Başbuğ, medya savaşlarının neresinde?

İhsan Dağı

Orgeneral Başbuğ 'iç düşmanlar'a sert çıkışmış Trabzon'da; 'bulunduğunuz yol, bulunduğunuz yer doğru değildir'. Kimlere çıkıştığı ise biraz belirsiz.

Belki de bu belirsizlik kasıtlı; herkesin kendisini hedefteki 'iç düşman' sanması, böylece korkması, sinmesi ve susması bekleniyordur. Uyarıyı üzerine alıp 'yolunu, yerini' değiştirenler olacak mı, göreceğiz.

Her durumda, Orgeneral Başbuğ'un dün neden böyle bir 'çıkış' ihtiyacı duyduğunu anlayamadım. Ortada bu 'sertlik'le karşılık verilecek olağanüstü bir olay, haber, yorum yokken neden şimdi böyle bir konuşma?

Son günlerde 'demokratik açılım' bağlantılı gerginliklerle oluşturulmaya çalışılan 'kamuoyu'na mütevazı bir katkı olarak düşünülebilir Trabzon konuşması; 'biz burdayız, merak etmeyin'!

Üstelik Orgeneral Başbuğ'un konuşmasında 'memleketi yönetmeye hazır' bir siyasetçi edası, havası hakimdi. Gittiği yerde halkın kendisini nasıl sevgi ve saygıyla bağrına bastığından söz etti. Tabii ki halk sevgi de saygı da gösterir genelkurmay başkanına. Halkın başka ordusu mu var? Yalnız sorun şurada; bu sevgi, saygı ve güven askere, ülkesinin güvenliğini emanet ettiği askerine; siyaset yapan üniformalılara değil. Halkın kendi ordusuna yönelik doğal sevgisinden iktidar hevesine kapılmak fena bir yanılgı.

Trabzon halkıyla buluşma isteğinde ve destek beklentisinde Başbuğ bu ülkenin genelkurmay başkanı değil de bir muhalefet lideri gibiydi. Memlekette bir muhalefet boşluğu olduğu kuşkusuz. Bu boşluğu dolduracak her girişim önemli, değerli. Orgeneral Başbuğ'un bu boşluğu gidermede bir katkısı olabilir. Ama önce üzerinde taşıdığı milletin üniformasını ve silahını bir çıkarmalı. Ancak işin tatsız kısmı ondan sonra başlıyor. Emekli generaller siyasi partileriyle sokaklarda 20-30 kişiyi ancak toplayabiliyorlar.

Takıldığım bir nokta da Orgeneral Başbuğ'un Trabzon halkı için 'milli konulara duyarlıdır' demesi. İnanın anlamadım Başbuğ kimden ve neden söz ediyor. Aklıma bazı olaylar ve kişiler gelmedi değil, ama onların kastedilmiş olamayacağını düşündüm doğal olarak.

Bir noktada haklı Başbuğ; milli gücün önemli bir unsuru kuşkusuz silahlı kuvvetlerdir. Ancak içinde 'kafes'çiler, ıslak imzalı 'tuzakçılar ve komplocular' barındıran bir ordu güç değil zafiyet unsuru olur 'milli güç' bakımından. İşine odaklı bir ordudur güç, siyasete bulaşan bir ordu çürür.

Orgeneral Başbuğ, TSK'ya karşı 'asimetrik psikolojik harekat' yürütüldüğünü söyledi yine. Bunu yapanların kimler olduğunu biraz biliyoruz: 'bir kısım medya'. Ama daha net bir adrese ihtiyacımız var 'içimizdeki hainler'i tanımak için.

Merak ettiğim ve mutlaka açığa çıkarılması gerektiğini düşündüğüm şu; Başbuğ'un 'bir kısım medya' olarak nitelediği basın yayın organları ile Doğan Grubu'nun 'yandaş medya' dediği kuruluşlar aynı mı?

Başbuğ konuşmasında ipucu veriyor; 'bunlar hep demokrasinin savunucusu görünenler' diyor. Yani hedef, 'demokrasiyi savunan medya'. Demokrasiyi savunan medyayı 'TSK'ya karşı asimetrik psikolojik harekat yürütmekle' suçlamak ne kurmay akla, ne hukuk devleti anlayışına sığar. Orgeneral Başbuğ hangi somut deliller ve mahkeme kararlarına dayanarak 'demokrat medya'yı psikolojik harekat yapmakla suçluyor?

Bana kalırsa Doğan Grubu'nun 'yandaş medya' dediği basın yayın organlarıyla Başbuğ'un 'TSK'ya karşı asimetrik psikolojik harekat' yürüttüğünü iddia ettiği kesimler birebir örtüşüyor. Böyle bir tablo ne anlama geliyor? Genelkurmay'ın bu medya kavgasında işi ne? 'Bir kısım medya'yı sindirerek Doğan Grubu'nun medyada 'tekel' olması mı sağlanacak ve de kurtarılması? Peki karşılığı ne olacak bu işin?

Tuhaf ittifaklar mı kuruluyor, ne? Geçen haftalarda ABD'de katıldığım bir toplantıda, gruptan da birilerinin önünde bir medya grubunu kurtarmak uğruna Türkiye'de demokrasiyi feda etmek isteyenlerin olabileceğini söylemiş, şiddetli itirazlar almıştım. İtirazcıları izlemeye devam edeceğiz.

ZAMAN