Önce bir bayram tebriki..
Bugün müneccimlerin, astronomi bilginlerinin hesabı genelde doğru çıksa da, Ramazan hilâlinin rüyetiyle başlayan 'oruç' ayının sonuna gelmiş, 'bayram'a erişmiş bulunuyoruz.
Bu son noktaya 'bayram' diyoruz..
Bayram, bir imtihanın, bir mücadele veya savaşın kazanılmasından sonra; o mücadelenin içinde olanlarla, onlara tarafdar olanların memnuniyetlerini ve sevinçlerini sergileme şeklidir.
Biz de bugün, bayram yaparken; düşünelim bakalım, hangi mücadeleleri, hangi çetin imtihanları kazandık da, sevinç üzre bayram yapıyoruz?
*En başta, meselâ nefsimizle, ne kadar mücadele ettik ve ondan galip çıkabildik mi ve bu galibiyeti yaşayış tarzı haline getirebildik mi?
*Yediklerimizi- içtiklerimizi başkalarıyla paylaşabildik mi? Sofralarımızı aç, fakir ve çaresiz insanlara açabildik mi?
*Ramazan'ın sadece nefsimizi daha az'la yetinmeye alıştırmanın ötesinde bir ruh idmanı olduğunu düşünebildik mi? Lüks mekânlarda hazırlanan rengarenk ve lüks sofralardan kaçınabildik mi?
*Dünyanın başka yerlerindeki Müslümanların ve diğer mazlum ve mustaz'afların (hakları gasbedildiği için zayıf duruma düşmüşlerin) çaresizliği içinde olmanın ruhî çırpınışları ve arayışları içinde olanların yerine kendimizi koyabildik mi?
*Bir yetimin başını sıvayayabildik mi?
*Muhtaç olduğu halde, durumunu kimseye açamayan kimseleri bulup, ellerinden tutabildik mi?
*Suç işlemek kasdı olmadığı halde, hayatın seyri içinde beklenmeyen şekilde hata veya başka sebeplerle hapislere düşmüş olanları ziyaret edip, onların ailelerinin ihtiyaçlarını sorabildik mi?
*Evlenmek durumunda olanların evliliklerine yardımcı olacak maddî ve manevî desteği sağlamamızın üstelik , Kur'an emri olduğunu da düşünerek sorumluluklarımızı yerine getirebildik mi?
*Çaresiz ve ziyaretçisiz kalmış hastaları evlerinde ve hastanelerde ziyaret edebildik mi? Ve öksüz ve yetim kalmış çocukları sevindirecek davranışlarımız oldu mu?
*Kendi ihtiyacımız kadar ve kendi midemizin isteklerini düşünürken, diğer insanların midelerinin de -çocuklar ve hastalar hariç-, benzer isteklerinin, arzularının olduğunu düşünebildik mi?
*Başta İran ve Filistin olmak üzere, nice Müslüman coğrafyaları, emperyalist şeytanî güçlerin bombardımanları altındayken, onlardan ne kadar haberdar olduk ve ne kadar ilgilendik?
*Hali-vakti yerinde olanların, yoksullara verilmek için emrolunduğu, bir kişinin günlük yemek masrafını karşılamak için verilmesi gerekli fitreler verilirken, Diyanet'çe hangi kriterlere göre belirlendiyse, alt sınırı denilse bile günün gerçekleriyle bağdaşmayan ve bir günde sadece bir çorba ve bir çay içilebilecek 240 liralık mikdarı vermekle , sorumluluktan kurtulduğumuzu mu sanıyoruz?
*Kırgın ve küskün olanlarla barışmak için ilk adımı karşıdan beklemeden, kendimiz üzerimize düşeni yapabildik mi ve başka kırgın ve küskünleri barıştırmak için tarafların helâlleşmesini sağlamak için bir çabamız oldu mu?
Ve dahası, Amerika ve İsrail emperial güçlerinin başta İran'da, en üst yetkili Seyyid Ali Khameneî'nin ve ondan bir hafta sonra da İran eski Meclis Başkanı Ali Laricanî'nin katledilmesinden ve Filistin başta olmak üzere, Afganistan- Pakistan sınırlarındaki tehlikeli sürtüşmelerden, nice Müslüman halkları ve coğrafyaların ezmeye çalışılmasından acı ne kadar haberdarız ve ne kadar acı çekiyoruz?
Bu sualleri ilk anda ve bir çırpıda akla gelenler olup, çoğaltılabilir..
*
Bu vesileyle belirtelim ki, Mustafa Şentop Hoca'nın Meclis Başkanı olduğu sırada, Ali Laricanî'nin de, İran'da Meclis Başkanı olması hasebiyle, Şentop Hoca, mesajında Laricanî ile yaptıkları yakın işbirliğine işaret ettiğinden, 'Khameneî'nin katledildiğine hiç değinmemesi'nden dolayı sosyal medyada yersizliğin de ötesinde çirkin sataşmalar gördüm ve üzüldüm.. Bu mu İslamî adâb?
Bu vesileyle belirteyim, Meclis İdare Âmiri Hasan Turan da, Khameneî ve Laricanî'nin katledilmelerine değinerek, şöyle diyordu, özetle:
'(...) Zannediyorlar ki, liderleri kalleşçe katledince bir millete diz çöktürecekler ve onların dâvalarını toprağa gömeceklerdir.. Oysa, 'ölümü öldürenler' korku eşiğini çoktan aşmışlardır.
İşgalci Siyonist terör rejimi ve suç ortağı ABD, bu alçakça saldırılara, suikasdlere başvurarak net sonuç alacağını hayal ediyor .. Ama, bu küresel kötülük, eninde sonunda yenilecektir.'
Aynı şekilde, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin mesajındaki şu görüşlerini de buraya kısaca aktaralım.. '..siyonist emperyalist menşeli savaş ve cinayet makinesinin devamlı sûrette Müslüman kanı dökmesi , bunun yanısıra, İslam coğrafyasını savaş ve çatışma arenasına dönüştürmesi hunhar nitelikli kahredici bir kısır döngü olduğu kadar, tahammülü imkânsız tek yanlı zâlimlik numûnesidir.. (...) Ankara ile Tahran'ın ufku aynı yöne bakmaktadır. Ankara ile Bağdad ve Şam'ın , Kudüs ve ile Gazze'nin kaderi aynı ortak paydada birleşmektedir..
Onbeş gündür kapalı tutulan ilk kıblemiz Mescid-i Aksâ'nın hüznü, hepimizin, Müslümanım diyen herkesin yürek sızısıdır..'
STAR