Başbakanın gündemi ve aydınlar

Ali Bulaç

Başbakan R. Tayyip Erdoğan'ın muazzam bir sahne hakimiyeti var. Nasıl başarılı sanatçılar gibi performansını salona yansıtabiliyor, hem meydanlarda hem ekranda "halka dokunuyor!"

Siyasette başarılı olan bir lider bittabi gündem oluşturur. Muhtemelen akademik ve magazin dünyası dışında kalan kamuoyu ve elbette en başta medya Başbakan'ın arkasından gidiyor. Türkiye'de aydınlar siyasetçinin arkasından gittiğinden onlar da medya gibi Başbakan'ı takip ediyor.

Başbakan'ın gündem oluşturması her zaman olumsuz değildir. Serinkanlılıkla konuşulması gerekli konular var. Biz henüz ciddi konuları konuşmuş değiliz. Bir siyasetçi, işine gelen konuları gündeme taşımış olabilir. Öyle de olsa konu siyasetin gelişmesine hizmet edecekse, müzakereye açılmalıdır. Durup dururken önemli konular müzakere konusu olmuyor. Bana sorarsanız son zamanlarda Başbakan'ın gündeme taşıdığı "dindar nesil yetiştirmek, imam hatipler, tiyatroların durumu, kürtaj ve sezaryen, Diyanet'le ilgili 136. madde, Çamlıca'ya cami yapılması, başkanlık sistemi veya yarı başkanlık ya da partili cumhurbaşkanı formülü" vb. konuların tartışılması iyi oldu. Ajandada 'sürpriz konular' olduğunu da söyleyebilirim.

Süren tartışmalar -mesela kürtaj konusu- çok öğretici. Bu sayede hem bilgilerimizi artırıp bir kanaate sahip oluyoruz, hem kimin nerede ve hangi bakış açısına sahip olduğunu öğreniyoruz. En iyi öğrenme yollarından biri dikkate değer vesilelerle araştırıp yeni bilgilere ulaşmak, farklı düşünenlerle verimli bir tartışmayı yürütebilmek. Kürtaj tartışması dinin referansları, haklar teorisi ve modern insanın Tanrı-beden-hayat algısı hakkında bize ilginç perspektifler kazandırdı. "Hayat hakkı" karşısına çıkarılan "kişisel tercih hakkı" ve bedenin Allah'ın müdahalesinden özerkleştirilip erkeğe ve kadına mülk olarak verilmesi, kadim Arap cahiliye algı kategorisinin modern felsefenin ruhunda devam ettiğini gösteriyor.

İslam dünyasının laik aydınları Batı'nın tüketicileri. İktidarların taşıyıcı araçları, modernizasyon politikaları ve yaygın ya da örgün eğitimin aptallaştırıcı etkisinde bir uygarlığın giderek derinleşen krizini fark etmeyerek, beşeri, tabii ve kültürel kaynaklarını öğütüp yok eden değirmenine su taşımakla meşguller.

Şimdi AK Parti iktidarı, üç dönemdir ona destek veren aydınların sert muhalefetiyle karşı karşıya bulunuyor. Eleştirilerin bir bölümü salt politik, bir bölümü ise varoluşsaldır, paradigmayla ilgili. İktidar ve onun medyadaki savunucuları İslami referanslarını reddettikleri için kültürel meşruiyetleri boşluğa düşmüş bulunuyor. Tartışmaya açılan konulara felsefi-kelami zemin oluşturacak aydın veya yazar yok, köşe yazıları polemik türünden şeyler.

Liberallerin sert muhalefetine karşılık iktidarı savunmak durumunda olanlar İslamcılıktan muhafazakarlığa geçiş yaparlarken, sürece uygun olarak konformist oldular, onlar artık iktidarı iktidar için savunuyorlar; tanıştıkları yeni mekanlarda geceleri iştirak ettikleri fasılların ağız tadıyla sürmesini istiyorlar. Dünün "İslamcı veya İslami kesim"in yazarları, tıpkı dünün solcuları ve milliyetçileri gibi konformistleştikçe "liberalleşiyor"lar. Hakikatte birkaç liberal sahici yazar ve akademisyen dışında "solcu-sosyalist, milliyetçi ve İslamcı kökenden gelen günün liberalleri" bu düşünceyi konformizmin küresel zamana uyum çerçevesinde meşruiyet aracı olarak kullanıyorlar.

AK Parti seçmeninin orta sınıf ve alt katmanında ve geniş yoksul kitlelerde ise yatışması şöyle dursun, öfkeye dönüşme istidadı kazanan beklentiler var. İktidarın ehl-i rahat aydınları bunu algılayamıyorlar bile. Laikçi medyanın ve klasik aydınların tabii ki miadı dolmuş, ama bu dini içi boşaltılmış diyanete dönüştüren söz konusu konformist muhafazakar gazeteci ve aydınların da miadı dolmuş bulunuyor.

Başbakan gündem oluşturuyor, konuları tartışmaya açılıyor, tezler temellendirilemediği için sonunda Başbakan'ın muhaliflerinin gösterdiği çerçevede politik ve yasal sonuca bağlanıp düzen bu şekilde sürüyor. Istırap çeken hakikat arayıcıları ve sessiz kitleler dışında herkes durumdan memnun.

ZAMAN