“Bangladeş küresel jeopolitiğe geri dönüyor”

"Bütün bölgesel ve küresel jeopolitik değişirken Bangladeş bu süreçte iç politik sorunlar nedeniyle kendisini yeniden konumlandıramadı; BNP hükûmetinin en önemli meydan okuması bu alanda olacak."

Bangladeş Küresel Jeopolitiğe Geri Dönüyor

Mehmet Özkan / Fokus+


Bangladeş’te 12 Şubat 2026’da tarihi bir seçim gerçekleşti. Bu seçimler hem katılım oranı hem de ortaya çıkan siyasi tablo açısından dikkat çekici bir durum ortaya koydu. Seçime katılımın %60 seviyesinde gerçekleşmesi, ülkedeki siyasi mobilizasyonun Temmuz 2024’te başlayan protestolar sonrasında dönemin başbakanı Sheikh Hasina’nın ülkeyi terk etmesi sonrasından hala güçlü olduğunu gösteriyor. Aynı şekilde seçimle beraber oylanan ve belirli değişiklikleri öneren referandumda da %63 oranında evet çıkması, toplumun önemli bir kesiminin değişim etrafında konsolide olduğunu düşündürüyor. Peki bu seçimlerin sonuçlarını nasıl okumak gerekir? 

300 milletvekilinden oluşan parlamento için yapılan seçimde Bangladeş Millyetçi Partisi (BNP) büyük çoğunlukla seçimi kazandı. 213 sandalye kazanan BNP, ülkeyi tek başına önümüzdeki beş yıl boyunca yönetecek. En büyük muhalefet ise Bangladeş Cemaati İslami oldu. 76 sandalye kazanan Cemaati İslami hem muhalefet görevini üstlenecek hem de siyasal anlamda daha görünür hele gelecek.  

Seçim sürecinde genel beklenti, BNP’nin kazanması yönündeydi. Ancak seçimlerin asıl merak edilen boyutu, Cemaat’in nasıl bir performans sergileyeceğiydi. Özellikle kırsal bölgelerde Cemaat’in oylarını artırmış olması, partinin tabanını yeniden yapılandırdığına ve taşra siyaseti üzerinden etkisini genişletmeye çalıştığına işaret ediyor. Bu durum, şehir-kırsal ayrımının Bangladeş siyasetinde daha belirgin hale gelebileceğini gösteriyor. 

Bangladeş Milliyetçi Partisi (BNP) Lideri Tarık Rahman

Öte yandan, BNP’nin aldığı 53 milletvekilinin 5 bin oyun altında bir farkla seçimi kazanmış olması, seçimin aslında farklı sonuçlanabilme ihtimalini de gösteriyor. Bu kadar dar farklarla kazanılan sandalyeler hem seçim güvenliği tartışmalarını hem de gelecek seçimlerde Cemaati İslami’nin siyasal olarak daha güçlü çıkabilme ihtimalini beraberinde getiriyor.  

Seçim sonrası temel meseleler

Seçim sonrası Bangladeş siyasetinde dört temel mesele var. Bunlardan birincisi Cemaati İslami’nin ana muhalefet partisi olmasıyla beraber ülkede yapılacak olan İslam-Demokrasi, laiklik ve dinin siyasetteki rolü tartışması. Özellikle Hindistan ve batı etkisindeki dahil belirli kesimlerin bu tartışma üzerinde Cemaati İslami’yi savunmacı bir duruma sokması kaçınılmaz gibi görünüyor. Bu tartışmalar Ortadoğu tecrübesine bakıldığı zaman aslından zaman kaybından başka bir şey değil, çünkü bu konuda teori pratiği yönlendirmiyor; aksine pratik teoriyi yönlendiriyor. Bu gerçekliğe rağmen Bangladeş hakkında bu konuda önümüzdeki dönemde çok tartışma duyacağız. 

İkinci temel mesele ekonomi. 175 milyon nüfuslu ülkenin ekonomi son derece kötü ve insanların çoğu sefalet içerisinden yaşıyor. BNP hükümetinin ekonomik performansı bu konuda kendisiyle alakalı ne belirleyici etken olacak. Ekonomi yanında eğitim, sağlık ve sosyal politikalar konusunda da BNP hükümetini ciddi sınavlar bekliyor. 

Ülkedeki üçüncü temel konu ordunun durumu. Bangladeş ordusu göreceli olarak güçlü olmasına rağmen bölgedeki ülkelere bakılınca kısmen geride kaldı. Savunma sanayi açısından çeşitli ülkeler burayı hem bir pazar hem de potansiyel etki alanı olarak görüyor. Ülkedeki iç siyasetin kırılganlığından gitmesi sonrası potansiyel ordunun müdahalesi şu an için rafa kalkmış olsa da Bangladeş siyasetinde ordunun etkisi dikkat edilmesi gereken bir faktör, çünkü ordu aynen Mısır ve diğer ülkelerde olduğu gibi ekonomik anlamda da bir aktör.  

