Beyaz'ın Başına Gelenler...

Oral Çalışlar

Özgürlük alanını daraltarak, eleştirel tutumu susturarak, bu alanda bir başarı elde edilmeyeceğini yeniden denemenin, bir yararı olduğunu sanmıyorum.

Beyazıt Öztürk hakkında, Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı "terör örgütü propagandası yapmak" iddiasıyla soruşturma başlattı.

Kanal D'de yayınlanan "Beyaz Show" programında, Diyarbakır'dan telefonla bağlandığını söyleyen, ve kendisini "öğretmen Ayşe Çelik" olarak tanıtan kişinin söyledikleri ortalığı karıştırdı.

Programda söylenenler üzerinden bir kampanya başlatıldı. Doğan Grubu ve Beyazıt Öztürk suçlandı. Ardından savcılık hareke geçti.

Kanal D yönetimi tepkiler üzerine bir özür açıklaması yaptı. Ardından sunucu Beyazıt Öztürk'ün üzüntülerini belirten ifadeleri geldi: "Üzgünüm, şaşkınım, benden beklenebilir mi böyle şey? (...)gerçekten özür diliyorum. Lütfen beni politikaya malzeme etmeyin."

YANLIŞ GÖRÜŞLE 'SUÇ'U KARIŞTIRMAK 

Telefondaki konuşmayı dinledim. O telefondaki sesin söyledikleri gibi düşünen, konuşan, yazı yazan, program yapan çok sayıda insan bulunuyor.

Sonuç olarak bir eğlence programından söz ediyoruz. Araya bir telefon konuşması giriyor. Ortada ne terörü savunan bir görüş var, ne de devleti suçlayan bir cümle.  Ama bazı çevreler Beyaz'ı linç etmek üzere harekete geçtiler. Ardından da savcılık soruşturma başlattı.

Bunun bir cadı avına dönüşmesi tehlikesinden söz ediyorum.

Bir eğlence programının sunucusunu hiç ilgisi olmadığı halde, "terör örgütü propagandası" yapmakla suçlamak kabul edilemez. Bu tür gelişmeler, zaten sorunlu olan düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü daha da sorunlu hale getiriyor. 

ÖCALAN'LA SÖYLEŞİ

1993 yılında Abdullah Öcalan'la Cumhuriyet gazetesi adına uzun bir söyleşi yapmıştım. PKK şiddetini eleştiren ifadelerimin de içinde yer aldığı söyleşinin kitap haline getirilmesi üzerine, hakkımda Terörle Mücadele Yasası'nın "terör örgütü propagandası" maddesinden soruşturma açıldı.

Yargılandım ve mahkum edildim. Yaptığım gazetecilikten ibaretti. Soru sormuştum ve cevaplarıyla birlikte yayınlamıştım. Eğer Meclis'ten bir "Erteleme Yasası" çıkmasaydı, hapse girecektim.

Türkiye'nin şu anda 90'larda yaşananlardan daha kötü bir noktada olduğunu iddia edenler var. Bu tür olayları da örnek olarak gösteriyorlar. O günleri hatırlayalım: Bölgedeki siyasi partiler kapatılıyor, siyasetçiler devletin infaz timleri tarafından kaçırılıp işkenceyle öldürülüyor, milletvekilleri kurşunlanıyordu.

Şimdi 90'larda değiliz. Çok şeyler değişti. Çok mesafe alındı.

Ancak günümüzde, devlet içindeki bazı güçler,  "terörle mücadele"yi 90'lardaki devlet mantığına yakın bir yerden ele alan bir eğilim içine girdiler.

Bu yaklaşımın geçmişte mücadeleyi başarıya ulaştırdığını kimse iddia edemez. 90'lar bu açıdan başarısız bir dönemdir, acılı bir dönemdir.

Özgürlük alanını daraltarak, eleştirel tutumu susturarak, bu alanda bir başarı elde edilmeyeceğini yeniden denemenin, bir yararı olduğunu sanmıyorum.

Evet, bölgede çok ağır koşullar var. Orada görev yapan insanların neler yaşadığını anlayabiliyoruz.

Ancak, eleştiri olacaktır. Susturarak bir yere varılamaz.

Çözümü öncelikle devletten bekleyeceğiz. Devletin hatalarını da eleştireceğiz.

Aksi, sorunları daha da içinden çıkılmaz hale getirebilir...

Radikal