HAKSÖZ-HABER
Suriye’de binlerce Müslümanın kanının dökülmesinde payı olan, Baas rejimiyle kurduğu kirli ittifak ve emperyalizmin bölgedeki taşeronluğunu üstlenerek "ulusal kimlik" masalıyla halkları felakete sürükleyen PYD’nin kurucu eş başkanı Salih Müslim, tedavi gördüğü Erbil’de böbrek yetmezliğinden öldü.
Yıllarca Marksist-Leninist ideolojinin peşinde, Kürt halkının masum taleplerini terörün ve küresel güçlerin emellerine kurban eden Müslim, 75 yaşında fani dünyadaki defterini kapattı. Müslim’in ölümü, akıllara bir kez daha şu soruyu getirdi: Değdi mi?
Suriye’deki kaosun başat aktörlerinden biri olan ve bölgedeki Marksist-Leninist seküler yapılanmanın kurucu isimleri arasında yer alan Salih Müslim’in ölüm haberi dün Erbil’den geldi. Ancak bu ölüm haberi, sadece bir siyasi figürün gidişini değil, aynı zamanda bir ailenin içinden çıkan "iki ayrı dünya görüşünün" keskin çatışmasını ve kaderini yeniden gündeme taşıdı.
İnancından Dolayı Kendi Toprağında Barınamadı
Salih Müslim bölgede silah zoruyla bir yapı inşa ederken
, hayatını Kur'an tefsirine ve İslam bilimlerine adayan ağabeyi Prof. Dr. Mustafa Müslim, öz kardeşinin yönettiği topraklarda "inançlarından ve fikri duruşundan" dolayı barınamamıştı. Kardeşinin ideolojisine boyun eğmeyen ve İslami kimliğinden taviz vermeyen Mustafa Müslim, doğduğu topraklardan sürgün edilerek Türkiye’ye sığınmış ve Gaziantep’te vefat etmişti.
"Oluklar Çift..."
İki kardeşin bu zıt serüveni, Necip Fazıl Kısakürek’in o meşhur dizelerini bir kez daha hakikat olarak karşımıza çıkarıyor:
"Her şey akar; su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir."
Aynı aileden çıkıp tarihin iki ayrı nehrine akan bu iki isim; birinin hayatını vahyin aydınlığında, diğerinin ise ideolojik karanlıkların gölgesinde tamamlamasıyla, Suriye meselesinin en somut özeti olarak kayıtlara geçti. Biri inancını savunurken garip bir mülteci olarak Hakk'a yürüdü, diğeri ise kurucusu olduğu sistemin karmaşası içinde dünyadan ayrıldı.
İki Kardeş, İki Yol: Biri Şehadet Sevdalısı, Diğeri Batılın Hizmetçisi
Salih Müslim’in hayatı, aslında bölgedeki iki zıt anlayışın ve tercihin ibretlik bir tablosuydu. Aynı anne ve babadan doğan iki kardeşten biri olan Mustafa Müslim, ömrünü Allah’ın rızasını gözeterek, İslami kimliğin ve mazlum halkların gerçek izzeti için feda etti. Hayatı boyunca küfre karşı yurdunu ve mukaddesatını savunan Mustafa Müslim, geride şerefli bir iz bırakarak Rabbine kavuştu.
Buna mukabil kardeşi Salih Müslim, ömrünü Batılı emperyalistlerin "kara gücü" olmayı bir başarı hikayesi gibi sunan, PKK/PYD çizgisinde heba etti. Washington ve Brüksel koridorlarında adalet arayan, Ankara’nın göbeğinde onlarca sivilin kanının döküldüğü Merasim Sokak ve Güvenpark saldırılarının faili olarak aranan bir "lider" olarak yaşadı. Şimdi ise her iki kardeş de öldü. Biri inşallah inandığı cennetin, diğeri ise uğruna İslam’a ve Müslümanlara savaş açtığı batıl ideolojinin karanlığında sonsuzluğa göçtü.
Emperyalizmin Piyonluğu ve "Yönetilebilir Kaos" Stratejisi
Müslim’in liderliğini yaptığı PYD, Suriye cihadının en kritik safhalarında Esed rejimiyle iş tutarak devrimi arkadan hançerlemiş, ardından ABD’nin bölgedeki stratejik piyonu haline gelmişti. "Düzensizlik emperyalizmi"nin bölgeyi parçalama planlarında bir "maşa" olarak kullanılan Müslim, Prag’da yakalanıp Avrupa devletlerinin koruması altında serbest bırakıldığında, aslında efendilerinin ona verdiği değeri değil, ona biçilen misyonun henüz bitmediğini göstermişti.
Değdi mi Bu Üç Günlük Dünya İçin?
Erbil’deki Meryem Ana Hastanesi’nde, böbrek yetmezliği pençesinde son nefesini verirken, arkasında yıkılmış şehirler, yurtsuz kalmış yüz binlerce insan ve akıtılan masum kanları bıraktı. Modern sömürgeciliğin ve mikro-milliyetçiliğin karanlığında savrulan bir hayatın sonu; diyaliz cihazlarına bağlı, başkalarının (IKBY ofislerinin) takibiyle geçen hazin bir bekleyiş oldu.
Allah’ın has kullarıyla omuz omuza yurdunun selameti ve dini için savaşanların izzeti karşısında; ömrünü Allah’a ve O’nun şiarlarına düşmanlık ederek geçirenlerin sonu hüsrandır. Salih Müslim, inanmadığı bir adalete hesap vermek üzere göçüp giderken, geride kalanlara sadece şu ibretlik gerçek kaldı: Baki olan yalnızca Allah'tır ve her nefis ektiğini biçecektir.