uyumlu ve daha huzurludur.

Bu örnek bize şu mesajı vermektedir: Sizler Allah'tan başka varlıklara bağlandığınız zaman parçalanmış bir kişiliğe sahip olursunuz. Bağlandığınız kişiler insan olmaları hasebiyle geçimsiz, kaprisli, kötü huylu olurlar, her biri sizden başka şey bekler, hiçbirinin arzu ve isteğini tam olarak yerine getiremezsiniz. Hem zulme uğrar aşağılanırsınız hem kişiliğiniz parçalanır. İnsanoğlunun bağımlı yaratıldığı ve yine yaratılışından eksik ve zayıf olması nedeniyle daha üstün bir güce varlığa ihtiyaç duyduğu gerçeğini de unutmamak gerekir.

Anlam çerçevesini biraz daha genişletip modern dünyanın kurumlarıyla ayete baktığımızda Ekonomiden ticarete, eğitimden idareye, kültürden modaya çok sayıda alanda ortaya çıkan kurumların her biri gün boyu insandan farklı roller oynamasını beklerler. Her birinin istediği insan davranışı farklıdır. Böyle bir durumda kişi ne yapacağını bilemez, akşama zar zor kendini evine atar. Kaçış yolu mümkün olmadığından, bozuk bir ruh haliyle mutsuz ve huzursuz bir yaşam sürer.

Bütün bunların sebebi birden fazla güç ve kurumun aynı kişiden farklı taleplerde bulunmasıdır. Bu doğal olarak kişilik parçalanmasına yol açan önemli bir sebeptir. Bu durumda hayatı mümkün mertebe sadeleştirmek, ihtiyaçları asgariye indirmek ve sadece bir ve tek olan Allah'a kullukta bulunmak ruh ve akıl sağlığını korumak bakımından zorunludur. Kendini yalnızca Allah'a bağlayan kişi sadece O'na minnet borcu duyar. O'na hamd eder, başkalarına karşı kendini borçlu hissetmez. Ne yazık ki insanların çoğu bunun farkında bile değiller, sıkıntılı, sorunlu hayat yaşamaya devam ediyorlar.

Modern dünyada "kölelik" resmi olarak kalkmış görünse de, insanın zihnini, kalbini ve iradesini teslim ettiği "görünmez efendiler" varlığını sürdürmektedir. Tek bir merkeze (Allah'a) bağlanamayan insan, bu çoklu efendilerin çelişen talepleri arasında yıpranır.

Bu efendilerden bazılarını kısaca özetlersek konunun daha iyi anlaşılacağı kanaatindeyiz.

1. Sürekli tüketimi bir ihtiyaç olarak gösteren “kapitalist efendiler”: "Tüketim Çarkı, ihtiyaç kredileri, Kredi kartları, taksitler, markalar ve lüks yaşam standartları. İnsan, aslında ihtiyacı olmayan şeyleri satın almaya özel illüzyonist yöntemlerle mecbur bırakılır. Ve farkında olmadan hayatı boyunca borç/taksit ödemek zorunda kalır, bunun için de sevmediği işlerde, uzun saatler boyunca çalışması para kazanması gerekecektir. "daha fazlasına sahip olmalısın" diyen reklamlar birer efendiye dönüşür. Bir efendi (banka) borcunu isterken, diğer efendi (moda/trend) "yeni modeli al" diye fısıldar; ve bir ömür insanoğlu bu efendiler arasında o yana bu yana savrulur durur.

2. Toplumun dayattığı katı kalıplar, sorgulanmamış gelenekler, "el âlem ne der?" paranoyası ve çevre baskısı: İnsanın düğününden cenazesine, giyim kuşamından seçeceği mesleğe kadar her şeyine müdahale eden gizli bir otoritedir bu. Kişi İslam’ın doğrularını yaşamak yerine, "el âlem ne der?" efendisinin rızasını kazanmaya çalışır. Çevrenin-özellikle sosyal medyada bitmek bilmeyen beğenilme beklentisi, insanı kendi hayatının figüranı yapar. Yerleri ve gökleri yaratan Rabbimizin uymamızı istediği sınırları önemsemeyip başkalarını memnun etmeyi beklemek, insanoğlu için hayal kırıklığından başka bir sonuç doğurmayacaktır.

3. İdolleştirilmiş efendiler: Bir başkasının sevgisini kaybetmemek uğruna kendi karakterinden, gururundan ve en önemlisi Allah’ın sınırlarından vazgeçen insan tiplemesidir. Karşıdaki insanı hayatının merkezine (ilah konumuna) koyduğunda, onun bir tebessümüyle mutlu olur, bir kaş çatışıyla yıkılır. Bu duygusal bağımlılık, kalbi sürekli güvensiz ve huzursuz bir köle haline getirir. Bu kimi zaman karşı cinsten bir sevgili olur, kimi zaman rol model yerine konulan bir sanatçı, futbolcu veya bir siyasi figür olabilir. Her şey onun için yapılır, onun için her şey feda edilebilir.

