Ben hâkimleri ve savcıları iyi tanırım

Oral Çalışlar

Ben çok hâkim tanırım. Ben çok savcı tanırım. Bizim kuşak onları tanır. Onlarca kez mahkeme önüne çıkmış, onlarca kez düşünceleri nedeniyle mahkûm olmuş, hüküm giymiş birisi olarak Türkiye’nin yargı sistemini ve bu sistemin ana unsurları olan hâkimleri ve savcıları tanırım.
Benim yaşadığım ‘yakın tarih’, yüz karası, utanç verici mahkeme kararlarıyla dolu. Tabii bu kararları onaylayan yüksek mahkemeleri, yargıtayı, danıştayı da unutmam mümkün değil...
Türkiye’nin yargı sistemi asıl olarak askeri darbeler nedeniyle siyasallaştı. Kurulan askeri mahkemelerde sivil yargıçlar da görev aldılar. Darbe ve müdahale dönemlerinin askeri mahkemeleri, düşünceyi ezmek, demokrasi fikrini bastırmak, toplumu baskı sisteminin cenderesine sokmak amacıyla kullanıldılar.
Yargıçlar ve yüksek yargıçların çok büyük bir bölümü darbelere alet oldu. Suçlarını itiraf eden katillerin yukarıdan gelen talimatlarla ‘beraat’ ettirildiklerini bile gördük.
Benim bildiğim ve aklımın erdiği bütün dönemler boyunca demokrasi düşmanı, özgürlük düşmanı kararlar veren hâkimler, düşünceyi hedef alan iddianameler yazan savcılar sürekli terfi
ettiler. Demokrasiye, insan haklarına duyarlı savcı ve hâkimlerin ise deyim yerindeyse süründürüldüklerini gözlemledim.
Yargıtay’da karara bağlanmış düşünce özgürlüğüne yönelik dosyaları inceleyebilsek, bugün ortalıkta ‘bağımsız yargı’ diye dolaşan kaç hâkimin, kaç savcının ne tür ayıplı kararlara imza attıklarını görebilsek güzel olurdu. Benim tanıdıklarım artık birer birer emekli oldukları için, bu listelere eskisi kader egemen olamıyorum. Eskiden onları isimleriyle birer birer sayıyordum. Kimlerin askeri darbeler döneminde terfi ettiğini, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay üyeliklerine geldiğini tam olarak takip edebiliyordum.
***
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda hâkim tayinlerine ilişkin yaşanan tartışma, yargının içinde bulunduğu manzarayı çok güzel gözler önüne seriyor. Bu kurul şimdi 7 kişi. 5 üyesi Yargıtay ve Danıştay tarafından seçiliyor. İki üyesi de Adalet Bakanı ve müsteşarı. Ülkemizdeki bütün yargıç ve savcıların sicili, terfisi ve tayini bu 7 kişinin elinde.
Bu 7 kişi, kimlerin Yargıtay üyesi, kimlerin Danıştay üyesi olacağını belirleyebiliyor.
Yargıtay ve Danıştay üyeleri onları seçiyor, onlar da Yargıtay ve Danıştay üyelerini belirleyebiliyorlar.
‘Al gülüm ver gülüm’ şeklinde ifade edilebilecek bir kısır döngü söz konusu. Tabii bu sistem Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimini de içeriyor. Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri İdari Mahkemesi de Anayasa Mahkemesi üyelerini belirleyecek gücü ellerinde tutuyorlar.
Bu sistem, hangi partinin kapatılacağının, hangi kanunların çıkarılabileceğinin kontrolünü de sağlıyor. Vesayet denen sistem işte tam olarak bu. Bu sistemin bir ayağı da YÖK yoluyla üniversitelere, YAŞ yoluyla askeri terfi sistemine nüfuz etmişti.
Tabii bütün bu hesaplar Cumhurbaşkanlığı’nı da bu sacayağının bir parçası olarak kabul etmişti.
Kim veya kimler yapmıştı bu hesabı?
Tabii ki askeri darbeciler. Onlar, darbeyi kalıcı hale getirebilmek amacıyla yargıyı küçük bir
dairenin içinde kalacak şekilde örgütlemişlerdi.
YÖK’ü de öyle. Askeriyeyi de...
30 yıl boyunca kendi sistemlerini ‘başarı’yla yürüttüler. Askeri, yargısal vesayet rejimi, sivil güçler üzerindeki otoritesini ve egemenliğini sürdürdü. Sapmalar olduğunda 28 Şubatvari, 28 Nisanvari müdahaleler gerçekleştirildi. Partiler kapatıldı, kapatma tehdidi altında tutuldu.
***
Bazı çevreler bu durumu ‘kuvvetler ayrılığı’ şeklinde tanımlayarak izah etmeye çalışıyorlar. Bir askeri darbe sisteminin ‘kuvvetler ayrılığı’ veya ‘yargı bağımsızlığı’ gibi dertlerinin olabileceğine ihtimal verebilenlerin beyin yapısını çözmek zor. Askeri darbe ve müdahalelerin hedef ve amacı, militarizmin toplum üzerindeki hegemonyasını kalıcı hale getirmek ve militarizm merkezinde bir kuvvetler birliği sağlamaktır.Bu iki kere iki eşittir dört gibi son derece açık ve net bir olgudur.
HSYK üyelerinin neden Ergenekon hâkim ve savcılarını görevden almak istedikleri de bu bağlamda dikkat çeken bir nokta. Yargılananlar hakimler değil sonuçta. Yargılananlar askeri darbe girişiminde bulunduğu için haklarında iddianameler yazılan kişiler. Çoğunluğu da askerler.
HSYK’nın üyeleri neden bu yargılamaları ‘bozguna uğratmak’ istiyorlar? Çünkü onlar 12 Eylül’de kurulmuş vesayet çemberinin önemli bir halkası. Darbeci hesap vermeye başlarsa, onların içinde yer aldığı çemberin de bir anlamı kalmayacak.
Bu kesim, 2002 Kasım ayında iktidara gelen tek parti hükümetini de alaşağı etmek için çeşitli yollara başvurdu. Darbe, parti kapatma,Türkiye’yi karıştırma, askeri bildiriler yayınlama gibi çeşitli yollarla hedeflerine ulaşmaya çalıştılar. Epeyce mesafe aldılar ancak kalıcı darbeyi indiremediler. Koşulların giderek daha az elverişli hale gelmesi, bu kesimin etkisini nisbeten azalttı.
Derken Cumhurbaşkanlığı mevziini de kaybettiler. Sevgili Hrant Dink, en büyük direnişlerinin Cumhurbaşkanlığı seçiminde olacağını ölümünden önce görmüştü. Kurbanlardan birisi oldu.
***
Yargıyı bu hükümetin siyasallaştırdığını iddia etmek,ironik bir yaklaşım. Türkiye’deki yargı askeri darbelerle darbeci sistemin bir parçası haline gelmiş ve siyasallaştırılmıştır. Yargı,militarizm merkezinde oluşturulan kuvvetler birliğinin bir parçasına dönüşmüştür.
Şimdi, bu ‘darbeci yargı siyasallaşması’nın ortadan kaldırılması ihtimali, bazı kesimlerde tedirginlik yaratıyor. Sorun bundan ibaret... 

RADİKAL