Bir diktatör figürünün ardında bıraktıkları

Taha Kılınç, Rifat Esed’in ölümünü Suriye’deki Baas zulmünün cezasız bırakılan suçlarının ibretlik bir özeti olarak değerlendiriyor.

Yeni Şafak / Taha Kılınç

Dava şimdi Yüce Divan’da

Suriye yakın tarihinin en eli kanlı ve gaddar aktörlerinden Rifat Esed, 88 yaşında öldü. Hâfız Esed’in küçük kardeşi ve Beşşâr Esed’in amcası olan Rifat Esed, 2021’de uzun yıllardır sürgünde bulunduğu Paris’ten Suriye’ye dönmüş, 2024’ün Aralık ayında ise yeğeni Beşşâr’ın devrilme sürecinde ailesiyle birlikte Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Dubai’ye sığınmıştı. Beşşâr Esed’in kız kardeşi Büşrâ da halen Dubai’de yaşıyor.

Tek başına Rifat Esed’in öyküsü bile, Suriye’nin hangi badireleri atlatarak günümüze ulaştığını ve sıradan bir Suriyelinin iç dünyasında ne türden travmaları barındırdığını anlamaya yeter:

Azınlık Nusayrî inancına mensup bir subay olarak, 1970’ten itibaren ağabeyi Hâfız’ın demir yumruk iktidarı sırasında gücünü gittikçe artıran Rifat Esed, bir yandan uyuşturucu ve silah kaçakçılığından kumar sektörüne çok sayıda sektörde ipleri elinde tutarken, diğer yandan da Suriye’de İslâmî hareketlere açılan savaşın başrol oyuncusuna dönüşmüştü. 1980’de, muhaliflere uygulanan insanlık dışı işkencelerle son derece kötü bir şöhrete sahip olan Tedmur Hapishanesi’nde binlerce muhalifin ortadan kaldırılması operasyonunu yöneten Rifat Esed, iki yıl sonra 1982’de Hama Katliamı’nda yine iş başındaydı. 40 bine yakın insanın en vahşi yöntemlerle öldürüldüğü, on binlercesinin de ortadan kaybolduğu veya hapsedildiği katliam, Esed’e “Hama Kasabı” unvanını kazandırmıştı.

İslâmî muhalefeti korkunç biçimde ezen ve Baas iktidarının temellerini bu şekilde kanla sulayıp pekiştiren Rifat Esed, gücünün doruğundayken, silahını bu defa ağabeyi Hâfız Esed’e doğrulttu. Ordu içinde kendisine bağlı fraksiyonlarla Şam’da darbe girişiminde bulunan Rifat Esed, mücadeleyi kaybedince soluğu Fransa’nın başkenti Paris’te aldı. 1980’lerin ilk yarısından ta 2021’e kadar sürekli Paris’teydi, ancak elinin-kolunun uzunluğu ve nefesinin keskinliği Şam’da çok yakından hissediliyordu. Öyle ki, 1994’te Hâfız Esed’in veliahtı ve en büyük oğlu Bâsil şüpheli bir trafik kazasına kurban gittiğinde, olağan şüpheliler listesinin başında Rifat Esed’in ismi vardı.

Paris’te bulunduğu süre zarfında sıklıkla gazetelere mülakatlar veren, televizyonlarda söyleşileri yayınlanan ve siyasete sürekli göz kırpan Rifat Esed, Suriye’den kaçırdığı olağanüstü nakit para ve edindiği gayrimenkuller sayesinde oldukça müreffeh bir yaşam sürüyordu. Yeğeni Beşşâr’la uzun süre yıldızları barışmayan Esed, son yıllarda Fransa’da hakkında açılan soruşturmaların ve davaların da etkisiyle, Şam rejimiyle uzlaşma yoluna gitmiş, nihayet uzun yıllar sonra yeniden ülkesine dönmüştü.

Hukuk kurallarının gerçekten hâkim olduğu, adaletli bir dünyada yaşıyor olsaydık, Rifat Esed’in, insanlığa karşı işlediği ciddi ve somut suçlar sebebiyle yargılanıp -en basitinden bir ceza olarak- idam edilmesi gerekiyordu. Ancak cezalandırılmak veya idam edilmek şöyle dursun, adeta ödüllendirildi. Üstelik, bir Arap ülkesine kaçırılarak ve orada son nefesine kadar korunarak...

Sıradan bir Suriyelinin şuuraltında, Baas Partisi’nin sütunlarından Rifat Esed’in hatırlattığı bütün cürümler ve haksızlıklar, yekpare bir mazi olarak canlı halde mevcut. Bugünkü Suriye’yi izlerken, akılda tutulması gereken bir süreç bu. Fransa’nın böyle birine kucak açmış olması da, hiç unutulmayacak bir başka ayrıntı.

Rifat Esed’in davası, şimdi Yüce Divan’da. Canına kastettiği, ölüm emrini verdiği, mallarını zimmetine geçirdiği Suriyelilerle orada hesaplaşacak.

Yorum Analiz Haberleri

Arap Baharı’nı boğan karşı devrim düzeni
Benden geçti mazereti ve ertelenen sorumluluk
Lula Da Silva’dan Latin Amerika ülkelerine: Bu yarımküre hepimizin
Algoritmik hakimiyet mücadelesinden dijital şiddete: Grok krizi
Enternasyonal Sosyalizm’den faşizm soslu dayanışma