4. Arzu ve heveslerin efendisi: "Egonun (Nefsin) Doyumsuzluğu" Anlık zevkler, şöhret ve güç tutkusu. Açıklamaya çalıştığımız ayetin belki de anlatmak istediği en tipik tahakküm eden efendi tipidir. İnsanın içindeki arzular hiçbir zaman tek bir şey istemez. Bugün makam ister, yarın şöhret; sabah karşı konulmaz bir fiziki haz ister, akşam bir başkasını ezme arzusu. Nefis, birbiriyle sürekli kavga eden, asla doymayan ve her an farklı bir yöne çeken yüzlerce huysuz efendi gibidir. Onları tatmin etmeye çalışan insan, bir süre sonra kendi bedeninin ve hırslarının esiri olur.

5. İdeolojik aidiyet, kör fanatizm ve bağnaz milliyetçilikler efendisi: Kişi, kendi aklını ve adalet duygusunu ait olduğu ırkın, siyasi yapının menfaatlerine feda eder. O yapının "ak" dediğine ak, "kara" dediğine kara demek zorundadır. Doğru ile yanlış arasındaki çizgiyi Allah’ın dini-şeriatı değil, bağlı olduğu siyasi irade çizer. Bu durum, insanı sürekli bir savunma psikolojisine ve kutuplaşmanın getirdiği strese mahkûm eder.

Efendileri yani sahte ilahları arttırabiliriz, Ama şunu unutmayalım; mantık aynı, ya Âlemlerin Rabbini efendimiz, yol belirleyicimiz, emirlerine riayet edilecek tek merci kabul edeceğiz, ya da diğerlerini, bunun da ebedi bir hüsrana götüreceğini aklımızdan çıkarmayalım.

İbn Mâce, es-Sünen adlı eserinin Zühd bölümünde, Resulullah’ın (as) şöyle buyurduğunu rivayet ediliyor: "Kim bütün kaygılarını tek bir kaygıda, ahiret kaygısında toplarsa, Allah onun dünyadaki tüm kaygılarını giderir. Kim de kaygılarını parçalar ve dünya hallerine dağıtırsa, Allah onun nerede helak olduğuna aldırmaz." Rabbimiz bizi böyle bir akıbetten muhafaza eylesin.

O zaman şunu bilmemiz gerekiyor ki; Yaşam süremiz boyunca gerek Şeytan ve dostlarının dışarıdan oluşturmak istedikleri tahakkümleri ile gerekse de nefsi arzu ve heveslerimizin terbiye edilememesi sonucunda iç dünyamızda esiri olduğumuz bağımlılıklarımız ile birçok efendi ediniyoruz.

Aynı zamanda Rabbimiz de ayeti kerimedeki bu örnek ile eğer kendisine layıkıyla ibadet etmezsek, başka şeylere ibadet etmek durumunda kalacağımız uyarısında bulunuyor. Tehlike çok net; Allah'ı Rab kabul etmez ve sadece O’nun isteklerine uymaz isek, bizden sürekli taleplerde bulunan bu çok sayıda 'efendilere' köle olacağız ve maalesef bunun farkına bile varamayacağız.

Prangalarımızdan kurtulup özgürleşmek için tek seçeneğimiz var. Âlemlerin Rabbi olan Allah ile kurduğumuz irtibatı sağlamlaştırıp bu sahte ilahları hayatımızdan, dünyamızdan çıkarmamız gerekiyor. İşte La ilahe illallah, tam da bunun ispatıdır. Bütün sahte ilahları reddederek sadece Âlemlerin Rabbi olan Allah’ı tek ilah, tek efendi, tek dost, hayatımızın sınırlarını belirleyen tek yetkili kabul ettiğimizde huzur bulacağımızı aklımızdan çıkarmamamız lazım.

Evet, Allah'a severek ibadet etmek ve O'na gönül hoşluğu ile teslim olmak, bizi gelip geçici dünyaya ve insanın şehevi, nefsi hallerine teslim olmaktan özgürleştirir. Büyük Şair Muhammed İkbal’in şiirindeki şu bölüm anlatmak istediklerimize kapak yapılacak güzelliktedir "Şu senin çok zahmetli gördüğün bir secde var ya! İşte o seni, başkalarına karşı bin secdeden kurtarır."

Rabbim bizleri sadece kendisine ibadet eden ve sadece kendisini efendi, veli, yardımcı ve dost bilenlerden eylesin.