“Bijî serok Obama!”

Hilal Kaplan

6-8 Ekim Kıyımı olmasaydı, PKK tabanı, Öcalan’ın Suriye’den çıkarılış tarihi olan 9 Ekim 1998’in yıl dönümünde ‘uluslararası komplo’yu protesto edecek, ABD ve İsrail başta olmak üzere, bunda payı olan devletleri protesto edecekti. 

Bunun yerine PKK tabanı, 90’ları bölgeye getirircesine Hizbullah’a yakın olduğunu düşündüğü kesimleri hedef aldı, cinayetler işledi, yağma ve talana kalkıştı. 9 Ekim günü olaylar durmaya yüz tutmuştu ama bu sene ‘uluslarası komplo’yu pek hatırlayan olmadı. 

Demirtaş ve beraberindeki heyetin ABD’de görüşmelerde bulunduğu sırada Öcalan’ın avukatıyla yaptığı görüşmede “İsrail projesi” olarak nitelediği IŞİD’in de uluslarası bağlantıları gündeme gelmedi. Varsa yoksa, Kobanê’lilere kucak açmış olan, yaralı YPG’lileri hastanelerinde tedavi edilmesine izin veren ve elbette barış sürecinin yürütücüsü olan iktidar, ‘IŞİD destekçisi’ olmakla suçlandı. Bundan haftalar sonra da, Türkiye’nin onayıyla peşmerge Kobanê’ye açılan koridordan Türkiye topraklarından geçiş yaparken “Bijî Serok Obama!” sloganı atan marjinaller bile ortaya çıktı. 

KCK Eş Başkanı Cemil Bayık, verdiği bir röportajda, “Bugün PKK Ortadoğu’da süreç belirliyor. Hiçbir güç bunu görmezden gelemez. Amerika da görüyor” diyerek bu Kandil-Washington ittifakını kabul ediyor, “Çözüm sürecinde gözlemci ABD olsun” diyerek de ittifakın muhtemelen bir gereğini yerine getiriyordu.

 HDP Van Milletvekili Aysel Tuğluk da “Amerika’nın Sesi” radyosuna verdiği röportajda çözüm sürecinin bittiğini ilan etmekteydi: “Çözüm süreci aslında bitirilmiş diyebiliriz. Ama bunu kimin ilan edeceği konusunda bir şey var. Sanki hükümet bitirmiş ama bunun ilanını bizim yapmamızı istiyor.” Tuğluk, ayrıca silahsızlanmanın bir hayal olduğunu da sözlerine ekliyordu. Tuğluk, bu açıklamalarına müteakip, twitter’daki resmî hesabından da Kadri Gürsel’in bir yazısını paylaşıyordu. Gürsel’in paylaşımındaki şu cümle ve Tuğluk’un onaylarcasına, o cümleye rağmen –belki de o cümle yüzünden- yazıyı paylaşımı dikkat çekiciydi: “ABD Kandil ittifakıyla bölgeye dönerken, İmralı ekseni güç kaybediyor.”

Bu paylaşımın ertesi günü MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın arabuluculuğu ve taraflar arasındaki mekik diplomasisi sayesinde ‘üst akıl’dan da bir üst akıl ortaya çıkabileceği anlaşılıyordu. İmralı’ya giden HDP heyeti, yaptıkları basın toplantısında, müzakere mekanizmalarının kurulması noktasında karşılıklı irade beyanı olduğunu ve sürecin devam ettiğini ilan etti. 6-8 Ekim Kıyımı’na sebep olan çağrıyla özdeşleşen Demirtaş da çıktığı bir TV programında dört önemli mesaj verdi:

“Hükümetin eksiklerini hep ifade ettik ama bazı pratik adımlar da atıldı. Mesela bir müzakere yasası çıkartıldı” diyerek hükümeti düşmanlaştırmalarının sonuç vermediğini kabul etti. “Arkadaşlarımız daha dikkatli olabilirler, biz sadece seküler kesimlerin partisi değiliz” diyerek Tuğluk ve temsil ettiği çizgiye mesafe aldı. “Üçüncü gözün uluslararası olması şart değildir” diyerek âkil insanların da içinde olduğu bir oluşuma sıcak baktıklarını ifade etti; Kandil’in önerisinin Öcalan tarafından kabul görmediğini teyit etti. Demirtaş, 6-8 Ekim kıyımı sonrası hükümetin attığı hiçbir adım olmamasına rağmen Demirtaş’ın bunları söylemesi, HDP’nin, gelinen noktadaki şartlara göre kendini tekrar adapte etmeye çalıştığını gösteriyor. En önemlisi ise, Öcalan’ın ilk kez silahsızlanmayı açık bir şekilde masaya koyduğunun ilan edilmesi ve Demirtaş’ın dediğine göre Kandil’in de buna onay verdiğine ilişkin sözleriydi. 

Fidan’ın arabuluculuğunda Öcalan devreye girmemiş olsaydı, Kandil’in ve yurttaki ve cihandaki ‘seküler güçlere’ göz kırpanların idealindeki proje açıktı. 

Öcalan, 29 Ağustos 1998’de tek taraflı ateşkes ilan ettikten 40 gün sonra Suriye’den çıkartıldı ve aradan altı yıl geçtikten sonra bile dönemin Başbakanı Ecevit’in ““Öcalan’ı bize niye teslim ettiklerini hâlâ anlamış değilim” dediği bir operasyonla Türkiye’ye getirildi. Öcalan, Suriye’den çıkarılışıyla başlayan ve Türkiye’ye, CIA’in yanı sıra MODSSAD’ın da dahil olduğuna inanılan bir operasyonla teslim edilişine dair birkaç yıl önce şunları söylemişti:

“9 ekim komplosu öyle sıradan bir olay değildir, iyi anlaşılmalıdır. Komployu boşa çıkartmak için, komplocu güçlerin bize dayattığı savaşı değil, barışı tercih etmiştim (…) Filmi bir kez daha geriye çekip baktığımızda, bu planın aslında ‘90’ların başında Londra kaynaklı olarak uygun görülüp uluslararası düzeyde hayata geçirilmek istendiği anlaşılacaktır. Planın türkiye boy utları az çok bilinmekle birlikte, avrupa ve abd boyutu net olarak anlaşılamamıştır. Uluslararası boyutunu görmezsek, değerlendirmelerimiz eksik kalacaktır.”

Bence planın uluslararası boyutunu Kandil gayet güzel görmüş. Ne dersiniz?

YENİ ŞAFAK