Başkasının gölgesinde yürüyenlerin hazin sonu

MURAT KAYACAN

Bugün A‘râf sûresi 38. ayetin ışığında hepimizin zaman zaman sığındığı o meşhur limanı sorgulayalım istedim: Başkasını suçlayarak vicdanı rahatlatma limanı. İnsan ayağı takılıp düştüğünde suçu hemen yerdeki taşa ya da onu o yola sokana atar; fakat ilahî kelam bize bir hakikati hatırlatıyor: Kendi irademizi başkasının cebine koyduğumuzda, yaptığımız hataların yükü sadece o “yol gösterende” kalmıyor. Birinin peşinden körü körüne gitmek, bizi masum bir takipçi olmaktan çıkarıp o yanlışın sessiz ortağı hâline getiriyor. Ayetin çizdiği tablo ise son derece etkileyici: Dünyada “yol arkadaşı” sanılan kimselerin yarın birbirine lanet okuduğunu ve kendi ördükleri azap duvarının altında nasıl hep beraber kaldıklarını görüyoruz. Aslında mesele bir başkasının bizi saptırmasından ziyade, insanoğlunun o saptırmaya ne kadar gönüllü olduğuyla ilgili.

Cehennemin Sosyolojisi: Gruplar ve Lanetleşmeler

Ahirette yüce Allah ya da meleklerden birisi cehennemlik cinlere ve insanlara şöyle diyecektir: “‘Sizden önce cin ve insanlardan geçen ümmetler arasında ateşe girin.’ dedi. Ne zaman bir ümmet (ateşe) girse kardeşine lanet eder. Nihayet hepsi orada buluştukları zaman sonları ilkleri hakkında, ‘Rabbimiz, işte onlar bizi saptırdılar. Sen de onlara ateşten bir azap ver.’ der. Allah da ‘Herkes için bir kat (azap) vardır fakat bilmezsiniz.’ der.” (el-A`râf 7/38). Ayette cinlerden önce söz edilmesi, insanlardan önce yaratılmış olmaları nedeniyledir. Yine “Ne zaman bir ümmet (ateşe) girse kardeşine lanet eder.” denilmesi, cehennemliklerin bir çırpıda değil, gruplar hâlinde oraya girdiklerini gösterir. Bir yandan kardeşliklerine bir yandan da lanetleşmelerine dikkat çekilmesi, yaşadıkları krizin ne kadar büyük olduğuna işaret eder. Birbirleriyle dostlukları ahirette de devam eden muttakilerden farklı olarak (ez-Zuhruf 43/67) cehennemlik topluluklar, ahirette ateşe girerken “kardeşine” lanet eder. Onların kardeşliği, kan bağına dayanmaz. Yani Yahudi Yahudi olana, Hristiyan Hristiyan olana, müşrik de müşrik olana lanet eder. Dolayısıyla onların kardeşliği, dinî kardeşliktir. Dünyada birbirine tutunarak kimlik bulanlar, ahirette birbirine lanet ederek mutlak bir yalnızlığa mahkûm olurlar. Sahte dostlukların ontolojik çöküşü burada sergilenir.

Saptıranın ve Uyanın Ortak Kaderi

Ayetteki “sonları” denilen kimseler, cehenneme sonra girenler de inkârda ikincil seviyede olanlar da olabilir. Cehennemlik “Herkes için bir kat (azap)” olması hem saptıranların hem de taklitçi zihniyetle onlara bilerek uyanların, kendi işledikleri inkâr ve sapma fiillerine ek olarak bir kat daha azapla karşılaşacağını ve ahlakî özerkliğe sahip akıllı varlıklar olarak suçlarını devredemeyeceklerini ifade eder. Burada adeta bir “kısır döngü” reddi vardır. Öyle ki sonrakiler suçu öncekilere atsa da mantıksal olarak her “sonraki”, kendisinden sonra gelecek olanın “öncekisi”dir. Zira inkârcılara azap bir defaya mahsus değildir; azap kesintisiz ve dereceli bir mahiyet arz eder. Bu sebeple her ilave azap, azabın katlanması ve derecesinin artması anlamına gelir. Ayette kimin ne kadar azap gördüğü konusunda “bilmezsiniz” denilmiştir. Dolayısıyla, cehennemliklerin bilme konusundaki acizlikleri, nispeten az yananların teselli bulmayacağını gösterir. Bilmekten yoksun kişiler, bir ihtimal dünyadaki inkârcılarsa bu durumda, dünyadaki inkârcıların azabın niteliği ve dereceleri hakkında hakiki bir bilgiye sahip olmadıkları ifade edilmiş olur.

Sonuç

A‘râf 38. ayet, sadece öte âlemin dehşetli bir tablosu değil, bugün sığındığımız “Herkes yapıyor.” bahanelerinin son kullanma tarihidir. Bu ayetin bize gösterdiği en net hakikat şudur: İrade kimseye devredilemez; birinin peşinden körü körüne gitmek bizi masum bir takipçi değil, o yanlışın sessiz ortağı yapar. Ayet, suçu zincirin tek bir halkasına yükleyen anlayışı reddeder ve her halkayı sorumlu kılar. Azabın derecelerini ve ilahi adaletin nasıl tecelli edeceğini tam olarak kavrayamasak da “bilmezsiniz” uyarısı, sorumluluğun devredilemeyeceğini ve her tercihin karşılığının eksiksiz verileceğini hatırlatır. A‘râf’ın bu durağında gördüğümüz ibret şudur: Başkasının gölgesinde yürüyenler, yarın kendi ayak izlerini bulamayabilirler.


[1] “Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle satanlara gelince işte onların ahirette hiç nasipleri yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için elem veren bir azap vardır.” (Âl-i İmrân 3/77) ayeti, yüce Allah’ın ahirette inkârcılara hitap etmeyeceğini akla getirse de muhatap alınmayacak olanlar, A‘râf sûresi 38. ayette özellikleri sayılmış kâfirler olsa gerektir. En doğrusunu Allah bilir.