Dördüncü ve bütün diğer faktörleri etkileyecek konu ise dış politika. Bütün bölgesel ve küresel jeopolitik değişirken Bangladeş bu süreçte iç politik sorunlar nedeniyle kendisini yeniden konumlandıramadı. BNP hükûmetinin en önemli meydan okuması bu alanda olacak. ABD, Bangladeş’te Çin etkisini sınırlamak istiyor; Hindistan ise Pakistan etkisini sınırlamak istiyor. Fakat gerçekçi bir dış politika da ne Hindistan’ı ne de Çin’i kenarda tutmaya çalışan bir dış politika Bangladeş açısından maliyeti çok yüksek sonuçlar üretir. Dolayısıyla BNP liderliğindeki Bangladeş’in dış politikasındaki en büyük meydan okuma, aynı anda iki ayrı güç dengesi içinde konumlanma zorunluluğudur. Bir tarafta tarihsel, coğrafi ve güvenlik boyutları güçlü olan Pakistan–Hindistan dengesi; diğer tarafta ise ekonomik, stratejik ve küresel ölçekte belirleyici olan Çin–ABD rekabeti bulunmaktadır. Bu iki eksen, Bangladeş’i yalnızca bölgesel bir aktör olmaktan çıkarıp, Hint-Pasifik jeopolitiğinin önemli bir parçası haline getirmiştir. Dolayısıyla Dakka yönetiminin temel sorusu şudur: Büyük güçler arasında taraf mı olunmalı, yoksa dengeli ve çıkar odaklı bir strateji mi izlenmeli? 

Bangladeş’in 1971’de Pakistan’dan ayrılarak bağımsızlığını kazanması, bu üçlü ilişkiyi tarihsel olarak hassas bir zemine oturtmuştur. Hindistan, bağımsızlık sürecinde Bangladeş’e destek vermiş ve iki ülke arasında o tarihten bu yana stratejik bir yakınlık oluşmuştur. Sınır güvenliği, enerji ticareti, ulaşım bağlantıları ve ticari ilişkiler bakımından Hindistan, Bangladeş için vazgeçilmez bir komşudur. Buna karşılık Pakistan ile ilişkiler daha sınırlı ve temkinlidir. Tarihsel travmalar ve siyasi hassasiyetler, ilişkilerin derinleşmesini zorlaştırmaktadır. Bununla birlikte Bangladeş’in tamamen Pakistan’dan uzak durması da İslam dünyasındaki diplomatik konumunu daraltabilecek bir unsurdur. Bu bağlamda Bangladeş açısından temel mesele, Hindistan ile iş birliğini sürdürürken bağımlı bir görüntü vermemek; Pakistan ile ise kontrollü ve pragmatik bir normalleşme süreci yürütmektir. Bölgesel istikrar, Bangladeş’in ekonomik kalkınması için kritik olduğundan, Dakka’nın Güney Asya’daki bloklaşmalardan kaçınması rasyonel bir zorunluluktur. Dolayısıyla Hindistan ile ilişkilerde ekonomik ve teknik iş birliği öne çıkarılmalı, güvenlik alanındaki koordinasyon şeffaf ve karşılıklı çıkar temelinde sürdürülmelidir. Pakistan ile ise ideolojik değil, ekonomik ve diplomatik temas odaklı bir ilişki geliştirmek daha sürdürülebilir bir yol olacaktır. 

Bangladeş’in karşı karşıya olduğu ikinci ve daha karmaşık denge hattı Çin ile ABD arasındaki küresel rekabettir. Çin, son yıllarda Bangladeş’in en önemli altyapı yatırımcılarından biri haline gelmiştir. Liman projeleri, enerji santralleri, köprüler ve ulaşım ağları gibi büyük ölçekli yatırımlar, ülkenin kalkınma hedefleri açısından kritik önemdedir. Ayrıca savunma alanında Çin önemli bir tedarikçi konumundadır. 

Öte yandan ABD, Bangladeş’in en büyük ihracat pazarlarından biridir. Özellikle tekstil ve hazır giyim sektörü açısından Amerikan pazarı hayatı önem taşımaktadır. Bunun yanında Washington yönetimi, demokrasi ve insan hakları konularında zaman zaman yaptırım ve baskı araçlarını devreye sokabilmektedir. ABD’nin Hint-Pasifik stratejisinde Bangladeş’in jeostratejik konumu, ülkenin önemini daha da artırmaktadır. 

Bu tablo Bangladeş için ciddi bir denge sorunu yaratmaktadır. Çin ile aşırı yakınlaşma, ABD ile ilişkilerde gerilim ve olası ekonomik yaptırımlar riskini beraberinde getirebilir. ABD ile açık bir hizalanma ise Çin yatırımlarının azalmasına veya siyasi baskıya yol açabilir. Dolayısıyla Bangladeş’in çıkarı, bu iki güç arasında taraf olmaktan ziyade her iki tarafla da iş birliğini sürdürebilecek esnek bir diplomasi yürütmek olacaktır. 

Türkiye açısından Bangladeş seçimlerinin önemi ayrıca değerlendirilmelidir. Bangladeşliler Türkiye’den ekonomi, savunma sanayi, sağlık ve eğitim konusunda özellikle destek beklemektedirler. Ayrıca Cox Bazar bölgesinde Arakanlı mültecilere yönelik İHH başta olmak üzere Türkiye’den sivil toplum kuruluşlarının yıllardır yaptığı desteğin devam etmesi ve hatta artması bir başka bir beklentidir. Bütün bunların ötesinde Bangladeş, Türkiye’nin Asya açılımında Güneydoğu Asya ile Batı Asya arasında kilit bir konumda bulunmaktadır. Bunu Türkiye bir fırsat olarak görmesi ve Bangladeş’e yeni bir gözle bakması isabetli olacaktır.  

Yorum Analiz Haberleri

Avrupa ve güç politikasının yeniden keşfi
Üslup sorundan daha derin
Bir anlam ve varlık uyanışı olarak Ramazan
"Epstein bir istisna değil, modeldir"
“Epstein Vakıası, neoliberal hayat tarzının çıplak gerçekliğidir”